Hallstatt – Avusturya (Dünyanın en eski tuz madeni)

Size desem ki gelin şöyle bir yedin bin yıl önceye gidelim, eminim bir irkilip yüzüme -haklı olarak- şaşkınca bakar, -belki de istemsizce- hadi canım sen de dersiniz. Ama bu yazı gerçekten de öyle bir geçmiş yolculuğunun anısına yazıldı. Hallstatt Tuz Madeni dünyanın en eskisi olmasıyla ünlü. Doğal tattaki güzelliği ile şiirler yazdırabilen bu müstesna köy aynı zamanda böyle tarih üstü bir zaman yolculuğu da vaat ediyor. Önce Salzburg, sonra Hallstatt; keyifle okunsun…

Sırtında binlerce yıllık tuz madenini taşıyan mütevazı köy, Hallstatt

Salzburg

Salzach Nehri kenarına kurulu Salzburg, adını buraya ilk yerleşenlerin hayatlarını kazandıkları zengin tuz madenlerinden almış. Klasik müzik dehası Mozart’ın doğum yeri de olan şehir Avusturya’nın dördüncü büyük kenti. Salzburg, Almanya sınırında, Alp Dağları’nın eteğinde kültür, sanat, coğrafya, iklim gibi özellikleriyle tam bir Bavyeralı (Bayernli). Bavyera eyaletinin başşehri olan Münih’e çok yakın (150 km). Başka bir ülkenin kenti olmasına rağmen Bavyera bölgesinin avantajlarından o da yararlanıyor. Örneğin bölge şehirleri için geçerli olan uygun fiyatlı tren biletleri Salzburg için de kullanılabiliyor. Salzburg’da ve çevresinde gezilecek görülecek çok yer var. Bu yazının amacı Hallstatt ve dünyanın en eski tuz madeni olduğu için doğrudan o konuya geçmek istiyorum.

Hallstatt

Hallstatt

Fotoğraf meraklıları için pek cazip yerlerden birisi Hallstatt. Kendi adını taşıyan gölün güneybatı kıyısında yerleşik küçücük bir köy. UNESCO Dünya Miras Alanı içinde yer alıyor. Salzburg,’a 80 km uzaklıkta, Graz karayolu üzerinde. Özel araçla bir saatten biraz fazla sürüyor görünse de muhteşem manzaralarla karşılaştıkça fotoğraf çekmeden yol almanın imkansız olduğu da hesaba katılmalı. İki aktarmayla gerçekleşen toplu ulaşımla iki buçuk saat kadar sürüyor. Salzburg Merkez Tren istasyonunun önünden kalkan 150 (Salzburg-Bad Ischl) numaralı otobüsle önce küçük bir köy olan Bad Ischl’a buradan da yine bir başka belediye otobüsüyle Hallstatt’a erişiliyor. Yolculuk, bildiğimiz Alp manzaraları eşliğinde Fuschl ve Wolfgang Göllerinin kenarlarından geçerek sürüyor. Otobüs sefer planlarına bu (https://salzburg-verkehr.at/en/) bağlantıdan erişilebilir. Hallstatt’a trenle ulaşımın mümkün olduğunu da belirtelim.

Bad Ischl
Alplerden bir klasik
Hallstatt’taki halamızın evi (!)

Bugün için turizm de bir gelir kaynağı olmasına rağmen Hallstatt tarih öncesi çağlardan kalma tuz üretimiyle biliniyor. Dünyanın en eski tuz madeni burada. Avrupa’nın en eski ahşap merdiveni ve yerden 360 metre yükseklikteki “Dünya Mirası Manzarası” ile serbest yüzen Skywalk da Hallstatt’ta. Her şeyin aynısını yapmak, üretmek, taklit etmek konusunda sınır tanımayan Çinliler, kardeş şehir olan Huizhou kentinde bu köyün birebir ölçekli ikizini kurmayı da ihmal etmemişler.

Tuz madeni

Köyün hemen üzerindeki dağda yer alan Hallstatt Tuz Madeni gibi Avusturya’da turistik amaçlı ziyaret edilebilen iki (Hallein ve Altaussee) maden daha var. Bunlar her zaman ziyarete açık olmayabiliyor (https://www.salzwelten.at/en/).

