Krakow – Polonya

Giriş

Planty Park’ta oturdum dinleniyorum. Eylül ayının ilk günleri. Şehre sonbaharın müjdeli sesi yeni yeni ulaşıyor. Sabah ve akşam üzerleri serinken öğle vakitleri yazı aratmıyor. Hırkamı çıkarıp sırt çantama yeni koydum. Polo yaka siyah tişörtüm şimdilik yetiyor. Gençlerin çoğunda şort var. Ben, bana yaşı yakınlar gibi kot pantolonumdan memnunum. Göğü ele geçirmiş çınarların gölgesi yerleri alaca bulaca yapsa da güneş gözlüğü isteyen bir ışığın aydınlığı var.

Sıra sıra dizilmiş yeşil boyalı banklardan birinde oturmuş bakınıyorum. Çantamda kitabım var. Ama onun yerine bu tanımadığım insanların çemberinde kitaptan daha zengin geliyor bana ortam. Gelen geçeni, banklarda oturanları izliyorum. Sessiz ve belli bir ağır başlılıkla yürüyor insanlar. Parkın bir tarafından diğer tarafına geçiyorlar. Sağıma doğru ilerleyenler merkez toplu taşıma duraklarından birine gidiyor olabilirler. Ya da Eski Kent merkezinin insan çeşitliliğine, tarihi dokusuna bırakmak niyetindeler belki de kendilerini. Yüzleri benim solumda kalan tarafa olanlarsa kentin kalesine doğru yoldalar muhtemelen. Nehire ulaşmaları için kırk beş elli dakika yürümeleri gerekecek, eğer buysa niyetleri. O zaman biraz sonra Kazimerden geçerek bir başka zamanın ruhuna dokunarak ilerleyecek yolları. Belki de hiç bir yere gitmiyor bu insanlar bilmiyorum. Sadece yürüyorlar çınarların gölgesinde, yenice ağaç diplerine inmiş taze sonbahar yapraklarının eşliğinde.

Bana yansıyan bir şey var bu insanlardan, bundan eminim. Bir kaç gün önce Varşova’da edindiğim izlenim yeniden canlanıyor zihnimde; çok sessiz bu ülke, bu insanlar dostlar. Enerjisi alınmışçasına, üstüne ağır bir toprak serilmişçesine sessiz ve sakin…

Karşımdaki uzun bankalardan birinde genç bir erkek diğerinde genç bir kız oturuyor. Bakışları donuk, biraz ileride hoş giyimli bir teyze var, onun da öyle… yürüyenler, oturanlar; otobüste, tramvayda, markette ses yok, bakışları durgun ve dalgın. Çocuk dediğin biraz cıvık olur, cıvıldar değil mi? Onlar bile sessiz; bir lisenin çıkışına denk geldim dün otuz beş yaş ağırlığındaydı öğrenciler de.

Oysa kentler arasında seyahat ederken gördüm ki tarlaları ürün dolu, marketlerde satılan her şey çok kaliteli ve uygun fiyatlı; şehir yaşamları çok rahat, her yerde gönlü doyuracak heybette, içerikte parklar, bahçeler mevcut. Ulaşım araçları inanılmaz ölçüde insani; belediye seçimlerinde bir aday hangi taahhütleri verip de beni seçin der onu bile düşündüm. Gecenin ya da günün hangi saatinde, nerede ve kimle ya da yalnız nasıl olursanız olun güvende hissediyorsunuz. Ama bir şeyleri eksik bu insanların.

Amerikalı, İtalyan ve İngiliz turistler olmasa sepesessiz her yer. Çok garibime gitti benim bu. Dahası bakışları hep dalgın bu insanların.

Sonra seyahatler sırasında okuduklarımı derledim şöyle kafamda. Her köşe başına dikilmiş anma heykellerini, kayalarını anımsadım: bu insanlar çok üzülmüş dostlar; belki şu andaki gençleri değil ama sokaklarda öyle dalgın yürüyen kimi teyzelerin ya da onların ebeveynlerinin başına bombalar yağmış. Ne olduğunu anlamadan iktidarlar, ilkeler değişmiş. Bir vesile ile kamplar kurulmuş. Bu derin izler insanların içine işlemiş muhtemelen. Başka bir açıklaması olamaz bunca burukluğun, hüznün.

