Köln – Almanya

Başlıklar

Özet

Bazı kentlerin bizler için ayrı bir anlam ifade ettiğini biliriz. Burada kast edilen “anlam” kuşkusuz nesnellikten öte kavramlardan beslenir. İlkokula başladığımız günü hatırlamayız belki. Ama -okula yürüyerek gitme şansımız olduysa- o yürüyüş sırasında gördüğümüz kimi şeyler daha sonra hep gözümüzün önüne gelir. Top oynarken susadığımızda ağzımızı dayayıp kana kana su içtiğimiz köşebaşındaki çeşme mesela. Ya da mahallenin çocuklarına ceketinin cebinden çıkardığı torbadan şeker veren dede.

Zihnimiz, bizi geçmişteki tatlı anlarımıza bağlayan an kareleriyle doludur. Ruhumuz dara düştüğünde yeniden hayata döndürme gücüne sahip can simitleri.

İstanbul’da doğmuş, içinde serpilmiş büyümüş olsaydım gittiğim tüm dünya kentlerinden özlemle yine İstanbul’a dönerdim. Şu günkü hali bile ışığına koşmama engel olmazdı. Oysa ben Köln’de doğdum. Şimdi nereye gidersem gideyim bu şehrin kokusunu duymak için bir şekilde onunla ilişkili bir plan yaparken buluyorum kendimi. Ona ulaşmaya dair bir bilet hep hazırımda.

Onun sokaklarında dolaşırken “bilindik yer konforu” rahatlığını, kolaycılılığını hissediyorum. Henüz yedi yaşımdayken kendi başıma binmeye başladığım, numaralarını, güzergahlarını ezbere bildiğim otobüsler, tramvaylar hatlarına kadar bugün de aynı. Kuşkusuz arada geçen yarım asıra yakın zamanda kent büyüdü, nüfusu arttı. Bazı hatlar uzadı, yenileri eklendi. Ama benim ilk öğrendiklerim hala yerli yerinde. Sokak ve caddelerde seyreden tramvayların büyük bir bölümü artık yerin altında. Yetmişli yılların sonundan itibaren peyder pey gerçekleşen bu yeraltına inişe çocuk gözlerim ve kalbimle tanığım.

Yaşadığımız mahallelerin, sokakların, kaldığımız evlerin numaraları dahi değişmedi, aynı. En son oturduğumuz evin ahşap ve ağır bir kapısı vardı. O kapı daha hafif ve daha şık bir tasarımla yenilenmiş. Zildeki isimlerde değişiklikler olmuş. Artık bizim tanıdığımız kimse kalmamış. Ama örneğin benim hayran olduğum ahşap trabzanlar bakımlı, cilalı aynı güven verici duruşlarıyla yerlerinde. Kendimi bildiğimden itibaren anımsadığım, evimizin arkasındaki daha çok yapı boyaları satan market bile aynı yerinde, aynı isimle çalışmayı sürdürüyor.

İlk bisikletimle içinde fink attığım park… Gölgesinde piknik yaptığımız iri kıyım ağaçlar ya da yeşil alanla toprak yürüme yollarını sınırlayan çizgiler… Gül bahçesi, göl; gölün kenarındaki kafe/biraevi, göldeki gezinti tekneleri… Evimize yakın eczane, marketler, otobüs durakları, Aral Petrol istasyonu, kilisenin anaokulu, laboratuvarındaki malzemeleri gelip geçerken dikkatimi çeken teknik lise, otel, lotocu…

İnsan böyle geçmiş birikimleriyle içinde yaşattığı yerleri bir gezgin gözüyle irdeleyip metne dönüştüremiyor. Neresinden başlarsınki? Ya da hakkını verebilecek misin bakalım yazdıklarınla? Dahası acaba anılarındaki kenti bugün bir okuyucuyla ne kadar paylaşmak istiyorsun? Senin görüp hissettiğin şey okuyana ne kadar geçecek? Ya senin verdiğin kıymet küçümsenirse, “bu muydu o öve öve bitiremediğin yer” aymazlığına indirgenirse…

Bunları, bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, bunca yıl beni ne tuttu acaba dediğim şu sırada düşündüm. Mutlaka başka sebepler de vardır. Ama ilk aklıma geliverenler bunlar oldu. Sizin de var mı böyle kaygılarınız ya da gizde tuttuğunuz, kıskançlık ettiğiniz anılarınız? Varsa yorumlara yazarsanız mutlu olurum. Zira bu konudaki fikrimi hem netleştirmek hem de sizinkilerle birleştirip zenginleştirmek isterim. İnsan insanda çoğalır neticede.

Bu yazım bir gezi yazısından ziyade anılara yolculuk tadında olacak gibi. Sizleri yeni bir kentte gezdirmek isterken kişisel tarihimden anektodları da araya serpiştirmiş olacağım kuşkusuz. Keyifle okunsun dilerim.

Yolculuk

Yine yolculukla başlayayım. Köln altmışlı yıllardan itibaren ciddi sayıda Türk vatandaşı için önce gurbet, sonra doyulan yer, şimdilerde ise asıl vatan olmuş bir şehir. Almanya’da, Türkiye ile ilişkili 3-3,5 milyon insan yaşıyor. Burada vatandaşlık bakımından farklı durumlar olduğu için rakamları ayrıntılandırmak onlardan ne beklediğimize bağlı olacak. Özellikle son yıllarda çifte vatandaşlık, birini seçmek vb konulardaki yaklaşım değişiklikleri bu sayıların değişmesine yol açtı.

Şu gerçek ve net ki ülkemizle bağlantılı insanların yoğun olarak yaşadığı eyalet Kuzey-Ren Vestfalya’dır. Bu eyaletin Köln, Düsseldorf, Münster, Solingen, Aachen gibi daha çok sanayisi ile ön planda olan kentleri vardır. Ancak bunun yanında üniversiteleri, yüksek yaşam kalitesi sunan kentleşme, doğa ile iç içelik, sık ormanlara yakınlık gibi sebepler ayrıcalık olarak görülür. Ren ve Ruhr Nehirleri arasında kalan verimli topraklar, maden ocakları, çeşitli kollardan sanayi tesisleri buralardaki insana olan ihtiyacı hep canlı tutmuş.