Füniküler yolu
Bir kaç dakika içinde bambaşka bir dünya

Deniz seviyesinden 838 m yüksekteki vadiye ulaşım için füniküleri kullanmak zaman kazanma açısından en iyi seçim. Bir kaç dakika içinde, yemyeşil bir çayırda, korunaklı dağ zirveleri arasına gizlenmiş göz alıcı çiçekli bitkileri, eşsiz göl ve köy manzarasıyla bir Alp yamacında buluyorsunuz kendinizi. İlk anda büyülenmeniz için tüm bunlar yetmezmiş gibi ömürdeki kısalığın derdini hiçe saymış onlarca kelebek saçlarınıza dokunmak için yarış ediyor adeta. Biraz okuma yaparak gediyseniz, bastığınız yerlerin tarih öncesi zamanlardan ayak izleriyle dolu olduğunu anımsıyor, ürperiyorsunuz. Etkilenmemek mümkün mü? Sol yanınızı ele geçiren doğanın olanca sesi ve rengi sizi ormanın içine doğru davet ederken gözleriniz bir yandan da Dünya Mirası bir manzara vaat eden ve sağınızda kalan heybetli platforma kayıyor. Seçim yapmak çok zor. En unutulmaz hangisi olmalı, hangi tat kalmalı damakta diye düşünürken Hallstatt çatılarını 360 metre yukarıdan izleyelim, zamanın durduğu bu ana tanıklık edelim diyorsunuz. 12 metre uzunluğundaki büyük bir kalkanı andıran bu platom ucuna doğru yüründükçe ve altının boşaldığını izledikçe tatlı bir heyecan vermiyor da değil hani. En uca vardığınızda, nefesinizi tutup sadece kulaklarınıza erişen tatlı esintiye bedeni ve ruhu bırakmak en keyiflisi. Onlarca fotoğraf karesini, lezzetinden kuşku duymayacağınız bir bisküvi pastası gibi üst üste dizseniz ne olur, o fotoğraflar aynı hazzı verebilir mi? Elbette hayır, nesnel olarak duyumsatsa bile ayağınızın altındaki boşluk duygusunu nasıl yaşatacak size bir dijital sahne?

Çatıdan Hallstatt
Ayaklarınızın yerden kesilmesine hazır mısınız?
Skywalk, boşluk

Sonra, tarih öncesi yerleşimcilerin ayak izlerini takibe düşerek yemyeşil vadiye ilerlemek, ormanın çekici uğultusunu duymaya başlamak bir başka heyecan eşiğinde kapının açılmasını beklemek gibi geliyor. Henüz ardınızda kalan derince iç çektirmiş sahneleri sindirememişken bu defa orman ağaçlarının devasa gövdelerinden salınan narin kokular ve onlara eşlik eden sarı, pembe, mor çiçekli ağustos çiçekleri gözlerinizdeki ışığın ferine fer katıyor. Milattan önceki zamanları işaret eden tuz madenciliğinin yaşına binaen maden girişinde varlığından haberdar eden mezarlığın Milatta Önce 800 ila 450 yıllarına tarihlenmesi tüylerinizi daha da ürpertmeye yetiyor. Tarih şeridinde Demir Çağı’na doğru ilerlediğinizi (gerilediğinizi) düşünmek belki de az sonra gireceğiz madeni sahasında göreceklerinizden de bir haber niteliği taşıyor. Mevsim yazsa -ki ağustos çiçeklerinden söz edildi az önce- bir Anadolu kültürünün buralarda da yaşamakta olduğuna tanıklık etmek insana şaşırtıcı gelebiliyor. Çobanları, koyunlarını daha semiz otlarla buluşturmak için buralara getirmiş olması kültürün evrenselliğine işaret değil de nedir? Çocukların kuzuların yünlerini okşama isteğine dair atılganlığına ne demeli? Sevinçli anlar olsun, en çok çocuklar için.

