Samos – Yunanistan

Bu yazımda, ülkemize en yakın Ege adalarından biri olan Samos (Sisam) adasını tanıtmaya çalışacağım. Bu ada en sevdiğim, en yeşil, en sevimli, en lezzetli ve en sakin (bana göre tabi hepsi) Yunan adalarından biri. Hal böyle olunca ben de fırsat buldukça bu güzelliğin nimetlerinden yararlanma hevesinde oldum hep. 2018 yılında başlayan bu macera sonraki yıllarda da (2023 ve 2024 çok defa) devam etti. Bu ziyaretlerimde edindiğim izlenimleri birleştirerek derli toplu bir ada yazısı sunmak niyetindeyim. En son eklemeyi 2024 yılının haziranında yapmış bulunuyorum.

Samos’a -zaman zaman sadece Kuşadası üzerinden olsa da- Seferihisar (İzmir) ve Kuşadası (Aydın) Limanlarından hareketle geçilebiliyor. Kuşadası Liman Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait. Ancak özellikle deniz yoluyla ülkemize gelen turistlerin yoğun olarak giriş yaptığı bir liman. Yazın oldukça fazla insan tarafından kullanıldığı için pasaport sıraları giriş ve çıkışta uzun beklemeler gerektirebiliyor. Seferihisar Sığacık Limanı ise bir yat limanı olduğundan kapasitesinin önemli bir kısmını bu alana ayırdığından giriş ve çıkışlar sırasında -özellikle uzun tatiller öncesi ve sonrasında- uzun süreli beklemeler olabiliyor. Bu bilgileri paylaşmamın sebebi liman tercihini yaparken dikkat edilmesini önermek isteğimdendir. Ayrıca Kuşadası limanından Samos’a geçmek her zaman daha maliyetli (2024 haziran, 52 Avro) olmasına rağmen daha hızlı bir şekilde ulaşım imkanı sağlamaktadır.

2024 mayısından itibaren İDO da Seferihisar ve Kuşadası Limanlarından Samos seferlerine başladı.

Ben feribot biletlerimizi bu şirketin web sitesinden aldım. Ama Samos feribot bileti satın alınabilecek pek çok firma mevcut (bir diğeri de burada). Hangi taşıyıcı firmanın biletini aldıysanız limana ulaştığınızda o firma masasına ulaşıp check in işlemi mutlaka yaptırmanız gerekiyor. Check in, işlemi gemi hareketinden yaklaşık bir saat önce yapılmaya başlanıyor.

Ortalama seyahat süresi 45-60 dakika.

Adaya çıkmak için bir kaç seçenek var. Bunlardan biri Vathy Limanı (adanın başşehri). Benim önerim buraya ya da Karlovasi’ye giden bir bilet almış olmak. Ama üçüncü bir seçenek olarak Pythagorion Limanına da gidilebilir. Ancak üçüncü olarak ismini andığım bu liman daha çok adanın diğer Yunan adaları ile (Patmos, Ikaria, Fourni vb.) bağlantısını sağlıyor olsa da Türkiye bağlantılı seferlerde iptaller olabiliyor. Bunları baştan bilmekte yarar var.

Vathy

Ada içinde ulaşım

Benim önerim her zaman alt sınıf da olsa bir araç kiralamak yönündedir. Çünkü adalarda bir noktadan diğerine gitmek için ya taksi kullanmanız ya da toplu ulaşım araçlarının saatlerini takip etmeniz gerekir. Uygun fiyatlı bir araçla adanın tüm noktalarına hızlıca erişebilir, orada olmak keyfine varabilirsiniz. Adada bir havalimanı da mevcut . Atina, diğer yakın adalar ve Avrupa’nın çeşitli şehirleriyle bağlantı buradan sağlanabilir.

Samos Adası haritası

Hangi amaçla adadasınız?

Samos adasına gitmek için en uygun mevsim kuşkusuz yaz mevsimi. Ama onun dışında ilkbaharda ve sonbaharda da orada olmak isteyebilirsiniz. Çünkü en yeşil adalardan biri burası. Bitki örtüsü sadece makiden değil aynı zamanda çam ormanlardan da nasibini almış. Buna bağlı olarak ciddi bir arıcılık faaliyeti var. Niteliği yüksek bal üretiminin yapılıyor olması dikkati çekiyor. Balın pazarlanması amacıyla kurulmuş kooperatifin satış kulübeleri ile zaman zaman karşılaşırsınız.

Dallı servi (Cupressus sempervirens var. horizontalis) Samos Adasında doğal yayılışa sahip oluşuyla ilginç ve tipik bir bitkidir

Kuduz gibi hız yapıl(a)mayan, sevimli ada yolları sizi bekliyor

Kampos Plajı, Marathokampos bölgesinde tam kafa dinlemelik bir yaz tatilinin ipuçlarını veriyor

Vathy (Samos)

Adanın başşehri. Büyük ihtimalle sizin geminiz de buraya yanaşacak. Büyük sayılmayan (bize göre) ama kullanışlı bir limana sahip. Çeşitli banka şubeleri, araç kiralama şirketleri, oteller, restoranlar, alış veriş dükkanları, çarşısı, aslanlı heykel burada.

Vathy (Samos)

Marathokampos

Bu bölge adanın (Vathy’i dikkate alırsanız) tam çapraz arkasına (güney batı) düşüyor. Yaz tatili, deniz, güneş, kum, sakinlik, temiz hava, serinlik vb. talepleriniz varsa bu bölgede konaklamanızı öneririm. Marathokampos aslında dağı yamacında kurulu bir yerleşim yeri (Altınoluk köyünün eski yerleşim yeri gibi düşünün). Bu yerleşim yerinin etekleri çok sert olmayan bir eğimle denize iniyor. Yeşilin denize kavuştuğu yerde ise geniş bir düzlük var. Bu düzlükte en fazla iki katlı konutlar ve konaklama yerleri mevcut. Aradan geçen dar, sevimli ve yeterli yolun bitiminde ise geniş ve uzun bir kumsal başlıyor. Kumsalda yer alan şezlong ve şemsiyeler (çoğunlukla) ücretsiz olarak kullanılabiliyor. Ancak işletmeden bir içecek veya yiyecek almanız bekleniyor. Buradaki bedel asla bildiğiniz bedellerle alakalı olmuyor. Kahve, bira, sandviç vb. şeylerin birim fiyatı ortalama 4-5 Avro. Sahil kesimi Kampos olarak adlandırılan küçük bir yerleşim yeri aynı zamanda. Burada ya da yakın Ormos köyünde çok güzel tavernalar var. Taverna kavramına yazılarımı okuyanlar aşinadır. Bunlar bir nevi lokanta ama daha çok deniz ürünleri ve geleneksel Yunan yemeklerinin servis edildiği, haftanın belli günü ya da günlerinde canlı Yunan müziği çalınan yerler. Kare masa, dört tahta sandalye ve kare masanın üzerindeki bez örtünün üzerine serilen kağıt örtü ile tipik bu tavernalar size lezzetli, uygun fiyatlı deniz ürünlerini sunmak üzerine ihtisaslılar. Fiyatlar üç aşağıya beş yukarıya hemen hepsinde ayını. Dahası lezzet de öyle.

Marathokampos kasabasının sahil kesimi, Kampos

Adaya ilk gidişimizde Karlovasi’de konaklamış hatta bir de ada turu almıştık. 2018 yılında gerçekleşen bu gezinin bir günü bulutlu/güneşli, ikinci ise bulutlu ve yağmurlu geçmişti. Hava serindi. Ama gezmek ve bir rehber eşliğinde tanıyarak gezmek çok iyi bir seçimdi.

Karlovasi’de konakladığımız otel Merope (Hotel Merope)

Marathokampos (ya da aslında Kampos) bölgesinde pek çok konaklama tesisi var. Daha önce Stella‘yı deneyimleyip memnun kalmıştık. Daha sonra da bu bölgeyi sevdiğimiz için Stella’ya yakın Albatros‘u seçtik. İkisini de öneririm. Ama bir otel arama uygulamasından yararlanarak sizler de kendi deneyimlerinizi oluşturabilirsiniz. Çünkü standart belli ve altına pek düşülmüyor. Yine aynı bölgede konakladığımız bir başka tesis Chrisoptero aslında bir aile işletmesi olan bir restoran. Konumu itibariyle denize açılan yüzü ile bir pansiyondan fazlası olan odaları da hem ekonomik hem de oldukça keyifli bir konaklama vaadeder.

Stella Apartments

Albatros banyosu, mutfağı, balkonu olan geniş ve kullanışlı odalar sunuyor

Aslında muazzam yemekleriyle dikkati çeken bir restoran olan Chrisopetro konaklama için de mütevazı imkanlar sunuyor

Bu bölgenin önemli plajlarından biri de Psili Ammos. Burası biraz daha izole bir yer. Adanın güneybatı ucuna daha yakın. Kampos’tan batıya ilerledikçe Kerkis Dağının etekleri de sığlaşmaya, dikleşmeye başlıyor. Bu dik yamaçlardan birinin dibi Psili Ammos. Şezlonglar ve şemsiyeler ücretli. Oldukça sessiz bir yer. Az sayıda seçeneği olan konaklama yeri mevcut.

Kerkis Dağı, Kampos’tan yeşile doya doya yol alınası bir hedef

KARLOVASi

Karlovasi daha şehirleşmiş bir bölge. Burada da çok sayıda konaklama seçeneği var. Ayrıca adanın bu yüzünde daha organize plajlar mevcut. Ünlü Potami plajının yanı sıra Karlovasi ile Vathy arasındaki sahil yolu boyunca Petalides, Avlakia, Tsamadou ve Kokari plajları tercih edilebilir. Hepsi birbirinden güzel. Adanın bu yüzü çok fazla rüzgar aldığı için bu rüzgara maruz kalınacağı hatırlanmalı.