Hal böyle olunca ülke dışında çalışmak üzere gelenler de bu bölgelerde kendilerine yeni ve nitelikli yaşam alanları oluşturmuşlar. Bugün, Türkiye çıkışlı olmak üzere Almanya’ya uçak seferlerinin en gözde şehri Düsseldorf. Bu şehre haftada üç yüzün üstünde uçuş yapılıyor. Köln-Bonn Havalimanı da yine yoğun uçuş alan havalimanlarından biri. Farklı havalimanlarımızdan, farklı şirketlerin uçaklarıyla Köln’e ya da çok yakın olan Düsseldorf’a gelmek mümkün. Bu yolculuklar ortalama 2,5-3 saat sürüyor. Düsseldorf havalimanından (DUS) yaklaşık bir saatlik bir tren yolculuğu ile doğrudan Köln merkez tren istasyonuna (Köln Hbf) ulaşılabiliyor.

Köln Bonn Flughafen (Köln Bonn Havalimanı)

Köln Bonn Havalimanından ilk uçak 1913’te havalanmış. 1938”de Alman Ordusu burayı kullanmış. II. Dünya Savaşından sonra İngiliz ordusu havaalanını devralarak genişletmiş. 1953 yılında sivil uçuşlara açılmış. Altmışlı yılların başında yeni bir terminal eklenmiş.

Köln-Bonn Havalimanı

Almanya Batı ve Doğu olmak üzere iki bölümken Batının başkenti Bonn’du. Bonn’a en yakın (35 km) havalimanı ise bu havalimanı olduğu için başkentin adının da havaalanının ismide olması tercih edilmiş. Savaş sonrası ilk Alman şansölyesi olan Köln’lü Konrad Adenauer’in ismi de limanın isminde bulunuyor.

Çalışmak üzere Almanya’ya giden ilk Türkler İstanbul Sirkeci Tren Garından kalkan kömürlü trenlerle taşınmış. Yetmişli yıllarda sivil havacılığın ticari uçuşları destekleyecek şekilde gelişmesiyle Köln Bonn ile birlikte Düsseldorf havalimanı da İstanbul’a uçuşlar için önemli konuma erişmiş.

Köln Bonn Havalimanından kent merkezine gelmek için çok sayıda seçenek mevcut. Alana ilişkin ayrıntılar burada. Toplu ulaşım tercih edilecekse S19 banliyö treni ortalama 20 dakikada sizi Köln Hbf’a getirir. S19 dışında bölgesel (R) trenler de aynı yolculuğu yapma imkanı sağlar. Ulaşım konusunda burada detaylı bilgi mevcut.

Toplu ulaşım araçlarında yolculuk için otomatik bilet makinelerinden uygun bir seyahat bileti almanız gerekiyor. Önceki yıllarda sıkça bilet kontrolü olmamasına rağmen son zamanlarda ciddi bir bilet kontrolü yapıldığına tanık oldum. Özellikle 2023 ve 2024 yıllarında Almanya’da yüze yakın trene bilmişimdir. Bindiğim hemen her trende kontrolör geldi. Bu değişimde ülkeye gelen mülteci sayısındaki artışın önemli bir payı var. Eskiden bu kadar farklı insanı bir arada görmek, toplum kurallarına aykırı davranan insanla rastlaşmak oldukça zorken durum artık hiç de öyle değil. Kişisel gözlemim -eskiden tam tersiyken- diğer insanlardan ve polisten çekinme konusunda epeyce sınırlar aşılmış durumda.

Köln Bonn Havalimanı Tren istasyonu

Havalimanının içinde S işaretini takip ederek tren istasyonuna erişilir. Ulaşmak istediğiniz son durağı seçerek tren biletinizi alınız.

Köln Hauptbahnhof (Köln Merkez Tren İstasyonu)

S19 treni sizi Köln Merkez Tren Garına getirir. Burası kentin merkezi. Peronda inip yoğun insan kalabalığı arasından sıyrılarak alt kata inmeden önce ihtişamlı garın çatısını, çok sayıda trenin peronlara girip çıkışını, insanların telaşını izlemenizi öneririm.

(Hauptbahnhof: Merkez Tren İstasyonu, Bahnhof: Tren İstasyonu)

Köln Hbf

Alt kata inip yönlendirme tabelalarını takiple DOM Katedrali tarafına çıkarsanız sizi geniş bir meydan karşılar. Burada her zaman bir insan hareketi mevcuttur. Tren garının alt kısmında kafeler, marketler, vb dükkanlar bulunur. Eğer arka taraftan çıkış yapılırsa (Brühler Str) taksi ve otobüs duraklarının olduğu bölüme çıkılır.

Ön çıkış kapısının açıldığı meydanda (Bahnhofsvorplatz), çeşitli zamanlarda yapılan etkinlikler için sahne kurulduğu da olur, farklı konularda gösteri yapan kimselerle dolu da olabilir. Meydanın ortasına doğru biraz ilerleyip geldiğiniz yöne doğru geri dönün. Bakışlarınızı az önce içinde çıktığınız gar binasına yöneltin, detayları inceleyin. Bu satırların yazarı yetmişli yılların ikinci yarısında, seksenli, doksanlı ve ikibinli yıllarda orada hiç bir şeyin değiştirilmediğine tanık olmuş biridir. Bu insanların “çalışıyorsa dokunma, bozulduysa en iyisi ile değiştir” şeklinde özetlenebilecek hayat felsefesinin en açık uygulanmış halidir bu gördükleriniz.

Bahnhofsvorplatz

Şimdi solunuzdaki merdivenlerde gayet rahat şekilde oturan her yaştan insan arasından geçerek başınızın üstündeki manzarayı muazzam bir heybetle ele geçirmiş olan DOM Katedraline doğru ilerleyin.

DOM’un önüne çıkan merdivenler, çoğu zaman böyle oturarak, sohbet eden, sağı solu izleyen insanların kalabalığı ile temsil olunur

Artık yavaş yavaş orijinal gezi yazısı formatımıza doğru kayalım. Bakalım Köln’e gelen birisi için olmazsa olmaz görülecek yerler nereleriymiş inceleyelim.

Köln’de gezilecek yerler
Kölner Dom (Dom Katedrali)

Bu katedralin yapımına 1280 yılında başlanmış ve yapımı 632 yıl sürmüş. Daima bir bölümünde bir inşaat giydirmesi vardır, tadilattadır. Bu da çok normal değil mi? 1880’de açılmış ve o zamandan beri ayakta. Gotik tarzdaki bu yapı 7000 metrekarelik bir alana, 150 metreyi aşkın bir yüksekliğe sahip. Almanya’nın en büyük ikinci kilisesi (birincisi Ulm Katedrali). Bitmeyen tadilatı kadar Köln’ün hemen her yerinden görünmesiyle de ünlü.