Polonya ülkesinde yalnız başıma geçirdiğim bir hafta bana yukarıdaki giriş cümlelerini yazdırdı. Aniden, pat diye çıkıp geldiğim zihnimdeki “uzak” ülkelerden biri olan Polonya’ya. Muazzam anılarla ruhum ihya oldu adeta, kısa zamanda.

Bu ihyalığa özne kentlerden biri de Krakow oldu. Kendisinden bahseden çokça görsel ve yazı vardı aklımda. Ortaçağ’dan kalanların diğer benzerlerinden biraz daha özenle sahip çıkmış orta halli bir Avrupa kentidir işte diye düşünmüştüm burayı. Beklentisizdi gelişim. Lakin nadiren yaptığım bir şeyi yaptım Krakow’da, kalış süremi uzattım.

Vistula Nehri’nin yamacında, gailesizce çimlerine uzanıp gökyüzünü seyreylediğim; sokaklarını arşın arşın dolaşıp her birinden yeniden yeniden geçmek istediğim; her aranan zamanda hep karşıma çıkan kurbağasının (zapka) yeşilini sevdiğim; en eski zamanların izi kalsın ki insanımız geçmişini unutmasın diyerek evveline de ezeline de sahip çıkan yönetenlerine hayran kaldığım; Zapiekanka’sından tat aldığım, kendisinden ayrılırken biraz da hüzünle vedalaştığım yer oldu Krakow.

Vistula Nehri

Avrupa kentlerinin pek çoğu, tüm kıtayı doğudan batıya, kuzeyden güneye kat eden nehirleriyle bir bütün olmakla meşhurdur. Bu yerleşim yerlerine hem estetik hem de yetkin bir ulaşım ağına dahil olma imkanı sağlamış. Krakow da Vistula sayesinde bu mevzudan nasibini almış bir kent. Vistula, Avrupa’nın çatısı olarak anılan Karpatların batısındaki Barania Góra Dağında (1220 m) doğuyor. Oralardan aldığı nefesi tüm Polonya ülkesinde gezdiriyor. Varşovasından Gdanskına koşan Vistula Nehrinin içinden geçerken adeta şiirselleştiği yer de Krakow adıyla biliniyor.

Kent adını, kurucusu ve erken Ortaçağ Vistulan kabilesinin hükümdarı olan Krakus’tan almış. Lehçede Krak’ın kasabası anlamına geliyormuş. Krakow, 1596’ya kadar Polonya’nın resmi başkentiymiş. Her zaman ülkenin akademik, kültürel ve sanatsal yaşamının önde gelen merkezlerinden biri olmuş. Bu ruhi olgunluğun kentin hangi bölgesine giderseniz gidin hissediyorsunuz. Yapılardan sokaklara, parklardan ulaşım araçlarına, insanlar arası iletişimden eğlence ve yeme içme kültürüne kadar işlemiş bir zengilik ve olgunluk seziliyor. Eski Kent bölgesi 1978’de UNESCO Dünya Mirası Alanı ilan edilmiş. Bu unvana sahip dünyanın ilk alanlarından biriymiş. Yirmi dört saatin her diliminde orada olmak için bir sebep yaratabilir kendinizi zamanın iyileştirici ruhuna bırakabilirsiniz. Genel olarak Eski Kent bölgelerinde var olan birleştirici ruh bu meydanda oldukça yüksek bir estetikle yüz yıllardır bu görevi yerine getirmeyi başarmış.

Şehirin kuruluşu Wawel Tepesi’nde bir köy olarak başlamış. 985 yılında Orta Avrupa’nın yoğun ticaret merkezlerinden biri haline gelmiş. Bu zenginleşme Polonya monarklarını Krakow’a yönlendirmiş. Doğu Avrupa’da ilerlemek ve genişlemek isteyen tüm imparatorluklar (Roma Cermen, Osmanlı, Litvanya, Rusya vb.) bu amaçlarına erişmek için hep Polonya toprakları üzerinde bulunmuşlar. Bitmek bilmeyen savaşlar neticesinde, 1700’lerin sonunda Polonya toprakları Rusya, Avusturya ve Prusya’nın eline geçmiş ve ülke Avrupa siyasi haritasından yüz yıl kadar süreyle silinmiş.

1917’de Rusya’da Ekim Devrimiyle yönetimi ele geçiren Bolşevikler Polonya’nın bağımsızlığını kabul etmişler. Ardından Polonya Cumhuriyeti kurulmuş. Bağımsızlığı kazanan Polonya kaybettiği toprakları geri almak amacıyla Rusya’daki iç karışıklığı da fırsat bilerek Rusya’ya saldırmış. Batılı devletlerin desteği ile ilerleyen Polonya Kızıl Orduyu yenmiş ve Riga Antlaşmasıyla Doğu sınırlarını çizme hakkı elde etmiş.