Ada halkının önemli bir kısmı Karlovasi’de yaşadığı için burada market ihtiyaçları için sayıda uygun seçenek bulunabilir. Ayrıca Aegean (Ege) Üniversitesi’nin Matematik Bölümü bu şehirde şık bir binada eğitim vermektedir.

Vourliotes köyü

Adanın kuzey yüzünde Karlovasi-Vathy arasındaki dağlık yamaçlarda kurulu bu köy sizi de etkileyecektir. Samos (Vathy)’ e yaklaşık 20 km uzaklıktaki bu köy İzmir’in Urla ilçesi ile aynı ismi taşımaktadır. Kuruluşu 16. yüzyıla kadar giden bu köyde zamanın durduğuna tanıklık edebilir tarihi evler arasında dolaşırken serin Ege rüzgarıyla ferahlayabilirsiniz.

Vourliotes, yeşile doymuş, tarihi dokusuyla davetkar bir köy

Vourliotes denince ilk akla gelen köy meydanında içilen portakal suyudur

Vourliotes

Monalates köyü

Ana yola 4 km uzaklıktaki bu dağ köyü oldukça kıvrımlı bir orman içi yoluyla sizi kendine çağırıyor. Köyün girişindeki otopark alanına (ki bütün yerleşim yerlerinin hemen girişinde böyle geniş otopark alanları mevcut ve ücretsiz) aracımızı park ediyoruz. Arnavut kaldırımlı dar sokaklarda ilerledikçe sessizlik bir yandan, ağustos böceklerinin yaz neşesi diğer yandan, zeytin ağaçları, şaraplık üzüm bağları diğer yandan sizi başka bir aleme alıp taşıyor. Yemyeşil arasında şahane kırmızı çatılı, beyaz sıvalı küçük küçük evler, kimilerinin içinden gelen yaşlı yaşlı cümleler… Gittiğinize, gördüğünüze değer bir köy… Köy meydanı denebilecek yerde bir kaç kafe size soluklanmak ve yemek yemek için davetkar kokular sunuyor olabilir.

Pythagorion

Ünlü matematikçi Pisagor’un memleketindeyiz. Burası adanın en önemli turizm merkezi. Antik Samos kalıntıları da burada. Yat limanı, demirli lüks teknelerle süslü. Bir çoğunda Türk bayrağı dalgalanıyor Yunanistan bayramının yanında. Ülkemizin insanı burayı seviyor, çok belli. Küçük bir Bodrum denebilir buraya. Ama aşırılıktan çok çok uzak, mütevazı az katlı evleri, taverna ve lokantaları, ana caddesi ve ara sokaklarıyla sevimli bir Egeli işte.

Pythagorion yat limanı

Limanda Pisagor ve onun ünlü Pisagor Teoremini anlatan heykeli buralara gelen herkesin fotoğraf arşivindeki yerini almayı bekliyor. Bu heykelin hemen arkası ise plaj. Sığ ve berrak suyu, mütevazı kum plajı ile serinleme noktası.

Pisagor heykeli yat limanının en görkemli yerinde

Pythagorion’a akşam üzeri gelmenizi öneririm. Hem günbatımını izlemek hem de günün geceye bağlanışındaki o eşsiz akışa tanık olmak için en muazzam zaman kanaatimce. Yemek yemek ya da bir şeyler içmek için bu seçenek her zaman sizi bekliyor olacak.

Pythagorion plajı

Kokkari

Nasıl anlatılır ki burası, rüzgarın denizde çizdiği martılarından mı söz edeyim, zeytin ve çam ağaçlarının altına gizlenmiş yeşil kokusundan mı bahis açayım, Yunan dilinde küçük soğan anlamına gelen ismiyle müsemma çokça soğan üretilmesine mi dem vurayım… Kokkari içinde yaşanınca hissedilen, sahilinde “denize sıfır” diye tabir edilen tahta masa ve sandalyelerinde yenilen, içilenle, plajında dalgalarla boğuşmalarıyla unutulmayan bir yer. Ara sokaklarında dolaşın, sahile koşan her adımı o dar sokaklarda adımlayın isterim.

Rüzgar alan plajı da sakin plajı da var, sevimli sokaklarıyla Kokkari sizi mutlaka içine alır

Kokkari

Yeme-içme işleri

Konakladığınız bölgeye veya araçla gidebildiğiniz yerlere göre değişiklik gösterse de farklı seçenekleri değerlendirmekte yarar var diye düşünürüm. Bu noktada fikir aldığım yardımcılarımdan biri Tripadvisor. Belki ülkemizde bizim beklediğimiz anlamda efektif çalışmıyor ama özellikle batıda iyi çalıştığına çok defa tanık oldum. Siz de kendi deneyiminizi oluşturun tavsiyesiyle tercih ettiğimiz mekanlardan bir seçki bırakıyorum buraya.

Karlovasi-Vathy arasındaki bu pastaneden mutlaka dondurma yemenizi öneririm. Pastalarsa mükemmel görünüyordu. Önünde onlarca araç durup kalkarken siz de hayret içinde kalabilirsiniz

Souvlaki, gyros, kalamar, ahtapot yemeden olmaz

Tavuk döner ya da tavuk şiş diyelim biz ama öyle ve o kadar değil

Nick the Greek

Kampos (Marathokampos) yakınında deniz ürünleriyle ünlü sahil tavernası. Gündüz plaj işletmeciliği de yapıyor. Tüm deniz ürünleri çok lezzetli. Israrla önerilir.

Nick the Greek Kampos sahilinde size her zaman leziz deniz ürünleri sunmaya hazır

Emanuel Restaurant

Kampos köyünün taverna ve restoranlarının biriktiği yerde. Yan yana çok sayıda mekandan biri. Tripadvisor‘da üst sırlarda. Porsiyonlar inanılmaz dolu. Yarım tavuk iç pilav ile doldurulmuş ve yanında pişmiş küçük patatesle servis yapılıyor (12 Avro). Lezzeti muazzam. Kalamar tabağı bir kişinin akşam yemeği ihtiyacının tümünü karşılayacak kadar dolu (12 Avro). Karışık deniz ürünleri tabağı inanılmaz zengin (18 Avro). Elbette caciki, Yunan salatası gibi bu ülkede başka türlü yapılan meze türlerinden de yararlanmak lazım. Yemeğin sonunda size ev yapımı uzo, şarap ve revani tatlısı (bazen baklava) ikram ediliyor.

Emanuel ancak lezzetini test etme imkanı bulduğunuzda “hah tamam budur” diyeceğiniz bir restoran. Muhteşem.

Trata Samos Restaurant

Kampos’a çok yakın Ormos beldesinde yer alan biraz da salaş bir mekan. Yemekleri inanılmaz lezzetli ve servisi çok hızlı. Masaları her zaman dolu olmasına rağmen kısa sürede yemeğinizi yemeye başlayabiliyorsunuz. Bunu nasıl başardıklarına hayret bile edebilirsiniz. Tabaklar genelde 8-10 Avro aralığında.

Trata’nın müthiş atmosferi, lezzetli yemekleri, hızlı servisi sizi etkileyecek

Di Napoli Restaurant- Vathy

Bir İtalyan restoranı olmasına rağmen Yunan mutfağının eşsiz örneklerine aşırı lezzetleriyle ulaşabileceğiniz bir başka mekan. Makarnaları, pizzaları ve özellikle ızgara sardalyası (her mevsim)… Vathy limanına çok yakın bit konumda olmasıyla Samos’tan ayrılmak üzere olan herkesin en az bir kere uğradığı bir restorandır diye düşünüyorum. Bizim için tam bir adaya vedaya öncesi son bir lezzet hatırası daha alalım cümlesi…

Di Napoli’nin klasikleri

Two Spoons -Pythagoreio

Aşırı sıcak yaz aylarında doğal bir ağaç örtüsü altında (dut ve pitosporum) serin serin oturmak, sohbet etmek ve eşliğinde nefis tatlıları (tiramisu ve profiterol kesinlikle önerilir) ve enfes kahveleri tanımlamak isterseniz Pythagoreio sahilindeki bu mekana uğramalısınız.

Farm Store Honey

Daha önce adanın bitki örtüsünden ve buna bağlı olarak bal üreticiliğinde söz etmiştim. Burası Karlovasi ile Phytagorion arasında, tepede bir tesis. Çam ağaçlarının altında dinlenip denizi yukarıdan izlerken tahta kulübe/satış yeri içinde sunulan bal ve şaraplardan tadım yapabilir, satın alabilirsiniz. Samos şarabı biraz daha şeker oranı yüksek, likör kategorisinde yer alan bir içki. Bal ise çiçek balı kokusu ve lezzeti veren bir tatta. Açık renkli.

PİSAGOR MAĞARASI

Derin düşünmek, farklı yol almak isteyen her sanatçı, düşünür, bilim insanı bulunduğu ortamdan kendini izole etme ihtiyacı duyuyor. Samos’un ünlüsü Pisagor da Kerkis Dağında -şimdi adını taşıyan mağarada- bu ihtiyacını karşılamış.

Kampos’un hemen üstündeki Kerkis Dağının yemyeşil dokusu içinde ilerleyerek, yönlendirme tabelalarını takiben mağaraya ulaşan merdivenlerin başına geliniyor. Zeytin ağaçları ve üzüm bağları arasından geçen yol araçla yaklaşık yirmi dakika sürüyor. Bazı yerlerde iyice dikleşen yaklaşık 200 merdiveni çıkarak mağaranın ağzına erişiliyor. Sizi yolda geri döndürmek isteyenler olabilir. Vazgeçmeyin. Zira herkesin merak düzeyi de dayanma gücü de birbirinden farklı.