Önünde fotoğraf çeken, çektiren onlarca insandan biri de siz olun. Kareye sığmaya, sığdırmaya çalışın. Ama önerim katedral kapısını arkanıza aldığınızda ileri sağa ve köşeye doğru yürürseniz en güzel açının orada olduğunu fark edeceksiniz.

Kölner DOM

Katedralin içine girip bu ihtişamlı yapının bir ibadethaneden beklenen huzurunu koklayın derim. Vitraylar ve süslemelere eşlik eden sadelik (bir Katolik Kilisesindeyiz), alt katlardaki hazine dairesi kısımları görmeye değer.

Kölner DOM’un içinden

Yapının dışında, katedrali arkanıza aldığınızda sol köşede kalan ayrı bir kapıdan girilerek kulelerden birine çıkma ve tepeden kenti izleme işi ise paha biçilmezdir.

Çan kulesine ve üzerindeki seyir platformuna çıkmak için bir ücret ödemek ve 533 basamaklık bu tırmanış için motive olmak gerekiyor. Yorucu bir parkur. Dahası bazı bölümleri oldukça dar bir merdiven boşluğundan ilerleniyor. Kapalı alan fobisi olanlar için sıkıntılı olabilir. Ama yukarı çıkmaya değer, o kesin.

Kente DOM’un kulelerinden birinden bakmak hava da açıksa paha biçilmez keyif

Höhe Straße

Şimdi Türklerin “Beyoğlu Caddesi” dedikleri alışveriş caddesinde yürütmek isterim sizleri. Katedralden çıktıktan sonra, yapı sol arkanızda kalacak şekilde solunuza doğru ilerleyin. Meydanda, mutlaka zemine resim çizen sanatçılar ya da müzik yapan sokak müzisyenleri olacaktır. Onları da fark ederek, çevrenizde ne kadar çok kişinin sizin dilinizden sözcüklerle konuştuklarına şaşarak yürüyün.

Höhe Strasse’nin Dom tarafından girişi

Tam solunuzda Roma-Germen Müzesi (Römisch-Germanisches Museum), Ludwig Müzesi (Museum Ludwig) var. İleride bunlardan bahsedeceğim.

Höhe Straße’ye girerken sağınızda ve solunuzda ünlü ve pahalı markaların mağazaları olduğunu fark edeceksiniz. Biraz daha yürüdüğünüzde fırın-kafe, sadece kafe gibi yerler denk gelecek. Eğer tatlı bir açlığınız varsa girişte hemen solda kalan mekanda (Merzenich) bu ihtiyacınızı giderin derim.

Höhe Strasse uzunca bir alışveriş sokağı. İleride Schildergasse ile kesişecek. Bu iki sokak alışveriş anlamında ihtiyaçlarınızı karşılayacak uygun yerlerdir. Hohe’nin bitimine doğru çok katlı Kaufhof (Galeria) mağazası ve karşısında elektronik ürün satıcısı Saturn yer alacak.

Kaufhof’un alışveriş torbaları Türkiye’de de pek çok eve girmiştir on yıllar boyunca

Kaufhof yüz elli yıla (1879) yakın zamandır oralarda. Bu mağazanın (o zaman için) dördüncü katında bisikletler satılırdı. Ben gele gide gele gide babama ilk bisikletimi bu mağazadan aldırmıştım (nasıl unuturum).

Eğer Schildergasse yönüne ilerlerseniz yine benzer doku içinde Neumarkt’a ulaşırsınız.

Neumarkt bir çok tramvay (aslında tramvaylar büyük oranda yerin altından gidiyor, belki metro demek daha doğru olacak, Almanlar UBahn diyor) hattının kesişim noktası. Neumarkt, yeni pazar anlamına gelen büyük bir meydan. Çevresi ağaçlarla çevrili. Şehrin insan yoğunluğu fazla olan önemli meydanlarından biri. Toplu gösterilerin başlangıç yeri. Ayrıca büyük yeni yıl marketlerinden (Weihnachtsmärkte) biri de burada kuruluyor. İleride bunun için ayrı bir konu başlığı açacağım.

Schildergasse

Uzun yıllar önce yine aynı sokak üzerinde annem ve kardeşimle yürürken babam tarafından çekilmiş bir fotoğrafla birlikte Schildergasse

Buradan aynı yolu geri yürüyerek (ya da 1, 3, 4 numaralı tramvaylardan biri ile bir durak gerideki Heumarkt’a giderek) Altstadt (Eskişehir)’a gidelim.

Altstadt (Eski Şehir)

Burası hangi zaman olursa olsun mutlaka içinden geçip nefes alınmasını önereceğim yerlerden biri. Zamandan kastımı açmam gerekirse örneğin yazın, kışın, gündüz, gece yani her zaman. Daracık Arnavut kaldırımlı sokakları didikleyin. Gizli geçitleri kullanarak bir avludan diğerine geçin. Bisküviyi andıran tarihi evlerin önünde fotoğraflar çekilin. Küçük dükkanlardan şekerleme, dondurma, atıştırmalık alın. Eğer Noel zamanıysa geniş meydana kurulu Noel pazarlarının arasında takılın. Keyfinize göre yiyip için. Zira bu meydanda kurulan pazar kenttekilerin hemen hemen en büyüğü ve çeşitlisi. Buz pistinde kayanları izleyin. Kestane satıcılarını, demir döverek isimlik yazanları gözleyin. Burada zaman güzel geçer.

Büyük St. Martin Kilisesi’ni ve Köln Belediye Sarayı’nı görün. Ren Nehri kıyısınca DOM’a doğru yürüyün, St. Alban Anıtı ve Stapelhaus gibi tarihi kalıntıları; Roma-Germen, Wallraf Richartz, Ludwig müzelerini ziyaret edin. Ya da Rheinauhafen yönüne doğru yürüyün. Sahilin keyfini çıkarın, kafelerde bir şeyler için.

Altstadt, her zaman keşfedilecek bir şey bulunan yer, zamanın tanığı

Altstadt’ın daracık Arnavut kaldırımlı sokakları, yöresel mimariye örnek yapıları

Hohenzollernbrücke (Hohenzollern Köprüsü)

Bütün Köln fotoğraflarında DOM Katedrali ile birlikte yer alarak büyüleyici ve ikonik bir kent manzarası ortaya çıkaran demiryolu köprüsü. 1907-1911 yılları arasında yapılmış. Yaklaşık 700 metre uzunluğunda. İlk halinde demiryolu ve karayolu birlikteymiş. 1945’ten sonra karayolu kaldırılmış, demiryolu genişletilmiş ve köprünün her iki yanına yaya yolu eklenmiş. Bugün Köln’ü ziyarete gelen hemen herkesin bu köprü üzerinde de bir fotoğrafı vardır mutlaka.

