Bir öncekiyle vedalaşıp yeni bir yıla merhaba dediğimiz anlarda başka ülkelerde neler oluyor hep merak etmişimdir. O nedenle bu konuda imkan oluşturmaya gayret ediyorum.
Bu yazımı, üç gece, dört günlük Alsas yöresi gezimizin üçüncü gününü (gecesini) geçirdiğimiz Strazburg’a ayırdım. Zira bugün yılın son günü...

Strazburg belki Fransa’nın başşehri değil ama Alsas Eyaleti’nin başkenti olmasının da ötesinde “Avrupa’nın Başkenti” olarak anılıyor. Fransa-Almanya sınırındaki bu güzel kent de Ren Nehrinin inceliklerinden, geçtiği yerlere sunduğu nimetlerden nasibini almış. Ren Nehrinin batı kolu (III Nehri) Strazburg’u süslüyor adeta.
1949 yılından bu yana AB görüşmelerine ev sahipliği yapıyor olmanın bir ödülü olsa gerek Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu şehirde yer alıyor. Bu sebeple, Avrupa Birliği’nin Brüksel’den sonraki 2. önemli kenti olan Strazburg az önce andığımız gibi “Avrupa’nın Başkenti” ünvanını taşıyor.
Bunca altın bilezik hangi kentte olursa elbette tüm seçkin görüntü ve yaşayışlar da orada birikecektir. Örneğin Strazburg yeni yıl kutlamaları konusunda oldukça iddialı bir kent. Yılın son ayına girilmeden başlayan hazırlıklarla şehir gelin gibi süsleniyor. Kent dinamizmi içinde ne varsa her şey bu süsten-püsten payına düşeni alıyor. Bu olağan üstülüğü görmek ve yeni yılın ilk anlarını bu kentin sunduklarından yararlanarak geçirmek isteyen on binlerce insan Strazburg’a akıyor. Buradaki etkinlikler medyada önemli yer kaplıyor. Sosyal medya araçlarındaki görsellerde sürekli Strazburg’tan zarif görüntüler paylaşılıyor. Üzerine bir de yakın yörelerde (Colmar, şarap rotası gibi) görülmeye, yaşanmaya değer bir çok turizm objesi de olunca Strazburg insansız hiç kalmıyor.
Biz de bunca medyatik bilginin etkisiyle yılın son gününü ve yeni yılın ilk zamanlarını Strazburg’da değerlendirmek istedik. O nedenle Alsas gezimizin üçüncü günü ve gecesini bu şehre ayırdık.

Colmar Tren istasyonundan Strazburg’a ulaşım oldukça kolay. Çok farklı tercihlere yönelik farklı konforlarda trenler olduğu için bilet konusunda bir çok seçenek var. Önceden bilet almak mümkün olsa da tren garının ana binasına girince orta bölümde yer alan otomatlardan da kolaylıkla bilet sağlanabiliyor. Ben orada bulunuş saatimize uygun olan ilk tren için otomatı ve kredi kartımı kullanarak uygun fiyatlı bilet aldım. On dakika içinde trenimiz geldi ve gar insanlarının klasik telaşlarına karışıp kendimizi vagona attık. Bu dünyanın her yerinde aynı olan bir ritüel diye düşünüyorum.
Trene binmek de inmek de hep telaşla oluyor. Sürücüyü (makinisti) görme imkanı olmadığından, “makinist bey dur bir dakika ben (b)inemedim henüz, dur dur” diye bağıramayacağımız için bunu yapıyoruz galiba (ben telaş etmem bu arada, trene hareket emrini veren amcalar bütün yolcular binmeden, kapılar kapanmadan o malum acıklı düdüğü çalmazlar, bilirim).

Yemyeşil bir düzlükte ilerleyip, bazen küçük köyler arasından, bazen tarlalar içinden geçerek kısa sürede Strazburg Tren Garına ulaştık. Öğle saatleriydi. Sabahtan bulutları biriktiren gökyüzü nihayet topladığını yağmur olarak sunuyordu. Strazburg Tren Garı görülmeye değer. Her zaman olduğu gibi içini gezmek, neyin nerede ve nasıl konumlandığını gözlemek büyük keyif (herkes için olmayabilir tabi).
Ana bina 1841 yılında yapılmış, ihtişamlı bir yapı. Dış kısmı hem geniş bir hol kazanmak ve hem de ana binayı dış etkilerden korumak amacıyla camla kaplanmış. İçerideki klasik görünüme karşın dışarıdan oldukça modern bir görünümü var.