Derseniz ki mağaranın içinde matah bir şey var mı? Elbette yok. Ama Pisagor’un orada yaşadığını düşünürseniz elbette o merdivenleri tırmanmak zül gelmiyor. Mağara iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm çok geniş değil ama ikinci bölüm içinde ilerlemek yasak olmasına rağmen mümkün.

Pisagor mağarasına, dik ve dar merdivenlerle, heyecanlı bir yolculukla ulaşılıyor

Samos’la ilgili daha pek çok başlık açabilir, içlerini doldurabilirim. Ama buna gerek duymuyorum. Zira eğer sakinliğe ve tatile ihtiyacınız varsa burası tam size göre. Koşullarınız uygun olsun burada en az beş gün geçirin isterim.

Adadan ayrılırken tekrar görüşmek üzere kalbinizin bir köşesini Ege’nin Mavisine bırakmış olacaksınız

Not: Tüm fotoğraflar ve yazı içeriği yazara aittir.

Kefalonya – Yunanistan

Kefalonya’ya gidelim mi?

Bu gezi yazısında sizleri Yunanistan’ın İyonya Adaları’ndan biri olan Kefalonya’ya götürmek istiyorum.

Kefalonya’nın konumu -tıpkı Zakintos gibi o da bir Doğu Çiçeği-

Önceki seyahatlerimden birinde Zakintos’u görme imkanım olmuştu. İyon Adaları sıfatıyla bilinen Kefalonya, Zakintos gibi adalar hemen batıdaki Venedikliler için her zaman cazibe merkezi olmuş. Hatta Zakintos “Il fiore di Levante” “Doğunun Çiçeği” sıfatıyla anılagelmiş. Zakintos’un eşsiz görüntülerine eşlik eden gözlemlerimi anlattığım yazılarıma buradan erişebilirsiniz.

Kefalonya hariç hiçbir İyon Adasının (Korfu, Paksu, Lefke, İtake, Zakintos) Osmanlı yönetiminde kalmadığını okudum bir kaynakta. Bu adalar üzerindeki hak sahipliği savaşları Osmanlı ile Rus’u bir araya getirmiş, Ingiliz ve Fransızlara karşı birlik olmaya yöneltmiş. 1800’lerde Yedi Ada Cumhuriyetinin kurulmasıyla Yunan Devletinin doğduğu yer de İyon Adaları olmuş. (oyunlar oyunlar … neyse, bu konular gıcık :)

Kefalonya’ya nasıl gidilir?

İzleyenler biliyor, ben -eğer mümkünse- kendi arabamla geziyorum. O nedenle verdiğim rotalar (genelde) kendi aracımla (bazen kiralık araçla) fiilen gerçekleştirdiğim yolları kapsıyor.

Ancak diğer hemen tüm Yunan adalarında olduğu gibi Avrupa’nın önemli kentlerinden buraya da uçakla gelmek mümkün (hatta çok pratik ve ucuz, ama Avrupa’nın …)

Türkiye’den Kefalonya’ya kendi aracımla giderken -her zaman olduğu gibi- yol boyunca görülebilecek ne varsa görmeye çalıştım. Ancak ülkenin en batısında yer alan bu bölgeye gidebilmek için epeyce yol yapmak gerekiyor kuşkusuz. Ağrı’dan İzmir’e geldiğinizi düşünün. Bu sebeple bu kadar uzun bir yolu tek seferde almak yerine ara konaklar yaparak hem yolculuğu zevkli hale getirmek ve hem de yol üzerinde görülmesi yerinde olacak noktalardan yararlanmak iyi oluyor. Bu nedenle ben bu uzun yolu ikiye bölmeyi seçtim. Araya (canım) İskeçe ve Halkidiki’nin Sithonia’sını alarak hem dinlenme hem de yeni yerler görme alanımı genişletmiş oldum. Başlı başına bir dünya olan Halkidiki’nin Sithonia’sına dair yazıma buradan erişebilirsiniz.

Kefalonya adasına Patras ve Killini limanlarından kolayca geçilebiliyor. Patras iskelesi yol üzerindeki ilk iskele olduğu için daha az (75 km kadar) araç sürmeye imkan veriyor. Ancak hem buradan hareket eden feribot sayısının az olması hem de öncelikle tercih edildiği için Patras’tan Kefalonya’ya feribot bileti bulmak oldukça güç olabiliyor. Önceden bilet almak için İyon Denizinde etkin çalışan Levante Ferries şirketinin web sitesinden yararlanabilirsiniz.

Killini (ya da Patras) limanındaki fiyatlarla internetteki fiyatlar aynı. Aldığınız biletlerin dökümüne ihtiyacınız olmuyor. QR koduyla ya da sistemin size ilettiği dijital dokümanla gemiye kabul ediliyorsunuz (bizim bilinçaltı sürekli şimdi kesin sorun çıkacaklarla dolu olduğu için bunu yazmayı görev bildim :). 2019 yılında, komşu ada olan Doğunun Turkuaz Çiçeği Zakintos’a geçerken Killini limanını kullanmıştım. Aynı yerden (çünkü Patras’tan hareket eden gemilerde yer bulamadım) bu defa Kefalonya’ya geçmek üzere Killini’ye gidiyorum.

Yol bilgisi

Bir önceki konaklama yerimiz Sithonia (Porto Koufo) olduğu için buradan hareketle Selanik, Patras, Killini güzergahını kullandım. Bu oldukça uzun bir yolculuğu gerektirdiği için seyahati kolaylaştırmak adına ücretli otoyolu tercih ettim.

Porto Koufo-Selanik-Patras-Killini yol haritası

Otoyola (Egnatia Odos) Selanik’ten girdik. Daha önce yazmıştım burada da belirtmek istiyorum. Bu yol tarihi öneme sahip eski bir yolun adını taşıyor. Egnatia Odos, Romalılar tarafından yapılan ve İstanbul’u Adriyatik’e bağlamayı amaçlayan bir ticaret yolu. Bugün bizim İpsala sınır kapımızdan hemen sonra başlıyor ve İgoumenitsa’ya kadar gidiyor. İgoumenitsa ise önemli bir liman kenti. Buradan başta İtalya olmak üzere pek çok Avrupa kentine gemiyle ulaşmak mümkün. İgoumenitsa limanı her daim Türkiye’den Avrupa’ya ürün taşıyan (ya da tersi yönde) Türk TIR’larıyla dolu oluyor.

2019 yılında geçtiğimde otoyol bazı yerlerde (yapım nedeniyle) kesintiye uğruyordu. Ancak 2022 yılında yolun tümden otoyol standardına yükseltildiğini gördüm. AB bütçelerinden fonlandığını ifade eden çok sayıda yol yapım işine dair tabela yol kenarlarında mevcuttu.

Yolculuğumuz büyük oranda Orta Yunanistan’da geçti. Yunanistan, Makedonya, Trakya, Epirus, Teselya ve Mora olmak üzere beş coğrafi bölgeye ayrılıyor. Ülke topraklarının çok önemli bir bölümü (4/5) dağlık. Hal böyle olunca yollar ya dağların tabanlarındaki vadilerden ya da tünellerle geçilerek dağların yükseklerinden ilerliyor. Bu yılki seyahatimde yollara dair dikkatimi çeken bir diğer durum uzun uzun olmak üzere çok sayıda otoyol tünelinin yenice yapılmış olduğunu görmek oldu. Özellikle Korint Boğazı ile sonlanan yüksek dağları aşmak için son yıllarda yapılan otoyollara ek olarak çok sayıda tünelden geçtik.

Otoyollar, tüneller doğuyu batıya, Adriyatik’e taşıyor

Korint Kanalı ülkenin kuzey kara topraklarını Mora Yarımadasından ayırıyor. Tamamen yapay bir kanal. 1800’lü yılların sonunda açılmış böylece Ege Denizindeki gemiler daha kolay şekilde Adriyatik’e ulaşmaya başlamışlar. Kanaldan geçerek Korint Körfezine gelen gemiler buradan (Patras yakınlarından) önce İyon Denizi’ne oradan da Akdeniz’e ya da Adriyatik’e geçebiliyor. Körfezin ağzı Patras yakınlarında (Rio’da) daralınca iki yaka arasındaki geçişe de izin vermiş oluyor. 2004 yılında açılan Rion-Antirion Köprüsü aynı isimli iki kasabayı birbirine bağlıyor ve Korint Körfezi üzerinde bulunuyor. Otoyol Patras’ta sonlanırken bu köprü müthiş bir finalle sizi selamlıyor, “Patras’a hoşgeldiniz” diyor.

Rion-Antirion Köprüsü ve arkaplanda Patras’a giriş

Korint Körfezi ve Rion-Antirion Köprüsü (mavi hat)

Patras-Killini arasındaki yol daha önce kullandığımda yapım aşamasındaydı. Henüz tam olarak bitmiş değil. Sürat kabul etmeyen bir yol. Patras’tan çıktıktan sonra çoğunlukla bir gidiş bir geliş şeklinde devam ediyor. Yol zemini sıcak asvalt. Yolu yavaşlatan (ortalama hız 60-70 km/sa) (bizim ülkeye göre yavaş demek daha doğru sanırım) ülkedeki ender düzlüklerden biri olan bu bölgedeki çiftlikler, dinlenme konutları, küçük çiftçi köyleri gibi yerlere giriş ve çıkışlar. Ancak söylemek lazım ki ülkede genelde aşırı hız eğilimi ve ihtiyacı da yok. Hayat da seyahatler de sakince akıyor.