Yayaların kullandığı bölümde, demiryolu çitleri boyunca, aşkını sembolik olarak ömürlük hale getirmek gayesindeki çiftlerin bıraktığı renkli kilitler (Love Locks) mevcut. Bu uygulamanın diğer pek çok Avrupa ülkesinde de olduğu biliniyor. Bu köprü üzerinde 200 bine yakın kilit olduğu tahmin ediliyor. Şimdilik Hohenzollern Köprüsündeki aşk kilitlerinin bir tehlike oluşturmadığı deklare edilmiş. Ancak örneğin 2014’te Paris’teki Pont des Arts köprüsünün korkuluğu kilitlerin ağırlığı altında çöktüğü biliniyor. Venedik’teki Rialto Köprüsü’ne bir kilit asmanın cezası ise 3.000 avro. Okuduğum başka bir yazıda belediye görevlilerinin belli aralıklarla bu kilitlerden bazılarını söktüklerini öğrenmiştim. Ama bu kilit asma modası (mutlaka aşık bir çift tarafından olması gerekmiyor elbette, iki dost da böyle bir tercihte bulunabiliyor) bir süre daha bu haliyle sürecek gibi görünüyor.

Hohenzollern Köprüsünü yürüyerek Deutz-Messe (Köln Fuar Merkezi) yönünde geçebilirsiniz. Köprünün bitiminde sağda I.Kaiser Wilhelm’in heykeli sizi karşılar. Burada yüzünüzü geldiğiniz yöne dönüp manzaraya bakarsanız ihtişamlı DOM ve az önce geçtiğiniz demir köprünün zenginleştirdiği Eskişehir kent dokusunu izleyebilirsiniz.

DOM ve Deutz tarafından bakışla Hohenzollern Köprüsü. Asma kilitlerin zarafeti

Kölntriangle

Yakınızdaki daire biçimli cam binanın (Triangle) en üst katında da şahane bir şehir manzarası almak mümkün.

Web sitesi burada. Başka etkinlikler için web sitesini inceleyip bilgi ve rezervasyon sağlanabilir.

Kölntriangle, Altstadt tarafından

Rhein Promenade

Deutzer Gezinti Yolu’ndaki Ren Bulvarı, sizi merdivenlerinde oyalanmaya, bir Kölsch içmeye veya sadece Ren Nehri boyunca yürüyüşe davet ediyor. Burası Köln Katedralinin ve Eskişehir panoramasının en güzel manzarasına sahip bir başka nokta. 2015 yılında açıldı. O zamandan beri hem yerlilerin hem de turistlerin özellikle yazın en çok tercih ettiği yerler arasında.

Nehir sağınızda kalacak şekilde ilerlenirse, kurulduğunda ışıltılı dönmedolabı ile kendini belli eden lunaparka ulaşılır.

Şurada mekanın güzel fotoğrafları var.

Rhein Promenade

Rheinpark

Demiryolu köprüsünü Deutz yönünde geçip nehir seviyesine iner nehri solunuza alıp kıyı boyunca yürürseniz bu durumda da Rhein Park sizi karşılar. Burası (ateşli olmayan) piknik için, sakince çimlere yayılıp kafa dinlemek için, oyun parkında, kum havuzunda çocukların oynaması için güzel imkanlara sahip bir yer. Oldukça geniş bir alana yayılmış bu park bitkisel varlığı ve çeşitliliğiyle de dikkate değer.

Rhein Park herkese hitap edecek zengin bir dinlenme, eğlenme alanı

İlerideki Zoobrücke’nin altındaki akülü arabalar çok uzun yıllardır orada yer alır ve sürücülüğe meraklı çocuklar için keyifli bir aktivite sunar.

Rhein Park’ın akülü arabaları, çocukluk yıllarımın muazzam deneyimi

Seilbahn Kölner (Köln Teleferiği)

Yine Zoobrücke’e yakın bir noktada teleferik istasyonu bulunuyor. Buradan teleferiğe binerek Ren Nehrinin diğer yakasına geçilir. Yolculuk, Zoobrücke üzerinde, kent ve nehir manzarası eşliğinde gerçekleşir. İnilen yerdeki botanik ve hayvanat bahçesinde vakit geçirmek de günün en güzel aktivitesi olabilir.

Seilbahn Kölner (Köln Teleferiği)

Ren nehrinin bu tarafına geçmişken yakındaki Sculpture Park Cologne’na uğramakta yarar var. Çeşitli sanatsal sergilerin yapıldığı bu alanın web sitesi burada. Açık havadaki heykelleri izleyip Eskişehir’e doğru yürüyüşünüze devam edebiliriniz.

KD –  Köln-Düsseldorfer

Bu şirket Ren, Main ve Moselle Nehirlerinde yat/tekne gezileri düzenliyor. Ren Nehri kıyısında yürürken ya yüzer halde ya da iskeleye bağlı olarak bu şirketin şık ama sade gemilerini görürsünüz. Her isteğe uygun seçenekleri olan bu işletmenin planlı seferleriyle kısa/uzun gezinti yapabilirsiniz.

Web sitesi burada.

Museum Ludwig (Ludwig Müzesi)

Ren kıyısındaki yürüyüş yolu yeniden Eskişehir/DOM bölgesine ulaşmamızı sağlar. Buradaki müzelerden biri olan Museum Ludwig, modern sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapar. Pop Art, Soyut ve Gerçeküstücülük’ten eserler içerir. Avrupa’nın en büyük Picasso koleksiyonlarından birine sahiptir.

Web sitesi burada.

Museum Ludwig, Römisch-Germanisches Museum ve DOM

Römisch-Germanisches Museum

Kıymetli eserler barındıran bir arkeoloji müzesidir. Roma-Germen Müzesi’nin koleksiyonları, şehrin ve çevresinin arkeolojik kalıntılarından oluşur. Tarih öncesi dönemden erken Orta Çağ’a kadar ulaşan eserler bulunur. Öne çıkanlar arasında dünyadaki en büyük Roma cam koleksiyonu ve olağanüstü Roma ve erken Orta Çağ mücevher koleksiyonları yer alır.

Web sitesi burada.

