Benim fotoğraf ve yazı arşivimde İzmir’e dair pek çok iz var, doğal olarak. Ahmet Ümit, “romanlar aslında şehirlerin hikayesidir” der. Gerçekten de öyle hemen her yazarın bir şehri vardır, o şehrin kimliği romana sinmişse okur bunu hisseder, o şehri merak eder. Benim de var öyle bir kaç şehrim. Bunlardan biri ve belki de en müstesnası İzmir elbette. Pek çok insani duyguma mekan olmuş bu Güzelce tarihi ya da güncel bir çok hikayeye konu olmuştur.
Her mevsimde alıcısına bin bir renk, koku, tat ve ahenkli duygu sunan bu Güzelce’nin iki bin on sekiz ocağından bir kaç görüntüsünü paylaşayım istedim tamamen kendiliğinde doğan bir arzuyla.
Ocak ayından bir gün, yağmurlu bir sabahın öğleden sonrası; şimdilerde öyle sokak kedisi misali özgürce dolaşamadığımız yerlerden alınmış bir kaç kare. Fuar alanından -bugün yerinde yeller esen- bir kaç yapı (Göl ve Göl Gazinosu gibi); onunla tanışan herkesin aklında yer edinmeyi başarmış kaskatlı havuz ve ona eşlik eden kadın heykelleri; anın mistik ikliminde yine anlık bir huzur arayan kanepe müdavimleri; bir zamanlar çepeçevre fuarı dolaştıran kömürlü trenin hattına -adeta onun ray izlerine- yerleşen yürüme yolu ve onun üzerini örten dutların birbirlerine kavuşan kışlık kolları; Kordon Boyu ve güzelim körfez; yağmurun nemini ve verdiği huzurla harmanlayıp akşama selam duran sahil insanları; Çatalkaya’ya inen gün kızıllığı; denizde nasibini arayan oltacılar. Pasaport İskelesine vuran akşam güneşi, onun sıcaklığına çarşaf sermiş körfez vapurları…
Hepimizin İzmir’i başka şeyler çağrıştırabilir belki ama bu saydıklarım İzmir’le duygudaşlık etmiş herkese aynı heyecanı yaşatır, hissettirir diye sanırım.
Doğum günün kutlu olsan can Şehir.