Killini Limanı

Burası, Zakintos gibi Kefalonya gibi oldukça fazla (üstelik yabancı) turist çeken adalara ulaşım için kullanılan bir liman. Killini küçük bir kasaba. Limanı da büyük sayılmaz. Ama liman alanı her zaman otomobiller, kamyonetler ve TIR’larla dolu oluyor. Adalarda yapılan üretimlerin ürünleri (şarap, meyve-sebze vb.) bu yolla taşınırken tersi de yine aynı yoldan adalara ulaşıyor.

Limanda Levante Ferries’in bilet satış terminali, bir kaç kafe mevcut. Temel ihtiyaçları gidermek için yakında marketler de var. Denizin suyu tam anlamıyla Turkuaz. Gemiler limana girip çıktıkça yapılan manevralarla harmanlanan su beyazdan turkuaza her türlü renk tonunu size sunuyor. Bu arada tüm Yunanistan gemi taşımacılığı, gemi hizmetleri vb konularda epey ileride bir ülke. Bugüne kadar gittiğim hiç bir adada bir mahsur kalmışlık izlenimi edinmedim. Ada sakinleri dilediği zaman anakaraya ulaşabileceklerinin farkında oldukları için çok rahat ve güvende olduklarını hissettiriyorlar. En uçtaki adalar bile birbirine bir şekilde bağlanmış.

Diğer yandan görme imkanım olan tüm adalarda (büyük-küçük fark etmeksizin) bir havalimanı mevcut. Özellikle İngiliz, İtalyan ve Alman turistlerin akın ettiği Zakintos, Kefalonya, Kos, Lesvos gibi adaların havalimanları gece gündüz vızır vızır uçak kabul ediyor. Hayranlık verici.

Gemiye biniş ve yolculuk

Gemi için bilet alırken kişi sayısının yanısıra aracınız olup olmayacağı da soruluyor. 2022 yılı için Kefalonya gemi bileti kişi başına 13.50 Avro, araç başına 45.00 Avro idi. Yolcu ve araçlar gemiye ayrı ayrı kabul ediliyor. Araçta sadece sürücünün bulunmasına izin veriliyor. Gemilerin araç parkı iki katlı. Üst kat tamamen küçük araçlara ayrılırken girişi ayrı olan alt kat TIR ve kamyonları kabul ediyor. Araçlar gemi rampasından itibaren görevlilerce yönlendiriliyor ve itina ile park edilmeleri sağlanıyor. Aracı park edip yolcu katına ulaşınca uçak konforunda bir yolculuk alanına erişiyorsunuz. Arka güverteden, alımı devam eden araçları, özellikle de TIR’ların gemiye binişlerini izlemek çok zevkli. Bu kadar pratiklik kazanmış olmak için bu işler kaç bin defa yapılmış olabilir ki diye geçiyor insanın içinden. İnanılmaz seviyede seriler hem sürücüler hem de gemi çalışanları.

Geminin yolcu bölümü çeşitli oturma ekipmanlarından ve farklı farklı tasarımlardan oluşuyor. İkinci kat daha sakin. Güvertenin belli bölümleri hariç hiç bir yerde tütün mamülü tüketilemiyor. Çok fazla tüketen de yok zaten ülkede.

Geminin içinde, aynı katta olmak üzere iki büfe bulunuyor. Önlerinde sıra olması ve sürekli bir şeylerin satılması genel gelir düzeyi hakkında bir ipucu veriyor. Markette 2 olan bir ürünün o büfede de 2’ye satılıyor olması da ayrı bir gözlem.

Pulman koltuk olarak bildiğimiz koltuklardan oluşan bölüm koltuğu eğip size uyku vaat edecek sakinlikte. Oturma odası tipi koltuklar seyahat dostlarınızla sohbet için uygunken televizyon izlemek isteyenler için ayrı locaların varlığı şahane. Çocuklar oyun parkında oynarken evcil hayvanların genel kullanım alanında serbest dolaşması uygun bulunmuyor. Olası giysi ve aksesuar ihtiyaçları için gemi butiği de hizmetinizde.

Adaya varış

Kefalonya, Poros ve Sami Limanlarından gemi kabul ediyor. Daha küçük bir liman olan Fiskardo’dan burada bahsetmeyeceğim. Killini’den hareket eden gemimiz yaklaşık bir buçuk saat sonra Poros limanına vardı. Onun on beş dakika öncesinde araç sahipleri otoparka davet edildi. Gemi yine aynı esnek, hızlı ve güvenli manevralarla iskeleye yanaştı. Binerken araçları yönlendiren, park ettiren görevliler (sayıları 6 kadardı) bu defa güvenli şekilde gemiden ayrılmamız için iş başındaydı. Düzenli sıralar halinde park edilmiş araçlar onların el işaretlerine uygun şekilde birer birer gemiden inerken tek bir sıra dışı ses ya da hareketin olmaması bir Türk olarak beni etkiledi :) Markası ve modeli ne olursa olsun her araç kendine işaret edilen yolu ve sırayı takip ederek gemiyi terk ediyordu. Araçlardaki diğer yolcular bindikleri gibi yine yaya olarak gemiden ayrılıyorlar kendilerini almaya gelen araç sürücülerinin kolayca görebileceği yerlerde liman içinde, yol üzerinde bekliyorlardı. Korna sesi duyulmadı. Kötü sözlere mahal verecek bir sıkışıklık yaşanmadı. Ve sonra yüzlerce araç (kamyon ve TIRlar da dahil) sanki aynı gemiden az önce inmemiş gibi dar ada yollarında kaybolup gittiler. Hız yapmanın imkansız olduğu dar yollarda bu araçlar nerelere gitmişti? Şaşılacak şey.

İlk izlenimler

Konaklama yerimiz Uluslarası Kefalonya Havalimanının da yer aldığı Kefalonya bölgesinde. Poros ile otel arasını 45 dakikalık bir sürüşle aldık. Diğer adalarda olduğu gibi Kefalonya’da da yollar bir gidiş bir geliş olmak üzere oldukça dar. Araçlar güvenli sürüş mesafesini ve hızını koruyarak kullanılıyor. Ama ilk izlenim olarak daha önce gittiğim herhangi bir adada bu kadar fazla sayıda TIR görmediğim oldu. Bu TIR’ların dorselerinde adaya ait markalar olduğunu düşündüğüm isimler ve adres bilgileri var. Yollar kimi yerde çok keskin şekilde kıvrımlı. İçinden geçilen küçük yerleşim yerleri arasında geniş boşluklar yok. Bunlar birer köy olarak düşünülebilir. Yerli halkın ne kadar yerli olduğunu, evlerinin bahçelerinin güzelliğinden, zarifliğinden anlamak çok kolay. Bahçesiz ev, çiçeksiz bahçe yok gibi bir şey. Akşam üzerine denk gelen seyahatimiz sırasında çiçek sulayan ya da bahçe önünde birbirleriyle sohbet eden çok sayıda yaşlı teyze ve amca görmüşüzdür. Teyzeler genelde bembeyaz saçlı ve siyah (ya da koyu renk) elbiseli. Sahile yaklaştıkça yolda yürüyen pek çok insan olduğunu ve bu yürüyüşün sahildeki (ya da köylerin içindeki) tavernalara doğru olduğunu anlıyoruz. Bina yerine yeşilin hakim olduğu, sessizliği bozan tek şeyin yollardaki araçların motor gürültüleri (ne kadar olursa artık) olduğu anlaşılıyor.

Otele yerleştikten sonra biz de hemen kendimizi akımın olduğu yöne doğru bırakıyoruz. Adanın batısı muhteşem bir gün vedasına hazırlanırken havalimanına çok çok sık aralıklarla Avrupa kentlerinden uçaklar yağıyor. Kanatlarına dokunmak işten değil. Gün batımına saygısını sunmak için yamacı dolduran çeşitli milletlerden çokça insan bir günü daha huzurla uğurluyor olmanın ayırdında buluşuyor. Kıpkızıl bir akşam sofrası İyon Denizini akşama boyuyor.

Artık belli bir düzeni olduğuna inandığım bu ülkenin en uç noktalarından birinde de yine taverna adını verdikleri bir lokanta insanların sıra beklediğine tanık oluyorum. Bölgedeki insan sayısına göre az sayılmayacak seçenekler insanla dolu. Masalara serilen kağıt masa örtüleri Kefalonya haritasını içeriyor bu defa. Masaya su geliyor öncelikle. Garsonlar koşturmada. Siparişlerin geri dönüşü biraz zaman alabilir deniyor. Mekan dolu. Lezzetli yemeklerin ardından artık gece siyah elbisesini tümden kuşanıyor. Tatlı bir ağustos serinliği. Uçaklar gelmeye ve gitmeye devam ediyor. Aynı mekanı paylaştıkları yıldızlar hiç görünmedikleri kadar parlak ve ışıltılı bu gece. Zira insan eliyle sunni ışığa doyurulmuş kimi dünya kentlerinden ayrı olarak buralarda yeter miktarda aydınlatma tercih ediliyor.

Kefalonya’da gezilecek yerler

Bu başlık içi en dolu başlık olmaya adaydır. Çünkü nispeten büyük bir ada olan Kefalonya’da gezilip görülecek pek çok yer, yapılacak çokça aktivite var.