Römisch-Germanisches Museum

Rheinauhafen Bölgesi

Önceleri burada bir ada varmış. Yük limanı olarak kullanılan bu ada günümüzde turistik bir cazibe merkezi haline dönüştürülmüş. Adanın Eskişehir kısmına yakın olan ucunda çikolata müzesi yer alıyor. Daha ileride Alman Sporu ve Olimpiyat Müzesi, tarihi liman vinçleri, kaykay parkı, kafeler, restoranlar, alışveriş mağazaları ve tasarımıyla oldukça dikkat çekici binalar bulunuyor. Bu ilginç yapılar daha çok konut olarak kullanılıyor. Doğal olarak oldukça yüksek gelir grubundaki kimseler tarafından tercih ediliyor. Ayrıca yazılım devi Microsoft’un Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki genel merkezi de burada bulunur.

Rheinauhafen

1970’lere kadar hala liman olarak kullanılan bu bölge 1898’de kurulmuş. 2014’te ise bugünkü modern haline getirilerek artık yetersiz olan liman küçük tekneler için yat limanına dönüştürülmüş.

Web sitesi ve daha fazla bilgi burada.

Ren Nehri

Orta ve Batı Avrupa’da dolaşıyorsanız mutlaka ve bir şekilde kendisine rastlayacağınız nehirdir. Avrupa’nın uzun nehirlerinden (1230 km) biri.

Ren Nehri, İsviçre Alpleri’ndeki Graubünden kantonunda doğuyor. İsviçre-Lihtenştayn sınırını ve kısmen İsviçre-Avusturya ve İsviçre-Almanya sınırlarını oluşturuyor. Sonra, Fransız-Alman sınırının çoğunu belirliyor. Son olarak Almanya’da Ren Nehri ağırlıklı olarak batı yönüne döner ve sonunda Kuzey Denizi’ne döküldüğü Hollanda’ya akar.

Ren ve Tuna Nehirleri, Roma İmparatorluğu’nun kuzey iç sınırlarının çoğunu oluşturuyormuş. Ren, o günlerden beri ticaret ve malları iç kesimlere taşıyan hayati bir su yolu olmuş. Yatağı boyunca inşa edilen çeşitli kaleler ve savunma üsleri, Kutsal Roma İmparatorluğu’nda bir su yolu olarak önemini kanıtlar. Ren üzerindeki en büyük ve en önemli şehirler arasında Köln, Rotterdam, Düsseldorf, Duisburg, Strazburg, Arnhem ve Basel yer alır.

Köln de Ren Nehrinin nimetlerinden yararlanan önemli sanayi kentlerinden biridir. Bunun yanında turistik amaçlı kullanım da kayda değer bir kıymettedir. Köln’ün gündelik yaşamında rekreasyonel anlamda hatırı sayılır yeri olan Ren Nehri taşkınlıklarıyla da kendinden söz ettirir. Buradaki, aşırı yağışlar gibi çeşitli sebeplere bağlı olarak meydana gelmiş taşkınlara dair fotoğraflar görülebilir.

Ren Nehri Köln’den geçerken

Große St. Martin Kirche (Great St. Martin Church)

Romanesk Katolik kilisesi. 1150-1250 yılları arasında inşa edilmiş. Temelleri, o zamanlar Ren Nehri’nde bir ada olan yere inşa edilmiş bir Roma şapelinin kalıntılarına dayanmaktaymış. Köln’ün en önemli dini yapısı sıralamasında Dom Katedrali’nden sonra ikinci sırada yer alıyor.

Kastellsgäßchen’den Große St. Martin Kirche

Weihnachtsmarkt (Noel Pazarları)

Avrupa’da kasım ayının sonlarından itibaren kurulmaya başlanan Noel Pazarları son yıllarda ilgi çekici turistik faaliyetler arasına girdi. Önceleri buradaki ana temanın dini kökenlerinden dolayı konuya daha önyargı ile bakıldığını çok iyi biliyoruz. Bugün gelinen noktada bu artık turistik bir yarış faaliyetidir. Buna kanıt olarak -tıpkı bizdeki festivaller, panayırlar gibi oluşumlarda olduğu gibi- artık yerel halkın, kırsaldaki üreticinin de satış tezgahlarına sahip olmasıdır.

Köln de bu ticari faaliyette öne çıkan kentlerden. Kasım ayının sonundan itibaren şehrin farklı yerlerinde Noel Pazarları kuruluyor. Ama en ilgi çekenleri kuşkusuz Dom Katedrali merkez olmak üzere onun yakın çevresine kurulan tematik pazarlar. Bundan nasiplenmek isteyenler her gece Dom katedralinin yanından kendini akışa bıraksa yeterli olur. Heumarkt, Neumarkt, Rudolfplatz meydanlarında harika zamanlar geçirebilir eşsiz lezzetlerle damağınızı şenlendirebilirsiniz. Bu pazarların içinde dolaşırken benim en dikkatimi çeken şey insanların nasıl da keyifli ve huzurlu olarak güle güle sohbet ettikleri oluyor.

Burada bazı ek bilgiler var, merak edenler için. Burada da bazı fotoğraflar.

Köln Noel Pazarlarından

Cologne, Köln – Kolonya

Köln kolonyaya ismini veren kenttir: Eau de Cologne. Belki de kentin en ünlü ürünü şehrin adını taşıyan bir parfüm türüdür. İtalya’da doğmasına rağmen 1700’lerin başında Köln’e yerleşen parfüm tasarımcısı Giovanni Farina geliştirdiği bir ürüne Köln’ün adını verdi. Farina o zamana kadar bilinmeyen o parfümün (Eau de Cologne) kokusunu tanımlarken şu ifadeyi kullanmış: “İtalya’da bir bahar sabahı, dağ nergisi ve yağmurdan hemen sonra portakal çiçeği”. Bu parfüm (kısaca kolonya) narenciye çiçeği kokusuyla çok beğenildi. Hemen ardından başkaları da bu ürünü taklit ederek piyasada yer almaya çalıştılar. Hatta bunlardan biri Farina adını kullandı. Yasal savaşlar sonunda bu ikinci olan adını 4711 olarak değiştirmek zorunda kaldı. O da bugün ilki kadar ün sahibi bir Köln kolonya markasıdır.

Yazımın en başında da ifade etmeye çalıştığım gibi bu yazı klasik bir şehir/gezi yazısı formatında olmadı/olamadı. Benim doğduğum, kendimi bildiğim zamanlarda sokaklarında bir başıma gezdiğim, belki de bana gezme konusunda ilk motivasyonları sağlayan bir kentten söz ediyorum. O yüzden de hem genelden ayrıntı hem de kişisel yaşanmışlıklarımdan bazı anektodlar paylaşmayı arzu ettim.