Colmar’da ve Strazburg’da gecelik konaklama ücretleri kişi başı 50 Avroyu buluyor. Bu fiyata temiz bir oda, nefis bir kahvaltı dahil. Ucuz mu pahalı mı derseniz, “her şeyin bir bedeli var” derim. Bu tür, nispeten yaşamın (bizim gelirimize göre) pahalı olduğu yerlerde kısa sürede alınacaklar alınmalı, anılar fotoğraf karelerine maksimum verimlilikle sığdırılmalı. Zira görülecek çok yer. Ama mesela Ohri’ye gidilmişse oradaki huzuru ve bereketi içe sindirmek için daha fazla zaman harcanmalı. Çünkü Ohri’de, Üsküp’te mükellef bir yemeğe kişi başı 8-10 Avro ödüyorsunuz. Gecelik konaklama insan başına 20-25 Avro tutuyor. Ohri Gölünün eşsiz huzuru, temizliği üstüne hediye. Güzel kalpli Makedon dostların sevgileri, ilgileri ekmek kadayıfının üzerine bırakılmış sade Afyon kaymağı tadında.
Tren garından alacağımızı alıp, köşelere-bucaklara sinmiş yüz yılı aşkın süreli insan izlerinin sesini duyduktan sonra ilk işimiz otelimizi bulmak oldu. Yabancı bir kenteyseniz ve yaşınız 18-25 arası değilse gece yatacağınız yatak, kalacağınız tesisin güvenliği, temizliği önemli oluyor. Bir de şehir merkezine yürüme mesafesindeki oteller “can“dır diyoruz. Değilse? O halde toplu ulaşım ağına ucundan-kıyısından temas eden tesisler sevdiğimizdir.
Strazburg’da yeni yıla girmeyi planlayan birisi konaklayacağı yeri seçerken -daha önceden bir Avrupa kentinde, yılbaşı gecesi metro seferlerinin durdurulduğuna, tüm toplu ulaşım hizmetlerinin sabah ilk sefere kadar askıya alındığına tanık olduysa hele- kesinlikle şehir merkezine yürüme mesafesinde olan bir yer olmasına dikkat eder. Zira o gece bizim güzel Istanbul’umuzda olduğu gibi büyük merkezlerde kutlama yapmak amacıyla buluşmuş insanların bir kısmı tüm yıl yaşadıklarının acısını o gece çıkarmaya çalışırlar. Kamu araçları zarar görmesin diyerek ulaşım araçlarının seferleri durdurulur. Bu iyidir kötüdür tartışmaya gerek yok bence. Ama taksi dahi bulmanın mucize olduğu bir gecede otelinize yürüyerek gidebilmelisiniz, bunu bilirim, bunu söylerim.
Otel deyince bir başka konu daha var akla gelen; bir sonraki varışa sizi taşıyacak olan ulaşım aracına (tren, uçak, otobüs vb.) sizi en kısa sürede iletecek yerde olması. Her yer her şeye yakın olmayabilir ama bunların tümünü içinde barındıran tesisleri bulmak icin de emek ve çaba harcamak gerekir. Bu satırların yazarı bu işlere de epeyce kafa yoran birisidir. Zaten değil mi ki bir yere varmaktan ziyade güzel olan o yolda olmaktır. O halde bunların hepsi gezmenin şanından, tadındandır sevgili okur.
Otelimiz tren garına ve şehrin yılbaşı kutlamalarına ev sahipliği yapacak Kleber Meydanına yürüme mesafesindeydi (doğal olarak). Ancak bildiğiniz gibi otellerin misafir kabul saatleri genelde 14’ten itibaren oluyor. Fakat son zamanlarda bu kuralda esnemeler olduğunu gözlemliyorum. Buna dayanarak 13 civarında otelimize ulaştık. Zamanı doğru değerlendirmek için vakit kazanalım dedik ama öyle olmadı. 14 dendi. O halde sakince oturup kahve içmek en güzeliydi. Resepsiyon valizleri kabul ediyor elbette ama gece hangi vakitte otele döneceğinizi bilmiyorsanız odanızı ve valizlerinizi garantiye almanız en doğrusudur kanaatimce.
Otele gelirken de otelden ayrılıp La Petite France tarihi kent merkezine yürürken de tatlı bir yağmur bize eşlik ediyordu. Şemsiyeler ya ıslanıyor ya ıslanmıyordu ama onlarsız da olmuyordu. Şehirlerin tren garlarının olduğu bölgelerin havasını, insan dokusunu bilirsiniz; gerçek göçmenler bir şekilde kendilerini buralara atmışlar ama yaşam standartları oldukça düşük koşullarda, otel önlerinde, parklardalar. Hava soğuk desem değil ama sıcaklık da on derece civarında, giyim ister. Ancak kimi şehirlerde olduğunun aksine korkmadan yürüyoruz. Kimsenin kimseye bir şey yapması pek olası görünmüyor. Ama Paris’te bu güvenli yürüyüş imkanını bulamadığımı, metroda oldukça tedirgin olduğumu da hatırladım tabi. Aynı ülkenin iki farklı şehri.
La Petite France (Küçük Fransa) bölgesi Arnavut kaldırımlı sokakları, kanalları ve korunmuş yarı ahşap evleriyle ün sahibi olmuş turistik bir merkez. Strazburg’un tarihi bölgesi ve gezilerin odak noktası.


