Yunanistan’ın önemli turistik adalarından biri olan Zakintos iki günlük ziyaretimizde bizi büyülemeyi başardı. Adanın yerel halkı tarım, biraz hayvancılık ve çokça turizm geliriyle yaşıyor. Küçük bir havalimanı olmasına rağmen Uluslararası Zakintos Havalimanına inen-kalkan uçakları gözünüzle görüp sayabiliyorsunuz. Ciddi sayıda uçuş var buraya. Gezdiğimiz, yemek yediğimiz yerlerden edindiğim izlenim o ki İngiliz, Alman, İtalyan ve biraz da Fransızlar burayı pek seviyor.
Ada içi ulaşım otobüslerle sağlansa da kiralık çeşit çeşit araçlar her yerde. Trafiği sıkışmayan (merkezde gece hariç), farklı dikkat çekici noktaları sayesinde ziyaretçiyi değişik bölgelere dağıtabilmiş bir ada burası. Çeşmelerden arıtılmış deniz suyu (tuzlu su) akıyor. Su sıkıntısı var. Bizim adada olduğumuz süre içinde çöpler biriktirildikleri yerlerde hadlerini aşmış görünüyordu. Tüm bunlara rağmen gergin, suratsız, mutsuz kimse görmedim. Küçücük köylerdekiler dahil taverna denilen lokantalar yüzde yetmiş-seksen dolu. Ortalama iki kişi bir yemeğe 20-30 arası ödeme yapılıyor. Porsiyonlar abartılı doyurucu. Elleri hiç sıkı değil. Önce gözün doyuyor. Bu paraya ne yedik ki diyemiyorsun.
Çok sayıda etkin plajı var. Bunlardan biri olan Navagio Plajı sözcüklere sığmaz güzellikte. Karetta ve foklar da Zakintos’talar. Bir sebebi olmalı değil mi? Adı bu sevimli canlıdan gelen Foça’da kaç fokumuz kaldı biliyor musunuz? Sayı sordum dikkat ederseniz.
Velhasıl bize biraz uzak ama imkanı olanın görmesini ısrarla önereceğim bir adadan ayrılmaktayım şu anda. Ve her yerde olmayan bir şey var ki gerçekten iki günde çarptı beni burası. Hiç el değmemiş adeta. Biyolojik anlamda da gözlemlerim oldu. Onları da yazmak istiyorum biraz aklım, kalbim yerine oturunca. İyilik ve sağlıkla.