Mahalle

İşte şimdi biraz da mahallemizden yakın yöremizden bahsetmeye geldi sıra.

Chlodwigplatz

Köln kentinin merkezinde bir meydanın ismi.

Evimiz Roland Str’de olduğu için tramvayla bir yerden geliyorsak (ya da bir yere gidiyorsak) ineceğimiz (bineceğimiz) durak aynı isimle anılan meydan (Chlodwigplatz).

Roma İmparatorluğunun egemenliğini yitirmesinden sonra Avrupa’nın en etkili hükümdarları Merovenjler (Merowinger Hanedanı) olmuş. Chlodwigplatz (Clovis Meydanı) aynı zamanda ilk Merovenj kralı Clovis’i de onurlandırıyor.

Chlodwig (Clovis) I (MS 466 doğumlu), MS 482’de 16 yaşındayken iktidara gelmiş. Merovenj hanedanının kurucusu olarak kabul ediliyor.

Chlodwigplatz’ta Orta Çağ’dan kalma şehir surlarının kalan son kalıntısı şehir kapılarından biri olan Severinstorburg bulunur.

Bu tarihi kapının önündeki meydanda zaman zaman meyve satıcıları yer alır. Küçük bir semt pazarı, Noel zamanı Noel Pazarı kurulur. Yakın zamanda hemen meydanın altına bir metro durağı yapıldı. Bu duraktan binilen tramvayla şimdilik kısa mesafeli bağlantı alınacak duraklara gidilir. Çok eskiden beri çalışan 132 numaralı otobüs merkez tren istasyonuna kadar yolcu taşıdığı ve ara sokaklara da girdiği için yolcusu olan bir hattır. Bu meydandan geçer. Eğer otobüsle bir yerden eliyor ya da bir yere gidiyorsak BonnerStr durağında inmek üzere bu otobüs hattını da kullanırdık.

Severinstorburg ve onu geçince başlayan Severinstr

Severinstraße

Bu kapının altından geçtikten Severinstr başlar. Uzun bir sokaktır. Seksenli yıllarda bu sokakta bir Türk bakkalı vardı. Ancak son yıllarda pek çok Türk marketi, dönercisi vb işletmelerin olduğunu gördüm. Değişmeyen şeyse binalar. Hep aynı yerde aynı yapılar var olmaya devam ediyor. Hatta bu cadde üzerinde seksen iki yılında kardeşimle çekilmiş bir fotoğrafımız var. O yıllarda Kodak markası ciddi piyasası olan makineler üretirdi. Bizim de öyle bir fotoğraf makinemiz vardı. Babam bu sokak üzerinde bir yerde fotoğrafımızı çekmiş. 2023 yılının şubat ayında kardeşimle aynı noktayı bulduk ve aynı fotoğrafı yıllar sonra yeniden çekildik. Hatta endimiz kendimizi çekmeye çalışırken bir orta yaşlı bir Alman bey “ben sizi çekeyim” dedi. Biz de elimizde yıllar önce çekilmiş olan o fotoğrafı gösterip biz bunun tekrarını istiyoruz dedik. Alman arkadaşımız büyük bir keyifle ve incelikle arkamızda olan her şeyi yerli yerine koyarak aynı kareyi sabitlemeyi başardı (mecbur kalmadıkça kişisel fotoğraflarımızı kullanmayı tercih etmediğim için o fotoğrafları burada paylaşmayacağım). Alman her iki fotoğrafa baktıktan sonra “biraz büyümüşsünüz, tek fark bu” diyerek esprisini yaptı ve bizden ayrıldı.

Şahane değil mi? Çocukluk anılarımızı başka ülke sokaklarında ararken tam da olması gereken/beklenen şeylere ulaşmak ne kadar güzel. Bu insanın geçmişle bağını güçlendiren bir olgu. Aidiyet hissinizi sorgulatan bir mevhum.

Katolik gençlik merkezi ve Severinstrasse Tramvay durağı

Severinstr üzerinde Albrecht (bugünkü Aldi) market vardı bir zamanlar. Severinstrasse tramvay durağına daha yakındı, sol koldaydı. Bu market modeli günümüzün üç harfli marketlerinin atasıymış, o zaman bunu bilmiyordum. Ama bana ilginç gelirdi bu satış yöntemi. Estetik ve şaşaa kaygısı olmayan bir yerdi. Her şey ya kutusunda ya da palet üzerinde satılırdı (70’ler 80’ler). O zamanki adı Albrecht’ti.

Albrecht kardeşler, II. Dünya Savaşı’nda savaştıktan sonra annelerinin küçük bakkal dükkanını devralmışlar. Bu küçük bir köşe dükkanıymış. Kardeşler daha sonra işletmeyi franchise’a vermeye ve başka mağazalar açmaya başlamışlar. 1948’in sonunda, Albrecht aile adı altında ticaret yapan dört mağaza varmış

(https://www.businessinsider.com/aldi-history-albrecht-family-karl-theo-grocery-store-shop-retail-2022-12#aldi-is-still-cutting-costs-6)

Savaş sonrası, kıtlık, tutumluluk ve israftan kaçınmayı gerektirdiğinden az, çoktan iyidir prensibini benimsemişler. Bu ilke, sermaye, personel ve mağaza büyüklüğü için geçerliymiş. Yıllar geçtikçe, kardeşler düzinelerce mağaza daha açmış. 1954’te 77 mağazaya erişmişler. Ortalamanın altında fiyat modeli sayesinde şirket, Almanya’daki pazara yavaş yavaş hakim olabilmiş ve mağazaları Avrupa’ya yayılmış.

Kardeşlerin iş vizyonu sadece kanıtlanmış bir talebi olan dayanıklı ürünler satmaya yönelikti. Satılmayan dekorasyon, reklam veya envantere para harcamak istememişler.

Gelgelelim kardeşler, sigara yüzünden çıkan bir kavgadan sonra Aldi imparatorluğunu bölmüşler (Aldi Süd ve Aldi). O vakitler mağaza sayısı (Batı Almanya, 1961) 300’ü geçmiş. Kardeşlerden Theo sigara satmak isterken Karl, sigaraların hırsızları çekeceğini düşünüyormuş.

1962’de, Aldi (Albrecht Diskont’un (İndirim) kısaltması) adı altında ilk mağaza açılmış. Aldi, paletlerden doğrudan satılan küçük bir ürün yelpazesi sunmuş/sunuyor.