Genel olarak adaya özgü olabilecek etkinlik başlıklarını şöyle sıralayabilirim:
– Sayıları onlarca (çok çok) diyebileceğim eşsiz plajlarında şahane deniz tatili
– Yolu dahi olmayan, ancak denizden ulaşımı mümkün olan kimi plajlara, koylara ulaşmak için doğa yürüyüşü ile maceraya atılmak
– Argostoli (Fiskardo, Skala da olabilir) gibi bir kentte kafelerde, tavernalarda, alış veriş mekanlarında günü geçirmek
– Adanın rivierası Fiskardo bölgesinde başka bir iklimi hissetmek
– Mirtos plajında iyonik dalgalarla boğuşmak, plaj keyfi yapmak
– Melissani, Drogarati gibi şahane mağaraların mistik ortamına kapılmak
– Orman yürüyüşleri yapmak
Liste böyle uzayıp gider. Bunlar benim aklıma ilk geliverenler. Daha anımsamadıklarım ya da bilmediklerim vardır şüphesiz.

Bu adayı gezmek ne kadar zevkli ve keyifliyse yazmak da o kadar zor. Ben o yüzden gezip gördüğüm yerleri başlıklar ve kendi fotoğraflarım eşliğinde paylaşayım sizlerle.

Fteri Plajı

Kefalonya’daki bazı plajlara ulaşmanız için çaba harcamanız gerekiyor. Öyle doğrudan kendisine ulaşan bir yolu yok buraların. Fteri Plajı bunlardan biri. Zola’dan 20 Avro karşılığı bir tekne yolculuğu ile buraya gelmek mümkün ama bu ücret epeyce fazla bulunuyor. O nedenle bu plaj özel tekneler için bulunmaz sakinliği ile özel bir mekan oluyor. Ya da buraya gelmenin bir başka yolu olan 45 dakikalık bir trekingi tercih edebiliyor insanlar.

Maki-orman karışımı bir alandan, 150 metre gibi yükseklikten peyder pey aşağıya inen bir patikayı takip ediyorsunuz. Bu yürüyüş rotası da belirsizlikler içeriyor. Özellikle sıkı maki ağaçları arasından ilerlerken daha önce yanlış adımlarla ezilmiş toprak sizi de yanıltabiliyor. Yolu kaybetme ihtimaliniz her daim mevcut. Taşlara bırakılmış -kimi silinmek üzere olan- yeşil ve kırmızı işaretleri görüyorsanız doğru yoldasınız anlamına geliyor. Ama yine de yolu kaybetmek çok kolay.

Tahta tabelada gidiş 1.30 saat, dönüş 2 saat yazıyor ama bu gözünüzü korkutmasın eğer iyi iz sürerseniz daha kısa sürede gidip gelinebiliyor. Ama gidiş en az kırk dakika alıyor. Çünkü zaman zaman yolu kaybedip bir önceki noktaya dönüyorsunuz ister istemez.

Aracınızı aşağıdaki görselde yer tarlanın kenarında bırakarak “Fteri Beach” tabelasının olduğu köşeden bilinmezliğe doğru yol almaya başlıyorsunuz.

Oryantiringten haberdarsanız ya da yön bulma duygunuz gelişkinse plaja daha kısa sürede varabilirsiniz. Sahile varmaya 10-15 dakika kala bir mesafeden ilk kez o turkuaz suyu ve altuni kumu gördüğünüzde hissedilen duygunun tarifi güç. Kesinlikle yürüyerek gitmeye değer bir plaj burası.

Geri dönüş yolculuğu nispeten dik bir yamaçta yine yol iz aramakla geçiyor. Yokuş yukarı gidiş süreyi biraz daha uzun kılıyor. Kesinlikle gitmeye ve görmeye değer bir yer burası. Yol boyunca, başka milletlerden insanlarla karşılaştıkça kader birliği yapmışçasına selamlaşmak ve nefes nefese gülümsemekse paha biçilmez.

Agia Eleni Plajı

Bu plaj da gizli kalmışlardan biri. Beğeni puanı olarak yüksek bir değere sahip Agai Eleni’ye erişmek için elinizdeki yön-yer buldurucu uygulamaları işe yaramıyor. Sadece bilenlerin, bulmak isteyenlerin bulması için gizlide bırakılmış sanki. Çok yüksek bir yamaçtan sert kıvrımlı varyantlarla inilen yolu gayet düzgün, ama oldukça dar. Plaj dik yamacın dibinde olduğu için yol boyunca uzun süre varlığına dair bir işaret vermiyor. Belli bir seviyeye indiğinizde yolun kıvrımı ile kendisini görmeniz an içinde oluyor.

Sert varyantın dönümleri tamamlanınca araçların park edildi bir düzlüğe erişiyorsunuz. Hemen onun bitimi ise plaj. Sahili örten iri taşlar gel-gitlerle yuvarlaklaşmış. Turkuaz suya kendinizi bıraktığınızda “iyiki” dedirtecek bir olağanüstülükte, sakinlikte bir atmosfer çevrenizi sarıyor. Suyun rengi tıpkı diğer İyon Denizi ada plajlarında olduğu gibi göz alıcı. Başınızı kaldırdığınızda, az önceki inişlerle katettiğiniz dağ tepeleri görülüyor. Salın kendinizi huzura.

Mirtos Plajı

Burası için en uygun sıfat “muazzam” olur herhalde. Akşam üzeri buraya ulaştığımızda, günü burada geçiren kalabalık geri dönüş yolundaydı. Kefalonya adasının en tanınmış, en çok fotoğrafı paylaşılmış plajı burası olabilir. Devasa bir kullanım alanı var. Ne kadar kalabalık olursa olsun henüz daha kalabalık değil hissi uyandıran bir büyüklük bu. Şemsiye, şezlong pek çok yerde olduğu gibi ücretsiz. Dik bir yamacın dibine indiğinizde Kıdrak (Fethiye) misali bir plaja erişiyorsunuz. Doğrudan açık deniz olan İyon Denizi’ne baktığından şahane dalga alıyor. Çok eğlendirici. Bir bölge klasiği olarak turkuaz suyu ihtişamlı. Eğer akşam üzerine kadar plajda kaldıysanız buradan gün batımını da izleyip eve dönmelisiniz. Manzara şahane.

Fiskardo

Adanın Fransız Riverası, Fiskardo. Lüks teknelerin -belki de yazı geçirmek için- demir attıkları ya da halat bağladıkları şahane bir yer. Kefalonya’yı ziyaret eden kalbur üstü kesimin sakince takıldığı huzurlu sahil kenti. Eski zamanların Bodrum’u. Çok güzel çok. Görmek lazım. Hatta adadaki tatilin bir kaç gecesini burada konaklayarak geçirmek lazım.

Argostoli

Argostoli adanın başkenti. Çok modern bir kent. Alış veriş merkez imkanı veren geniş bir caddesi var. Nitelikli yeme içme mekanları sayıca fazla. Kent meydanı kafelerle, mekanlarla dolu ve içleri de dışları da dolu dolu.

Marinasında bolca tekne bağlı. Gezi tekneleri de aynı iskele boyunca mevcut. Sahil şeridindeki kaldırım tıpkı Izmir Kordonunun ikonik dalgalı çizgileri gibi hatlarla işli.

Kimilia Plajı

Adanın kuzeyinde, Fiskardo yakınında yer alan bu plaja erişmek de yine kısa bir orman içi yürüyüş istiyor. Tatlı bir toprak yoldan 15-20 dakikalık bir yürüyüşle bu güzel plaja varılıyor. Nispeten bakir bir lokasyon.

Empilisi Plajı

Yine Fiskardo’ya yakın, çok ilgi ve insan çeken bir plaj. Otoparkı çok dolu. Araçlar yollara taşmış. Ama bir rahatsızlık ve tehlike oluşturmuyor. Eğlenceli plaj arayanlar için ideal bir seçim olabilir.

Foki Plajı

Fiskardo’ya oldukça yakın, hatta içinde bir plaj. Kapalı bir cep gibi, havuz misali bir plaj.

Kako Lagadi Plajı

Gizli bir hazine daha. Skala bölgesindeki bu plaj yoldan asla fark edilmiyor. Ancak yol kenarında birikmiş park edili araçlar size doğru yerde olduğunuzu göstermeye yeter. Çok çok bakir ve zarif bir doğası var. Kaya oyuntuları içinde geniş tüneller var. Sakin bir yer arayanlara şahane seçenek.

Melissani Mağarası-Gölü

Mağaraya dar bir tünelden geçerek giriliyor. Küçük mavi teknelerle içinde gezinti yapılan çok tatlı bir mağara. Mağaranın tavanının çevresi (ağzı) bitkilerle bezeli. Yüz yıllar önce (depremle) tavan çöktüğü için bu açıklık oluşmuş. Böylece mağaradaki ilk mistik alan ortaya çıkmış. Buradan içeriye düşen ışık mağara içindeki suya ve mağara duvarlarına vurdukça şahane bir görünüm oluşturuyor. Oldukça serin bir ortam. Tekneyi kullanan rehber mağaranın oluşumuna dair bilgiler veriyor. Eğlenceli bir gezinti olması için mağara duvarında yankılanıp geri dönen sesler çıkarıyor (arya söylüyor, küreği suya bandırıp çıkarıyor şıpırdatıyor ya da size bir şarkı söyletiyor).

Tekne, sadece kendisinin geçebileceği bir aralıktan mağaranın ikinci ama kapalı bölümüne geçiyor. Burası az ışıkla aydınlatılmış olsa da gizemli duruşunu koruyor. Ses yansımaları daha belirgin ve tiz olarak geri geliyor. Mağaranın suyu büyük oranda Argostoli’den kaynak alıyor. Yakındaki körfeze bağlanıyor.