Sanayi açısından Avrupa’nın oldukça gerisinde kalan ülke farkı kapatmak için önce içteki birlikteliği sağlamaya çalışmış. Ama dünya uluslarını yeniden savaşmak zorunda bırakan zamanlar yaklaşıyordu. Almanya ve SSCB kendi aralarında saldırmazlık anlaşması imzaladı. Ardından Almanya 39 eylülünün hemen başında savaş ilan etmeksizin Polonya’yı işgal etti. Ülke Rusya ve Almanya arasında ikiye bölünmek suretiyle pay edildi. Polonya Fransa’da sürgün hükümeti kurarak ülkenin yeniden bağımsızlık savaşını bu defa uzaktan yönetmeye başladı. O arada Polonya Yahudiler için büyük bir kamp alanına dönüştü. 1941’de itibaren insanlık tarihinin en utanç verici olaylarından biri yaşanmaya başladı. Hızını almış olan Almanya bu defa Rusya’ya saldırdı. Rusya bir kez daha Polonya’nın bağımsızlık talebi ve hakkını onaylayarak sürgün hükümetini destekledi. Kızıl Ordu 1945’in martında Varşova’ya girerek işgali sona erdirdi. II. Dünya Savaşından sonra Polonya yeniden Avrupa siyasi haritasındaki yerini aldı. Topraklarını Almanlardan almış olsa da önemli bölümü Rusya’nın elindeydi.

Ülkenin bağımsızlığı için birlikte mücadele veren farklı gruplar arasında çıkan anlaşmazlıklar yönetimin komünizmi destekleyen gruba geçmesiyle başka boyut kazanmış. Sonrası ise yakın zamanın tarihinde kayıtlı iç karışıklıklar, özgürlük kısıtlamaları ve yoksulluğa karşı baş kaldırılar; devletin her şeyin sahibi olması amacıyla gerçekleşen kamulaştırmaya karşı isyanlar… 90’ların başında büyük mücadeleler neticesinde komünist rejimin yıkılması ve demokrasiye geçiş…

Tüm bu okuduklarım birbir zihnimden dans halinde. Karşımda oturan gençlerin de dalgın ve solgun solgun önümden geçmekte olan amcaların, teyzelerin de neden böyle renksiz olduklarına bir hüküm vermem o nedenle çok zor olmuyor. Tarih sahnesi bu topraklara hiç huzurla yaşama hakkı vermemiş sanki.

Krakow’a nasıl gidilir?

Krakow’a gelmek için sebep çokken yol az gibi geliyor bana. En hızlı ve kolay seçenek ise Varşova üzerinden olanı muhtemelen. Başkent, diğer Avrupa kentleriyle hava bağlantısı nispeten daha iyi olan bir kent. Krakow’da da havalimanı var ancak sefer sıklığı ve çeşitliliği bakımından tatmin edici değil.

Varşova merkez tren garından (Warszawa Centralna) yaklaşık iki buçuk saatlik bir tren yolculuğu ile Krakow Merkez tren istasyonuna (Krakow Glowny) erişmek mümkün. Bilet için gar içindeki satış gişelerinden, çevrimiçi satış makinelerinden yararlanılabilir.

Krakow’a gelmenin bir diğer yolu da otobüsle bir başka Avrupa kentinden, örneğin Viyana’dan, Bratislava’dan gelmek. Flixbus, bu bağlantılar için uygun fiyatlı seçenekler sunuyor. Viyana havalimanı ya da Viyana kent merkezine gitmek için seçilen bir otobüsle yolculuk 7 saate yakın sürüyor. Evet bu bizler için uzun bir süre. Ama yolculuk çok keyifli bir şekilde, yemyeşil vadilerden, küçük köylerden geçerek sürüyor. Ülkemizle bağlantılı bir uçak yolculuğu ile Krakow’a gitmenin zorlukları dikkate alınınca bahsi geçen 7 saat kabul edilebilir oluyor. Ya da zaman sorunu olmayanlar için (fiyat ve zaman açısından) uygun uçuşlar takip edilebilir.