1968’de Aldi, yaklaşık 30 şubesi olan Avusturyalı zincir mağaza Hofer’i satın alarak uluslararası alanda genişlemiş. ABD’ki ilk Aldi mağazası 1976’da Iowa’da açılmış. Şu anda yaklaşık 2.200 mağazası varmış. 1979’da, Aldi Nord’a bağlı Albrecht aile vakfı, şu anda ABD genelinde düşük maliyetli bakkaliye ürünleri satan 500’den fazla mağazası bulunan Trader Joe’s’u satın almış.

Peki ben bunca şeyi size neden anlattım? Evet Aldi’yi seviyoruz, bu anlaşıldı ama neden? Sebebi aşağıdadır efendim. Bu ürünlere aşina olmayan vatandaşımız yoktur. Tıpkı Almanya’da akrabası olmayan olmadığı gibi. Hepinizin evine bu çikolata Aldi (ya da önceden Albrecht) sayesinde girmiştir.

Soldaki ülkemizden bir fiyat, sağdaki Aldi Süd fiyatı (21.08.2024)

Severinstr daha önce andığımız Höhe Str’ye kadar devam ediyor. Bu bağlantıyla kentin alışveriş merkezine ulaşmış oluyoruz. Kim bilir kaç defa ailemle bu yolu takip eden yürüyüşler yaptık. DOM’a kadar gittik. Ya da Kaufhof, Shildergasse civarlarında dolandık. Neumarkt’a, o meydana bakan Hertie’ ye ya da hemen arkasındanki Karstadt’a gittik ve döndük… Bugün Hertie mağazası yok, kapandı. Ama o mağazaya bir şekilde gitmiş olan herkes bu mağazanın zemin kattındaki restoranında yenen kızarmış tavuğun ve yanındaki patates kızartmasının lezzetini asla unutamazlar.

Tekrar Chlodwigplatz’a ve Severinstorburg’a dönersek 1882 yılında Ortaçağdan kalma surların ve kapıların yıkılmasına karar veriliyor. Bahsi geçen yapıların kentin genişlemesine engel oluşturduğuna kanaat ediliyor. Fakat en az üç kapı birinin daha yerini bilsem de diğerini bilmiyorum) halkın kitlesel protestosu sayesinde yıkılmaktan kurtarılabilmiş. Bu zamanın insanları olarak bizler de defalarca altında geçerek, yanında yakınında bulunarak geçmişe dokunma imkanı bulduk, buluyoruz.

Brauhaus Früh im Veedel (Früh im Veedel Biraevi)

Chlodwigplatz’daki en eski yapılardan biri bu biraevidir. Pub, halk arasında “Invalides Katedrali” olarak da bilinir. Bunun olası açıklamalarından biri, Paris’teki Invalides Katedrali’ni anımsatan neo-Gotik kafes pencereleridir.

Brauhaus Früh im Veedel 

Paris’teki Invalides, savaşta sakat kalmış kişilere bakmakla görevli yermiş. Köln’deki Severinstorburg bira fabrikasında, Birinci Dünya Savaşı’nın gazileri de sabahın erken saatlerinde bira ve şnaps içmek için buluşurlarmış. Halk arasındaki bu ismin kökeninde bu olacağı söyleniyor. Çok lezzetli yemekleri, oramı ve güzel (Früh) Kölsch’ü için uğramanız önerilir. Hatta garsonlardan Kenan’la da selamlaşın derim.

Mekanın içinde likör üretim makineleri halen dekor malzemesi olarak durmakta. Özellikle cuma ve cumartesi akşam üzerinden itibaren çok dolu olduğu için yer bulmak zor olsa da rezervasyon işe yarayabilir.

Evimiz

Burası bizim Köln’de oturduğumuz evlerden biri. Uzun yıllar bu binanın üçüncü katında, arka cepheye bakan bir dairesinde oturduk. Savaş sonrası yapılmış binalardan biriydi. Zemin ahşap kaplamaydı ve bazı yerleri çok gıcırtı yapardı. Mutfak, oturma odası ve yatak odasından ibaretti. Oturma odası ve yatak odasının pencereleri açık alana bakardı. Yakındaki binalar bu binaya göre daha az kata sahipti. Zeminde bir yapı boyaları satan market vardı. Tüm gün araçlar gelir gider boya veya diğer yapı malzemeleri arabalara yüklenir giderdi. Mutfak sayan cepheye bakardı. Bitişik binanın balkonlarında yetiştirilen çiçekler ya da zaman zaman keyif için oturanları görürdük. Daima ışık alan, ön kapalı olmayan geniş bir odaydı mutfak. Tüm beyaz eşyalarımız buradaydı. Buzdolabı Bosch, ocak-fırın Mielle idi. Lavabonun üzerinde anlık su ısıtıcı vardı. Su haznesine suyu çekip ısıttığımız bir sistemdi. 5-7 litre gibi su aldığını hatırlıyorum. Binanın ön cephesine bakan daire ile bizim dairemiz katta aynı kapıyı kullanırdı. Daire kapıları daireye özeldi. Ön cepheye bakan dairler daha küçüktü. Bizim ortak kullandığımız katta mimar bir aile oturuyordu. Çocukları olmadığı için onlara yetiyordu sanırım. Evde büyük kütüphaneleri ve teknik çizim masaları vardı. Soy isimlerini de hatırladım şimdi yazarken, Röder ailesi (zilde yazdığı için fotoğrafik hafızam bu bilgiyi o haliyle kaydetmiş).

Evin tavanları çok yüksekti. Bana garip gelirdi bu kadar yüksek olması. Savaş sonrası yapılan binaların böyle estetik olarak dikkat çekici tavanlarının da yüksek olduğunu söylerdi babam.

Üst katımızda (çatı katı) oldukça yaşlı bir Alman amca otururdu. Epeyce geçmiş olaya tanık olmuş en son olarak da dünya savaşının ikincisini, Avusturyalı ressamın ülkenin başına açtığı işleri görmüştü. Pek güldüğünü anımsamıyorum. Çatıya yuvalanan kumruların sesi bizim eve kadar gelirdi ve dede onlarla gayet mutluydu bize göre.

Roland Str 65, 5000 Köln 1 (o zamanki adresimiz buydu ve ben bu adrese yüzlerce mektup, kart gönderdim, asla unutmayacağım bir algoritma ile kayıtlı hafızamda

Merowingerstr

Merovenj (Merovingian) hanedanına ithafen verilmiş bir sokak ismi.