Sanki bahar
Orman yolu

Ve sonra, elbette tarihi yaklaşık 7.000 yıl öncesine kadar uzanan ve tuz madenciliğinin başlangıcına kadar sizi götürecek olan gösteriye, maden sahası keşifine geliyor sıra. Heyecan verici atmosfere girişiniz, hazırlık odasında üzerinize giymeniz için verilen madenci tulumlarıyla başlıyor. Alnında açılış tarihi olarak 1789 yazan bir tünele doğru adım adım ilerleyip içine intikal ettikçe, bu dar kanalda yürüyüş sırasında bir madencinin hislerinden bir kısmını da bir bir üzerinize giymeye başlıyorsunuz. Adım sayısı arttıkça, aşağı yönlü iniş derinleştikçe duvarlardaki zaman şeridinde hiç bir simge olmasa da tarih kitabında geriye doğru gittiğinizin farkına varıyorsunuz. Eğlenceli hale getirilen madenin derinliklerine ilerleme işi kimi yerlere kurulmuş ahşap kaydıraklarla gerçekleşirken madenin tarihçesi ve tarihselliği güncel teknolojinin de desteği ile müthiş görsellikle sürüp gidiyor. Yüzeyin metrelerce altında, vaktiyle tuz çıkarılmış galerilerin önlerinden, yanlarından geçtikçe rehberlerce yapılan anlatımlar nasıl da güç koşullarda çalışılmış olduğunu da gözler önüne seriyor, etkileniyorsunuz.

Sonra eğik bir insan yüksekliğinden fazla olmayan oldukça dar bir tünelde, ağaçtan yapılmış birer kişilik taşıma vagonlarından biri sizi hızla ama gerçekten hızla madenin dışına çıkarıveriyor, artık dağılıyorsunuz. Daha az önce, bilmem kaç metre derinde acıklık bir göçük altında kaybolma öyküsü ile sarsılmışken bir anda yüzlerce yıl beriye, güncel zamana dönmüş oluyorsunuz. Kıyafetleri çıkarıp teslim ederken elinize hatıra niyetine bir küçük beyaz tuz tüpü bırakılıyor, avucunuzda sıkıştırıp bugüne yeniden merhaba diyorsunuz.

On line bilet ve ücretler için : https://www.salzwelten.at/en/hallstatt/mine/

Madenin girişi
Tebdil-i kıyafet
Madenin içine ilerliyoruz
Derinler
Eskiler
Damarlar
Eskiden
Biraz da eğlence, kaydırakla daha derinlere
Tuzlar
Tuz damarı
Geçmişe yolculuk, görsel şölen
Sonuç

Balıkpazarı, Hamburg – Almanya

Hamburger, Fischmarkt, bir pazar sabahı erken saatler

Hamburg, Fischmarkt (Balık pazarı). Meşhur bir yer. 1703’ten beri. Balık, çicek, meyve, giysi, hediyelik eşya, tatlı, kahve, sebze ve hoş, samimi bir atmosfer… Meraklı turistler ya da yerli halk, kim varsa o erken saatte pazarda dolaşan, bağıra-çağıra tezgahlarına davet eden satıcıların ilginç gösterilerinden alıkoyamaz kendilerini sanırım.

Barmbek yönüne giden U3 trenine binip Landungsbrücken durağında iniyoruz. Bu durakta inmekle Hamburg’da görülmesi gereken yerlerden biri olan Tarihi St. Pauli Elbe Tünelini de ziyaret etme imkanı buluyoruz.

Elbe Nehri kıyısından yürüyüp Fischmarkt bölgesine geliyoruz. Limanda, geniş araç park alanına kurulu pazarın bu bölümü, kolayca, karavandan pazar tezgahına dönüşebilen araçlardan oluşuyor.

Hamburg, Fischmarkt

Göçmen oldukları belli bu insanlar, her pazar sabahı beşte buraya geliyor ve uygun fiyatlı ürünlerini bolca satarak sürümden kazanmak için çaba harcıyorlar. Normal zamanda bu tür davetlerle karşılaşma imkanı olmadığı belli kimi ziyaretçiler gülerek ilerlerken kendilerini tezgahların önünde dikiliyor buluyorlar. Belki de ellerinde bir torbayla pazarda dolanmaya devam ediyorlar.