Çok ilgi gören turistik bir mekan olduğu için özellikle yaz aylarında oldukça uzun kuyruklarda sıra beklemek gerekebiliyor. Öğle üzeri ışığın mağaraya çok daha başka bir hava vermesinden dolayı bunu bilenler o vakitleri kovalıyorlar. Bu kalabalık sizi yorarsa akşam üzeri şansınızı denemeyi öneriyorum.

Drogarati Mağarası

Melissani mağarasına oldukça yakın bir yerde burası. Hatta iki mağarayı da ziyaret edecekseniz indirimli kombine bilet alabiliyorsunuz.

Drogarati mağarası, Sami’nin sadece 3 km dışında, ünlü Melissani gölü ile aynı bölgede yer alıyorr. Sadece 300 yıl önce, bir depremin mağaranın bir kısmını yok ettiği ve böylece bir giriş oluşturduğu keşfedilmiş. Melissani mağarası gibi Drogarati de mağarabilimci Yiannis Petrochilos ve eşi Anna tarafından araştırılmış. Halatlar ve merdivenlerle mağaraya girmişler.

Müthiş etkileyici akustiğinden dolayı Bavyera Filarmoni Orkestrası (2014) burada konser vermiş.

Yemek işleri

Halkidiki, Sithonia – Yunanistan

Üç parmak – Halkidiki

Bu yazımda Yunanistan’ın önemli turistik yörelerinden biri olan Halkidiki’nin Sithonia bölgesinden (üç parmaktan ortadaki) söz edeceğim.

Halkidiki – Üç parmak

Ege Denizinin kuzeyinde yer alan Halkidiki üç parmaklı ele benzerliği ile farklı bir coğrafi görünüme sahip. Bu yöre ezelden beri insan hareketlerine sahne olduğundan bir çok antik kente ev sahipliği yapmış (Acrothoi, Charadrus, Spartolus vd.). Selanik’in güneyine düşen ve oldukça yakın sayılan bu yöre 50’li yıllardan itibaren Selaniklilerin tercih ettiği bir dinlenme yeri olmuş.

Bugün de üç parmaktan en dışta yer alan ve Selanik’e en yakın olan Kassandra -sunduğu eğlenceli turistik değerleriyle-, orta kol olan Sithonia -sakinlik arayanlara ikram ettiği eşsiz, huzurlu ve doğal koylarıyla- turist çekme konusunda pek bir mahirler. Üçüncü parmak (Athos) ise ucunda yer alan manastırlar sayesinde özellikle kadınlara kapalı bir bölge. Hatta bu kolu ancak dışarıdan görmeye imkan veren tekne turlarının yapılıyor olması durumu biraz daha açıklar sanırım. Sadece erkeklerin girebildiği bu üçüncü kolu kendi haline bırakıp ilk ikisinin sunduğu nimetlerden söz etmek bize daha hoş gelecektir.

Son iki yılın belası Covid 19

Son iki yılda (2020-21) insanlığın başına musallat olan Covid 19 salgını sayesinde yazın tatil zamanları dahil tatsız-tutsuz vakitler geçirdik. Bu yaz ise kendisiyle mücadelede bir nebze de olsa başarı gösterdiğimize kanaat edip (ya da amaan ne olursa olsun diyerek baştan karaya vurup) daha cesur hareket etme niyetine girdik. Buradaki çoğulluk vurgusu, tüm insanlığın bu yöndeki eğiliminden ilham almıştır.

Yaz tatili için ülke dışında rota arama meylini hep içinde sıcak tutan bu satırların yazarı öncelikli planını Romanya üzerine kurmuştu (10 günde mistik bir Romanya turu). Daha sonra Covid 19’un azgınlık kostümünü yeniden kuşanıp sahaya çıkmasıyla uçak kabininde olma korkusuna kapılmış 2020 öncesi gibi arabalı seyahatler hayaline düşmüştür. Rodos turu, Batı Karadeniz turu gibi düşleriyle satır aralarında dolanırken birden bire -eski sevda- Halkidiki merakı su yüzüne kavuşmuş bir gün içinde karar verip yola koyulmuştur.

2022 rotası

Hızlı bir çalışma sonrası bu yazın arabalı yurt dışı rotası İskeçe-Halkidiki-Sithonia-Porto Koufo-Kefalonia-Yanya-Selanik şeklinde belirlenmiş oldu. Yaklaşık 10 günlük bir zamana yayılacak bu gezide deniz tatili, yeni yerler görme, yeni yiyecekler tatma ve son iki yılın acısını çıkartma gibi hedefler arka planda çalışmaktaydı. Gezinin en önemli ayağı İyon Adalarından biri olan Kefalonia olarak belirlendi. Bu ada ülkenin epeyce batısında yer aldığı için uzun bir yolculuğu gerektiriyordu. Başlangıçta bu uzun yolun ikiye bölünmesi -Delphi’de bir gecelik mola ve yöre ziyareti- planlansa da evdeki hesap çarşıya uymadı. Porto Koufo’nun büyüsü buradaki tatilimizi bir gece daha uzatmaya vesile oldu. Porto Koufo-Kefalonia yolu günü kaplayan bir yolculukla nihayetlendi (yaklaşık, gemi dahil 12 saat sürdü). Her bölümü şahaneydi.

Şimdi ilk duraktan başlayarak hem yolu hem yolculuğu hem de bıraktığı izleri aktarmaya gayret edeyim. Keyifle okunsun dilerim.

Olmazsa olmaz yolculuk başlangıç (ya da bitiş) noktası, İskeçe

Ata yadigarı bu Batı Trakya incisinin kendine özgü havasından sebeple özüne duyduğum hayranlığı çevremdeki pek çok kimse bilir. Bu konuda daha önce yazdığım yazıya buradan erişebilirsiniz. Öyle ılık bir esintidir ki onda olan bir akşam üzeri sofrasına davet eder gibi çağırır uzaktakini yakınına. Ben de bu seslenişe suskun kalmam, kalamam hiç bir zaman. Meriç’in iki yakasını kavuşturan o gri demir korkuluklu dar köprüyü Yunanistan ülkesine doğru geçerken onu düşünmelerimin derinleştiğini duyumsarım. Ya da tersi bir yolculukta onun dar sokaklarına serili asırlık Batı Trakya türkülerine kulak vermeden, aynı zaman çarkında kök-gövde salmış çınarlarına dokunmadan geri dönenmem İpsala’ma.

Yine böyle haleti ruhiye içinde akşam üzeri bağrındayım işte Rodop’un yamacına sığınmış bu huzur şehrinde. Eski Kent’in dar sokakları bildiğim şiirlerin kaygısız sözleri gibi tanıdık insan cıvıltıları ile neşeli, zamana meydan okurcasına. MezeBarın masaları da tıpkı çevresindeki diğerleri gibi sadece gönülden hasbıhalin mekanı gün batımında. O hararetli ama serin ağustos gecesinde çınarlı meydanın müdavimleri aynı içten konuşmaların tebessümünde. Dondurmayı külahta sevenler kollarına iliştirdikleri ince hırkalarıyla ağır ağır kaldırımları dolduruyorlar. O hırkalar hiç omuza dahi alınmayacak belki ama tedbir tedbirdir diyerek yerlerini korumada.

İskeçe sokakları, bu dar İskeçe sokaklarında hangi bildik türküler yankılandı kim bilir yüz yıllar boyu

Bu şehir gercekten benim içimdeki ifadesiyle “İskeçecik” işte yahu, daha ne diyeyim. Siz de gelip geçiyorsanız Egnatia Odos’tan (Romalıların, İstanbul’u Adriyatik’e bağlamak için yaptıkları bu tarihi yoldan) bir kulak verin ondan size akan fısıltılara, kim bilir belki benim gibi seversiniz siz de ondan yükselen şirin, şiirsel nağmeleri.

Sakin sabahı, yormayan insanlarıyla İskeçe’de başlayan gün bizi bir başka coğrafyanın yoluna düşürmeye hazırlıyor şimdi.

Kıyıdan kıyıdan Sithonia

Kahvaltının ardından, otoyol sıkıcılığına teslim olmadan kıyıdan kıyıdan Kuzeybatı Ege’yi ülke içine doğru kat ediyoruz. National Road boyunca geçilen sahil beldelerinin temizliği, insan çeşitliliği, sakinliği gözden kaçmıyor. Bulgarlar, Sırplar, Almanlar, İtalyanlar ve Fransızlar başta olmak üzere farklı milletlerden misafirlerin bu yöreyi tatil için seçtiği anlaşılıyor (araçların plakaları bunun kanıtı). Bahçe içinde tek (ya da en fazla iki) katlı evlerin sevimli bahçeleri çiceklerle bezeli. Çevreleri baskın bir yeşil doku ile kaplı. Yüksek boylu ağaçların gölgesi keskin yaz güneşinden bunalmaya fırsat vermeden doğal bir serinlik armağanı sunuyor altında gezinenlere. Özellikle Alman ve Yunan menşeili marketlerin içi de dışı da insan dolu. Para dönüyor doğal bir tercihle, bu çok belli. Yemeden-içmeden olmuyor zira.

Keyifli sürüşle yolculuğumuz bizi Halkidiki ilinin üç parmağından ortada yer alanın en ucuna kadar götürüyor. Bu yolculuk 270 km kadar sürüyor. Trafikte her hangi bir rahatsızlık verici bir durum olmuyor (korna sesi işitmek dahil). Sakin sakin geçen bu akış bile tatilde oluşa bir armağan sanki.