Chlodwigplatz’tan çapraz olarak ayrılan Merowingerstrasse’ye dönünce bir mahalle kültürü karşılar insanı. Az önceki meydanın trafik akışı, insan hareketliliği yerini sakinliğe bırakırken aradığın her şeye kolayca ulaşabildiğin kücük dükkanlar dizilidir yanyana.

Bu sokak ileride Rolandstr ile kesişir iki ara sokak sonra. O sokaklardan sola ayrılanlardan biri (Maria-Hilf Str) ise kısa yoldan yine Rolandstr’ye bağlar yürürken sizi. Bu sokakta park edilmiş araçlar olsa da trafik akışına kapalı. Bisikletler de yine park halinde olarak sokağın rengi olarak oralardadır. Sokak Roland Str’ye bağlanmadan önce soldaki en son apartmanın altında küçük bir fırın vardı biraz zamanlar. Ben ilk Almanca sözcüklerimi bu fırında broçin ya da ekmek alırken kullanmıştım o vakitler. Ne heyecan vericiydi.

Bu fırının tam karşı çaprazında, aradaki yolu geçince bizim evin girişi vardı.

Volksgarten

Halka açık bahçe ne kadar zengin bir isim değil mi halktan yana… Evimize oldukça yakın olan bu park havanın güzel olduğu her vakit zamanımızı teslim ettiğimiz şahanenin adıydı. Bugün de aynı büyüklükte, bakımda ve zarafette. Yıllar geçiyor izler yerli yerinde. Hayranlık duymamak mümkün değil.

Parkın içindeki oyun alanı bir çocuğun eğlenmesi için tüm ekipmanlara saip. Zemin kum, karış istersen toprağa. Göl ve yüzeyinde şıpırdayan ördekler ve ona eşlik eden gezinti kayıkları (ya da su bisikletleri). Gölün kıyısındaki kafe/bira bahçesi. Ağaçlar, onların sağladı koyu gölge süslü yürüyüş yolları, çim alanlar. Bisiklet meraklısı benim gibiler için korkusuzca sürmeye izin veren toprak yollar, patikalar. Arka köşede bir yerde sessiz ve sakin köşe gül bahçesi…

Anaokulu çağındaki çocukları doğayla temasını sağlayan bölüm, orada görevli öğretmenlerin her daim doğada bir masa başında uygulamalı eğitimleri..

Bu park gerçekten parktan öte bir yer, adı da o yüzden halk bahçesi işte.

Boğaz meselesi

Bir kaç görselle bu konuya da değinmek isterim. Ama yetersiz kalacağını bilirim. Çünkü bir çok şeyden bahsetmeyi istesem de kendimi sınırlı tutmak isterim. Tavuk ve patates Alman mutfağının baş tacıdır desem yanlış olmaz. Bir de sosis tabiki. Bu yöreye özgü Kölsch birası üreten bira fabrikalarına mahalle aralarında bile rastlanabilir. Alman için bira önemliyse Köln’lü için de Kölsch tipi bira çok önemlidir. Dünyanın farklı ülkelerinde menülerde yer alması bir kanıttır sanırım.

Fırın ürünleri içinde ekmekler, pastalar ve Berliner gibi tatlı içerikli hamur işleri olmazsa olmazlardır. Almanlar pasta ve kahve düşkünlüğü bilinir. Bu düşkünlük içinde kesinlikle en kalitelilik de önemlidir. Hakkı verilir. Zamanı (akşam üzeri) kaçırılmaz atlanmaz genellikle.

Detaylar

Yeşil sevgisi-saygısı

Doğal olan güzeldir. Zorlama çerçevelere, sınırlara gerek yok. Yaşatmak için yaşayacak alan bırak

Valizleri ne yapalım

Eğer kente geldiğinizde elinizde valizler size dert oluyorsa aşağıdaki görsellerde yer alan makineyi bulup valizinizi emanete bırakabilirsiniz. Bu sistem diğer şehirlerdekinden farklı olarak valizinizi görünür alanda bir kutuda tutmuyor. Bir depoya indiriyor. Geri almak istediğinizde aynı şekilde iadesi yapılıyor. Türkçe dil desteği mevcut.

Köln Hbf’deki valiz depolama makinesi

Bu yazı -diğer yazılarım gibi- tamamlanmamıştır. Akla gelenler, anılardaki canlanmalar yeni satırlara gebedir.

Buraya kadar okuyarak gelen herkese teşekkür ederim. Kıymet verdiniz, kıymet verenleriniz çok olsun.

“Köln – Almanya” için 7 yorum

  1. ne demek verdiğiniz kıymet küçülecek, nedemek yazdıklarınızın hakkını verebilecek misiniz? Her satırında sanki oraları geziyormuş gibi hissettim. Okadar derin ve içsel dökülmüş ki kelimeler. Her satırınındaki hissiyatı alabilmek için yazı elimde dolaşacağım köln ü

    ama beni benden alana “İNSAN İNSANDA ÇOĞALIR”

    1. İnsan gerçekten insanda çoğalır çoğalırsa, aksiyle işi olmaz bu cümlenin hakkını verenin. Teşekkür ederim Asiye içten sözlerin için.

  2. Halk bahçesi ” parkı çok güzel yemyeşil , bir de düz yazıları(Biyografi, otobiyografi ve gezi yazıları… ) okumak daha hoş geliyor bana nedense.. Anlatımınızı çok beğendim açık, net ve çok kıymetli :)

    İyi ki paylaştınız.

    1. Çok teşekkür ederim, hem zaman ayırıp okuduğunuz hem de fikrinizi paylaştığınız için. Özünde hep insan var bahsettiğiniz yazı tiplerinin. İçinde insan olan “şeylerin” bizdenliği ve sıcaklığıdır belki iyi gelen.

      Beğendiğiniz park gerçek bir halk parkıdır (Volksgarten). Bir köşesinden dahi tırtıklanmamış 1890’dan beri. Görsellerini büyüttüm beğeniniz üzerine.

    1. Görüşünüzü ve beğeninizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim Gülden. Yaşadıklarımız ve yazıya düşenler bazen çok daha ayrıcalıklı hisler barındırıyor. Bu şehirle ilgili yaşam birikimim bana hep özel şeyler hissettirdi. Onları dile getirerek gelecek zamana bırakmak istedim. Umarım bu hayalim gerçek olabilmiştir. İyi dileklerle, teşekkürle…

Asiye için bir cevap yazın Cevabı iptal et