Dört taş kule ve üç köprüden oluşan Ponts Couverts, askeri savunma amaçlı olarak 14. yüzyılda yapılmış. Şehri taşkınlardan korumak için 17. yüzyılda, Ren Nehrinin batı kollarından biri olan III Nehri üzerinde inşa edilmiş olan Vauban Barajını izlemek için yüksek bir teras var. Bu baraj zamanın en büyük barajıymış. Fotoğraf ve video Vauban Barajının üzerindeki terastan çekilmiştir.


Nehirde bir saatlik gezi imkanı sunan büyük ve camlı tekneler mevcut. Bu gezide eşsiz kıyı manzaraları ve şirin evleri görüntülemek mümkün. Ayrıca barajın bir noktasında, dar aralıklı bir kanala alınmasına ve su seviyesinin düşük olduğu yerden yüksek olduğu yere doğru (Panama Kanalı misali) geçirilmesine tanık oluyorsunuz. Bizim vaktimiz nehir gezisi için yeterli olmadı ama teknelerden birinin bahsettiğim kod farklı alandan geçişine tanıklık ettik. Bu nokta gezi yürüyüş hattı üzerinde bulunuyor. Bölgede ayrıca Alsas yöresine özgü yiyeceklerin, içeceklerin satıldığı çok sayıda lokanta, mevcut. Nehir kıyısını takiple görülmesi önerilen yerleri görmeye devam ettik.

Gün zaten gri bulutlar altında geçerken akşama yaklaşıyorduk. Kenti bir şamdan bahçesine, soğuk havaya rağmen içi ısıtan bir şömineye çeviren ışıklar parlaklıklarını artırdıkça sokakların, caddelerin, lokantaların, pubların neden bu kadar dolu olduğunu; insanların bir günlüğüne dahi olsa bu kente neden gelmek istediklerini iyice kavramaya başlıyoruz. Sunulan her şey insan emeğinin ürünü ve bunlara ulaşmak için sizden beklenen sadece bedenen, kalben orada olmanız. Anın tadını çıkarmaya hazır tertemiz hislerle orada bulunmanız. Sadece beklenen bu. Su, çoğu yaprak dökmüş ağaçlar ve dalları, ışık; sadece sarıya çalan gün ışığı. Dijital tabela kirliliği, gereksiz sayılabilecek araç ya da insan sesi olmaksızın, birbirine yol vermek için yarışan sürücüleriyle ışıl ışıl lüks ya da mütevazı araçlar; gülmekten ziyade tebessümü eksilmemiş insan yüzleri. Hepsi ücret talep etmeksizin orada, sizlerle.





















Strazburg’daki yeni yıl kutlamaları Kleber Meydanında yapılıyor. Dev köknar ağacı her yıl kasım ayının sonunda bu alana özenle yerleştiriliyor. Fotoğrafını gördüğünüz köknar 90 yaşında, 30 metre boyunda, 7 ton ağırlığında. 250 dekoratif lamba ile ışıklandırılmış. Ocak aynının ikinci haftasında meydandaki yerinden alınıyor. Özel koşullarda korunmak suretiyle, yaşamına saygı duyularak bakımı yapılıyor. On binlerce (belki milyon, bilemiyorum) insan, bu ağacın önüne kurulan ahşap platforma çıkarak onunla fotoğraf çekiliyor, dileklerini diliyor. Ancak dünyadaki düzen iyilerin yüzü suyu hürmetine devam ediyor olsa da kötüler de hiç boş durmuyor. Bu meydanda yeni yıla 10-15 gün kala bir kara kalpli (insan diyemedim) geliyor ve elindeki patlayıcıyı burada ateşliyor. Sonrası malum. Hayatını kaybedenler, meydana ismini veren ve 1753 yılında Strazburg’da doğan General Jean-Baptiste Kléber’in heykelinin önünde üzüntüyle, kırgınlıkla, öfkeyle anılıyor. Bu saldırıda yaşamı sona erenler arasında hepimiz olabilirdik. Bu menfur olay hemen yanımızdaki bir coğrafyada da olabilirdi. Kayseri’de, Ankara’da, Istanbul’da olduğu gibi. O yüzden önce insan diyerek hayatını kaybedenlere dualarımızı gönderiyoruz.