Stagira-Akanthos

Sithonia bölgesinin ortalarında Neo Marmara adıyla karşılaşınca (tabi biraz da hikayesini okumuşluğumuzdan feyzle) bizim Marmaramızdan mübadele ile göç etmiş (Rum kökenli) hemşehrilerimizle rastlaşmış gibi oluyoruz. Geldikleri zaman çadırlarda kalan ve sonra kendilerine burada nitelikli bir hayat kurmak adına yola koyulan yöre insanı hem doğalı korumayı hem de hayatın gereği ticarete konu ürünleri ortaya çıkarmayı başarmış. Özellikle çamlardan oluşan ormanlık alanlar arasına yerleşik renkli kasalarıyla arı kovanları bu bölgeye özgü özel ballara da mekan olmuş. Lezzeti, tadana bir farkı olduğunu duyumsatıyor. Yine bağcılık ve buna bağlı sektörlerden biri olan şarap endüstrisinde de özel ve hak edilmiş bir övgüye sahipler. Turkuaz renkli, temiz denizleri, ipeksi kumsalları, sakinlik vaadleriyle bunun peşinde olan her milletten insana kucak açmış bir turizm bölgesi oluvermişler. Diğer turistik kol olan Kassandra’ya bu yıl gitme imkanım olmadı. Aslında imkanım vardı ama Sithonia’nın, özellikle de Porto Koufa’nın sunduğu aşırı sakinliği feda etmek istemedim. Hatta üç gece konaklama şeklindeki planımıza bir gece daha eklemek suretiyle bu eşine az rastlanır huzur ikliminden bir mühlet daha ballanmayı tercih ettim. Ancak orada olununca tam anlaşılabilecek bir sessiz davetti bu önümüze çıkan.

Neo Marmara

Sithonia’nın koyları, kıyıları

Sithonia gezi rehberlerinde, adından sıkça ve övgüyle (haklı sebepten) söz edilen ve mutlaka görülmesi gereken koylar-plajlar da var. Ama üst paragrafta anlatamaya gayret ettiğim Porto Koufo kucaklayıcılığı bizi o kadar sarmış ki kısa süre diğer koyları (Neo Marmara, Toroni, Sykia, Sarti, Portakali, Vourvourou) ziyaret edip yeniden kuytumuza geri dönmeyi tercih ettik.

Portakali Plajı

Porto Koufo

Porto Koufo’da akşam üzeri

“Bu koyu diğerlerinden farklı kılan neydi” diye soracak olursanız her şeyin en başında sakinliği ama aşırı sakinliği diyebilirim. Öyle ki ağustos böcekleri mesaiyi bıraktığı anda sadece denizde yüzen birin kulaç şıpırtısını duyabilirsiniz. Kumsal, Porto Koufo Otel (ve yanındaki bir diğer otel) tarafından kullanılıyor görünse de daha geniş alan halkın kullanımına adanmış. Ücretsiz olan şemsiye ve şezlongları kullanırken, onları bakıp kollayan büfeden bir içecek yiyecek almanız yeterli (abartılı bir fiyat beklemeyin tabi). Sembolik gibi geliyor bana böyle hizmetler ve ödemeler. Plajın diğer önemli kısmından siz nasıl isterseniz öyle yararlanın (şemsiyeni kur, kamp sandalyeni aç ya da kuma seril). Aslanağzı misali ileride iki tepenin suya akışıyla kapanlı bir koyak haline gelmiş bu yere zaman zaman demirleyen tekneler size güzel fotoğraf unsuru oluşturmak dışında bir etki yapmıyor.

Porto Koufo sahili her vaki muazzam görseller sunuyor

Yunanistan’da plajlar ve fazlası

Buraya ekleyeceğim gözlem notu aslında bu ülkeyi ziyaret eden herkesçe bilinir. O da şu ki bu ülke sahillerini ve plajlarını çok iyi koruyor. Temiz ve bakir kalması için elinden geleni yapıyor. Deniz avcılığı sürdürülebilir şekilde yapıldığı için olsa gerek ülkenin hangi bölgesinde olursanız olun aynı deniz ürününü (hemen hemen) aynı fiyata alıp tüketebiliyorsunuz. Üstelik bunu bir hizmet olarak bir işletme (tavernadan) elinden alıyorsanız her yerde hemen hemen aynı fiyata ve aynı lezzete sunmak gibi bir ayrıcalıkları olduğunu görüyorsunuz.

Eğer ülke içinde seyahat ederken otoyolların dışına çıkıp sahil kenarlarında araç sürerseniz hemen her kıyıda, koyda denize girmek için can atarsınız. Üstelik bunun için sizden ne bir ücret talep eden olur ne de oraya kondurulmuş bir turistik tesisin zorbalığı ile karşılaşırsınız. Bu bence ülke turizmi açısından çok keskin bir ayıraç.

Diğer taraftan sunulan hizmetlerde öyle ciddi bir standart yakalanmışki masaların üzerine serilen kağıt örtü (şık, estetik ve ortasında o bölgenin haritası bulunuyor) oturduğunuz sandalyenin tasarımına, oturma zemininin hasırına kadar… Masaya getirilen su şişesinden tüketeceğiniz içeceğe kadar her şey adalarda, ana karada, kuzeyde, güneyde hep aynı nitelikte. Su, ücreti alınmaya bir hoş geldin ikramı (çoğunlukla, büyük kentlerde ya da tamamen turiste hizmet eden yörelerde hariç olabilir). Porsiyonlar çok dolu. Öncelikle gözünüz doyuyor ki ödediğinizi hakettiği için işletmeye daha başlangıçta saygı duyuyorsunuz. Dahası bunun bir ülke standardı (belki de stratejisi) olduğunu gördükçe aynı saygının çapını genişletiyorsunuz. Kazıklanır mıyım acaba endişesi bir yana fazla aldım az mı ödedim diye bile düşünmeye başlıyorsunuz.

Bu yıl dikkatimi çeken bir başka konu sahillerde mevcut (ücretli ya da ücretsiz) şezlongların da aynı model olduğu. Bu beni çok şaşırttı. Yapım malzemesi ve tasarı tamamen aynı olan çerçevenin giydirilmesinde farklı renkler kullanıldığını görsem de kaliteli olduğu belli olan döşeme malzemesi için genelde mavi renk tercih edilmiş. Plastik plaj malzemesine hiç rastlamadım. Gördüğüm plastik sandalye sayısı dahi bir elin parmaklarını geçmez.

Bir başka konu yüzlerce ada üzerine kurulu bu ülke, adalardaki yaşamı kendi akışına bırakmamış. Birbiri arasındaki ulaşım ağı çok sıkı. Farklı isimlerle ve deniz taşıtlarıyla çok etkin bir deniz ulaşımı imkanı veriyorlar. En uzak adadan en yakındakine bir şekilde ulaşımınız sağlanıyor. Talep edilen ücretler (o ülke vatandaşı için) makul düzeyde. Bu araçlarda görev yapanlar hiç bir işi şansa ya da akışına bırakmıyor. Eğer gemiye otomobil kabul ediliyorsa bunların park alanına yerleşimini bizzat sürücü yaparken görevliler sizi (Ingilizce) yönlendirerek aracınızı en güvenli şekilde park etmenizi sağlıyorlar. Gemiler konforlu. Bir buçuk saatlik bir yolculuğu gerektiren Killini-Poros (Kefalonia) seyahatinde kendinizi uçak konforunda hissetmeniz sağlanıyor. Kimsenin araç parkında kalmasına izin verilmiyor (daha önceki deneyimlerimden de hareketle). Ayrıca gemi adamları da dahil olmak üzere hizmet alanı fark etmeksizin herkes çok eğleniyor. Suratsız birini görmek zor. Gemicilerin (kaptan ve diğerleri) şakalaşmalarına tanık olunca bu konuda da gözlem yapmaya karar verince genelde bir eğlenceli iş yapma kültürü olduğunu düşündüm. Yanya’da kaldığımız oteldeki görevlinin ben aracımı mahalledeki otoparka güvenli şekilde park edene kadar yakınımda olduğunu görünce hoşuma gitmiş normal karşılamıştım. Ama ertesi sabah kahvaltı sonrası kişinin otelin işletmecisi-sahibi (ikinci kuşak, otel 1934’ten beri ayakta) olduğunu öğrendim. Aynı otelin (Metropolis Hotel) görevlisi Vasili’nin mutlulukla bir ilgisi olduğuna inandığımız kahvaltı öğünü öncesi seçenekleri sunarkenki sempatikliğini nasıl anlatabilirimki. Gidip yaşamanız gerekir. Çok uygun fiyatla beş yıldızlı, hem de şehirin göbeğinde bir tesiste konaklatarak bunu sağlayan işletme ancak taktirle anılır diye düşünüyorum.

Daha sayılabilecek onlarca sebepten dolayı ülke coğrafyasının her yerinde özellikle Almanları, İngiliz ve Italyanları, Fransızları ve sonra da Balkanların değişik ülkelerinden bu ülkeye akmış fazlaca insanı görüyorsunuz. Bu tesadüf olamaz diyorsunuz. Gerçekleri görmek lazım bu noktada.

Kos – Yunanistan

Bodrum merkezde, başınızı hafifçe kaldırıp denize doğru baktığınızda hemen şuracıkta gördüğünüz ada işte bu ada; Kos demeye alıştığımız İstanköy Adası. Katamaran tipi bir tekneyle yarım saatten az bir sürede limanına varılan Kos Adası’nı görme, gezme imkanım oldu. Gördüklerimi okuduklarımla harmanlayıp paylaşmak isterim. Fotoğraflar eşliğinde keyifle okunsun, gitmiş kadar olunsun dilerim.