Tatlıcı Ender abimizin çığırtkanlığa ihtiyacı olmadığı belli ki yardımcısıyla paketlemeye zor yetişiyor. Gaziantep denince damağınıza ne tür tatlı hissi düşüyorsa işte bu abimiz o hissi buradakilere bulaştırmış besbelli.

Pazarın ilerisi de daha çok meyve, sebze gibi mutfak ihtiyaçları için kurulan bildiğimiz pazar formatında. Burada da aynı şeklide yüksek miktarlı satışlar, uygun fiyatlarla yapılıyor. Avrupa’da pek sık rastlanamayacak pazarlıklı alış-veriş burada neredeyse olağan. Çok al, az öde. Ürünler asla ikinci sınıf değil, amaç da kalitesi düşük ürünü elden çıkarmak değil, o da belli. Adı sanı belli abur cubur çeşitleri kadar giyim eşyalarının da benzer şekilde satıldığını görüyorsunuz. Kimi çikolataların, müşterinin eline verilen şeffaf torbalara satıcı tarafından sırayla doldurulması, üzerine “haydi bu da benden” denilerek ekstraların eklenmesi bu pazarın en tipik ritüeli gibi geldi bana.

Herkes pazar için burada değil kuşkusuz. Bazıları pazar sabahı kahvaltısını ekmek arası balıkla ya da diğer yöresel yiyeceklerle yapmaya gelmiş. İhtişamlı Hamburg Limanı manzaralı bu pazar sabahı öyle sıradan bir etkinlik olsa az sonra bahsi geçecek olanları hiç açıklayamayız.

Az ilerde, kırmızı gövdeli, tombul çatılı bina demir, cam ve tuğladan yapılmış eski balık hali. 1896 model. Burada önceleri mezat yapılırmış (balık mezatına kando dendiğini biliyor muydunuz?). Şimdiyse burası bir etkinlik hallesi. Yüzyıllık binada, gruplar sahne alıyor, rock ve jazz konserleri veriyorlar. Sabah beş civarında, bölgedeki (Reeperbahn) eğlence yerlerinden çıkanlar için burası farklı bir pazar sabahı teklif ediyor.

Eğer bir fırsat bulup siz de Hamburg yaptıysanız ve bir pazarınız da varsa sabahın köründe siz de Fischmarkt’a gideceksiniz. Ya cumartesi gecesinin sonunda ya da sabah erkenden uyanarak geleceksiniz. Pazar sabahı saat beşteki ortam için endişe duymanıza hiç gerek yok. O saatte tüketilen içeceğin kahve olduğunu göreceksiniz. Salonu dolduran insanlar gayet sakince ellerindeki sandviçlerini tüketirken şarkılara eşlik ediyor olacaklar. Müzik yeni gruplarla devam edecek. Taşkınlık hiç olmayacak.

Dışarıdaki pazarda aynı saatlerde alış veriş başlamış olacak, sabah beş (kışın 06.00, https://www.fischauktionshalle.com/). Ekmek arası balıktan file file tropik meyvelere; Gaziantepli baklavacı abiden çorapçıya kadar herkes orada. Bu bir ritüel. Taşkınlık yok. Uygun fiyatta alışveriş, sonra sosyallik.

Üst katlardaki mekanlarda kahvaltı alabiliyorsunuz. Ya da diğer salonları etkinlikler için kiralayabiliyorsunuz. Ama pazar sabahı buradaysanız güne güzel bir başlangıç yapmanın en sade, en keyifli yolunu bulmuşsunuz demektir.

Bu fotoğraflardaki sosyallik, sadelik ve nezihlik etkiledi beni. Dikkat edin insanlara ne kadar yakın ve samimiler. Bu şu günün dünyasında istenmeyen şeydir belki de. Birey olmamız ve hep birey kalmamız isteniyor olabilir. Üst neslin bundan vazgeçmesi bekleniyor olabilir. Ancak insanlar eve kapandıkça daha çok sosyal medya kullanır oldu değil mi? Bunun bir anlamı olmalı. Daha çok sesli görüşme yapıyor herkes. Peki bu neden? Haydi iyi tarafından bakalım; elimizden kaymakta olanın kıymetini bilmeye başladık mı, ne dersiniz?

Candaki

Levent Şık Yazıları

İçeriğe atla ↓