Yolculuk

Bir gün biz bambaşka bir yere, tam da özlediğimiz gibi aşkla bakarken arkamızdaki duvarlar yıkılacak. Biz fark etmesek de —vakit tamam olduğu, zamanı geldiği için— yıkılacak çevremizi kuşatan sırlı zırh. O vakit terk edeceğiz avucumuzda kalan son kum tanelerini; binlercesine umut bağlamış olsak da bir zamanlar. Bizi taşkın sular değil, coşkun okyanus dalgaları alıp götürecek uzak diyarlara. Tıpkı bir hindistancevizi gibi sürükleneceğiz o sahilden bu sahile —sessizce, direnmeden. Aylar sonra akpak bir kumulda yeşerecek o uzun yolculuğun ilk filizi. Yıkılan duvarların gümbürtüsü, bizi bambaşka bir iklimde yeniden doğuracak.

Yollar değişir. Hikayeler doğar.

Kim oturmuşsa yanıma tüm yolculuklarımda, onun benden daha güzel bir bahçesi olsun isterim. Kendi bahçesindeki gülün rengini göremeyenin, bana bir gül goncası sunamayacağını bilirim.

Rüzgar gibi, tenimizi yalayıp geçiyor ömür. Bir kayadan diğerine seker gibi —o sıçramalar sırasında içi hoplatan heyecanlar gibi— nefes aralıklarını sıklaştıra sıklaştıra, başı döndürerek geçiyor yaşam. Bir gün buradayız, diğer gün şurada, sonraki sabah uzakta; yerden yurttan medet umup, havasından heves alıp, imrene imrene uçuyor ömür —arkasına bile bakmadan.

Kimi hayatlar demir kazıkla bağlı limana; hiç tükenmeyecekmiş gibi yaşanıyor. Kimileri birazdan sır olacakmış misali bir başka hayata sıkıca tutunuyor. Bazı canlar malda, maddede, makamda buluyor anlık saadeti; bazıları ise yarın olduğunda içinde kalacağı kalpte. En uzun yaşayana “daha seksen” deniyor, en kudretli makamlar bile bir solukta el değiştiriyor. Her elbise altındaki ten evladiyelik sanılıyor —oysa en mukavemetli kumaş dahi zamanın dişlerinde iplik iplik sökülüyor. Değer mi, birkaç mevsimlik saltanat için bu dünya hevesine?

Sahipsizliğin ülkesidir eylül geceleri. Bir o yandan bir bu yandan dalar zihnin derinlerine; bir yaza koşturur insanı, bir sonraki bahara. Sahipsizliğin şiiridir eylül geceleri —sıcaklığına sığınılmış mumun alevini dahi rahat bırakmaz, savurur bir o yana bir bu yana. Geceye atfolmuş ne varsa yakasından tutar, yerlere serer. Tenin üstüne kar yağdırır durduk yere; içi yansa da üşütür insanı eylülün geceleri.

Bir yerde hep eylüldür aslında. İçimizde.

Yorum bırakın