İstanköy (Kos) Adası – Yunanistan

Türkiye gibi büyük bir anakaradan geliyorsanız bu ada size pek bir küçük gelecek. İki günde hakkından gelinebilecek sessiz, sakin bir yerleşim burası. Kos, Anadolu’dan 8 mil (yaklaşık 13 km) kadar uzakta. Ada 400 yıl (1525-1912) boyunca Osmanlı idaresinde kalmış. Bir Türk köyü (Platani), (ada merkezinde) bir Türk mahallesi, camileri ve esnafıyla Türk varlığı olan bir ada. Meşhurluğu tescilli Türkçe isimli lokantaları olan bir yer. Antik Çağ hekimlerinden Hipokrat’ın burada doğduğu ve ilk tıp eğitimini burada aldığı düşünülür.

Adalarda gezmek için araç kiralamak

Böyle kısa zamanda gezilebilecek yerlerde mümkün olan en fazla şeyi yapmak istiyor insan. Araç kiralama imkanına sahip olmak o yüzden önemli. İki güne sığacak bir yerdeyiz. Hareket kabiliyeti yüksek, küçük bir araç en ideali. Genelde yollar iki şeritli. Şehir merkezi gibi kimi yerlere minik bir arabayla girmek çok daha kolay oluyor. Adaya gelmeden önce telefonla ya da internet üzerinden bağlantı yapmak özellikle yüksek sezon için akıllıca. Kısıtlı zamanı riske atmamak lazım. 2020 yılına kadar Yunan adalarında günlük araç kira bedeli 25-30 Avro arasındaydı. Koronavirüs günleri ekonomiyi nasıl etkileyecek hep birlikte göreceğiz.

Ada psikolojisi

Türkiye’den Yunan adalarına deniz yoluyla ulaştıysanız pasaport kontrolü aşaması bir canınızı sıkabilir. Biz çok tez canlı, onlar çok yavaşlar. Bunda adada yaşıyor olmanın da etkisi var kuşkusuz. Ada insanının hiçbir zaman acelesi olmaz. Gidebileceği en uzak yer için haracanacak süre bile belli ve nettir. Bu aşamayı sakince atlatmak yerinde olur.

Kefalos

Aracı teslim aldıktan sonra otel girişini yapmak ve sonrasın hemen keşfe başlamak, bir gezgin için nefes kesici bir heyecan demektir. Bilmediğin bir yerde bilinmeze doğru… Öncesinde mutlaka bir Lidl yoksa yerel büyük bir market bulunmalı temel bazı ihtiyaçlar alınmalı elbette.
Aç şimdi pencereleri, tarih öncesinden esin alan Ege’nin sıcak rüzgarı yalasın tüm bedeni. Dolsun içine-dışına mavi bir koku. Vur şimdi yollara yönünü…
Ada gezileri bir noktadan başlayıp aynı noktada biter genelde. Ama Kos gibi bazı adalarda kıyı çok düzlük vermediğinde tepelerin (dağların) yanından, yamacından, ortasından akar gider yollar, ıssız ıssız. Adaya gelince insan en dipten başlayıp her yeri tarayıp görmek istiyor. O yüzden bizim rota da Kos’a gelenlerin ilk yaptığı gibi güneydeki Kefalos bölgesinden başlıyor.

Kos gezi rotası

Yazlık (2019 temmuz) bir huzurevi nasıl olur derseniz, ben işte böyle olur derim. Ege’nin mavi-turkuaz suyu, ipek misali kumdan kıyılara vurdukça sessizliğin içine tazecik bir koku bırakıyor adeta. Olan tüm ses bu. Agios Stefanos plajına bırakın kendinizi. Plaj malzemeleri ücretsiz.

Kefalos

Bir adaya gittiysem, bütün yol seçenelerinin sonunu görmek hevesinde olurum genelde. Zaten çok da fazla seçenek olmaz adalarda. Tepelere çıkar arkasına inersiniz, ya plajdır ya da kayalık. Güney bölgesini bu yönden tamamladıktan sonra Mastichari bölgesine geçtik.

Mastichari

Yakınındaki Kalimnos Adasına bakan, oldukça rüzgar alan, denizi dalgalı bir plaj ve yerleşim yeri. Geniş bir kumsalı ve nitelikli tesisleri olan bir bölge. Kıyıda ise özellikle akşamları keyifli olanaklar sunan çok sayıda restoran (taverna) mevcut. Akşam yemeği için burada bir mekan tercih edilebilir (biz de öyle yaptık). Limandan Kalimnos’a geçiş yapılabiliyor. Sabah gidip akşam dönmek mümkün. Ancak bizim böyle bir planlamamız olmadığı için yapamadık.

Mastichari Plajı

Mastichari kıyı şeridi

Marmari ve Tigaki

Mastichari kıyı şeridinin devamı Marmari ve Tigaki’ye çıkıyor. Buralarda da plajlar var. Özellikle Tigaki bölgesi konaklama olanakları bakımından daha çok imkana sahip. Ama plajlarda ciddi bir yoğunluk dikkatimi çekmedi hiç. Çünkü seçenek çok.

Aynı bölgede Kohilari Plajı uçurtma sörfü (kite surfing) için mükemmel bir ortam. Deli gibi esen rüzgar yerdeki kumu alıp savururken sizin de ayaklarınızı yerden kesiyor.

Kohilari Plajı rüzgar sörfü için harika bir rüzgara sahip

Kos merkez

Adada gezilecek yerlerin çoğu merkezde ve yürüme mesafesinde.
Hipokrat Ağacı: Rivayete göre Hipokrat bu ağacın altında öğrencilerine ders veriyormuş. Ancak ağaç en fazla 500 yıllık. Temsili bir durum kısacası. Zira baba MÖ 5. yüzyılda yaşamış. Ana gövdenin içi boşalmış. Yan dallar destekle yaşatılıyor. Aynı adı taşıyan meydan ve çevresinde sakin ve huzurlu bir ortam var. Kafeler, restoranlar pek davetkar.
Gazi Hasan Paşa Camii: Hippokrat Ağacının hemen arkasında bulunuyor. 1786 yılında dönemin Osmanlı Valisi Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından yaptırılmış. Savaşlarda ve son olarak 2017 depreminde epey hasar görmüş.

Hipokrat Ağacı

Gazi Hasan Paşa Camii

Bu bölgedeki diğer görülesi yerler:
Neratzia Kalesi (Şövalyeler Kalesi)
Eleftherias Meydanı
Defterdar Camii
Açık hava arkeoloji müzesi

Platani Köyü

Adanın merkezine 5 km uzaklıkta, Türk nüfusun yoğun olduğu Platani köyü bulunuyor. Köy yakınlarında kalıntıları olan Asklepion dünyanın ilk hastanelerinden biri olarak kabul ediliyor. Hipokrat tıp eğitimini burada almış. Alana giriş için 8 Avro gibi bir ücret talep ediliyor. Biz akşam üzeri gittiğimiz için giremedik. Görevli kadın bisikletine binip ana kapıdan gülerek uzaklaşırken “yarın sabah erken gelmeyi unutmayın” demeyi ihmal etmedi.

Platani Camii

Platani köy meydanı

Zia Köyü

Adadaki ikinci günümüzde önce otantik Zia köyünü ziyarete gittik. Ancak buraya daha iyi bir planlamayla akşam üzeri gün batımına yakın bir zamanda gelmek daha doğruymuş. Dağın yamacında Kalimnos adasına nazır bu köy ilgi çekici bir yer. Yeme-içme ve hatıra eşya alma konusunda seçenekler mevcut. Bolca virajlı bir yolla, orman içine gire gire bir tepeye doğru bir yolculukla Zia’ya varılıyor. Köyün girişinde otopark alanı var. Aracınızı oraya bırakmanız gerekiyor. Keyifli bir yer.

Zia Köyü

Termi

Thermi plajı, bizim Reşadiye Yarımadamızın uç kısmına bakıyor. Burada denizin içinde ve hemen kıyıda bir sıcak su kaynağı mevcut. Deniz tarafı taşlarla çevrili olduğu için sığ  bir havuz görünümünde. İçine girilse de uzun süre sabit durmak imkansız, su çok çok sıcak. Ana yol bu kaynağın üst kesiminde bitiyor. Buraya inmek için iptidai bir yol açılmış. Araçla belli bir yere kadar inilebiliyor. Ama dar ve kötü zeminli bir yolda, üstelik epeyce dik bir yokuşta kiralanmış bir aracı zorlamamak daha güvenli geldi bize. Kıyıda bir büfe ve plaj da mevcut.

İşte böyle sevgili dostlar, bir gezimiz de bu şekilde sonlandı. Yunan adaları gerek kültür olarak, gerek yeme-içme rahatlığı bakımından bizleri memnun ediyor. Yüz yıllardır aynı denizin suyunda kulaç atmış oradan tuttuğu balıkların hangi taraftan geldiğine bakmaksızın lezzetle tüketmiş insanlarız. Siyasi çekişmelerin gündem kovalayan kırıcılığı yerine aynı gökyüzünü paylaşmaktan öte ortaklıkları olan bu iki güzide ulusun dostlukla yüz yıllar boyu birlikte olmasını dilemek zor olmamalı.
İstanköy adasından dönüş için limana gelirken, hemen karşımızda duran ülkemizin ihtişamlı topraklarındaki insan hareketlerini izliyoruz. Bir saatten az bir zamanda karşıda olacağız. Bu çok coşturucu bir duygu değil mi sizce de? Bir orada bir burada olmak, olabilmek ne büyük özgürlük, kuşlar misali.
Yeni bir rotada buluşmak dileğiyle.