Krakow’da şehir içi ulaşım

Diğer Avrupa kentleri gibi Krakow’da da etkili bir toplu ulaşım ağı sistemi var. Otobüsler, tramvaylar ve yer altı demiryolu ağı sizi bir noktadan diğerine kolay, güvenli ve uygun bir fiyat karşılığında taşıyor. Kalış sürenize göre, sınırsız araç ve yön kullanım imkanı sağlayan biletler bana her zaman en mantıklısı geliyor. Ancak Krakow aynı zamanda yürünerek de gezilebilecek bir kent olduğundan bilet ihtiyacınız biraz da ne kadar yürüyebildiğinizle ilgili olacaktır.

Ancak şunu mutlaka belirtmem gerekir. Sıkça bilet kontrolü yapıldığına tanık oldum. Risk almamakta yarar var derim.

Bilet otomatları ve toplu ulaşım araçlarının temizliği

Krakow’da gezilecek yerler

Krakow gezip görmek için olduğu kadar zamanı keyifle ve sakince geçirmek için de çok uygun bir kent. Bunu mutlaka dikkate almanızı öneririm. Gezip görmek hatta böyle kentlerde hissetmek daha mümkün olan tarih şeridinde gerilere gidip gelmek çok keyifli. Ama örneğin bir akşam üzerini Vistula’nın kıyısında, yamacın çimenlerine uzanıp gökyüzünü izlemeye de ayırın isterim. Ya da benim yaptığım gibi her akşam üzerinizi o eşsiz ambiyansla doyurun. Bunun için yere serecek bir örtüyü çantanızda taşıyın derim. Büyüklüğü size kalmış. Bir plaj havlusu bile olabilir. Ama böyle bir örtü çantanızda bulunsun. Sermeye meyil vereceğiniz yerler sıkça karşınıza çıkacak.

Old Town (Eski Şehir) bölgesi

Herhangi bir arama motoruna Krakow yazdığınızda sizi ilk karşılayan görüntüler Eski Kent merkezine dair olacaktır. Sadece gezip görmek için değil aynı zamanda keyifli zaman geçirmek amacıyla da burayı tercih edebilirsiniz. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’de.

Buraya gelmek için bir çok seçenek var. En kolayı, Teatr Słowackiego veya Poczta Główna duraklarından birinden geçen tramvaylardan birine binmek. Teatr Słowackiego durağı Barbikan’a ve Florian Kapısına daha yakın. Diğer duraksa sizi Planty Parktan geçirerek Sienna Caddesi üzerinden meydana çıkarıyor.

Teatr Słowackiego durağı. Durağın karşısındaki şık bina Hotel Polonia, 1917 yılından beri aynı isimle aynı yerde hizmet veriyor

Ana meydan (Rynek Główny), Eski Pazar Meydanı olarak anılıyor. Etkileyici bir mimarisi var. Gözü yoran bir şey bulmak neredeyse imkansız. Hediyelik eşya dükkanları, mücevher ve porselen gibi el sanatı ürünlerine ulaşmak mümkün.

The Cloth Hall, Rönesans tarzı pazar yeri pasajı

Meydandaki The Cloth Hall Müzesi (MNK Sukiennice – 13. yüzyıldan kalma Rönesans tarzı pazar yeri pasajı ve 19. yüzyıldan kalma bir Polonya sanat müzesi), Rynek Yeraltı Müzesi (Rynek Główny), Gotik St. Mary Bazilikası bulunuyor. St. Mary, gözetleme kulesinden her saat trompet seslerinin duyulduğu Roma Katolik bazilikası ziyaret edilebilir.

Town Hall Tower (Belediye Binası Kulesi), meydanın diğer köşelerinden birinde yer alan bu kule belediye binasının bir parçası olarak inşa edilmiş. 14. yüzyıldan kalma bu kule bugün çeşitli sergiler için kullanılıyor. Kulenin gözlem katına merdivenle çıkıp Krakow’u biraz da yukarılardan izlemek mümkün. Kulenin orta katlarından birinde yer alan eski bir saat mekanizması da ilgi çekicidir. Meraklısına…

Town Hall Tower, 55 cm eğikliği güzelliğini gölgelemiyor

Belediye binası da dahil olmak üzere 1800’lerin başında, Ortaçağdan kalma binaların şehri çirkinleştirdiği ve yıkılması gerektiği yönünde bir inisiyatif oluşmuş. Şehri ileri gelenleri diye anılabilecek kimseler bu görüşü sıkıca savunmuşlar. Yıkılan yıkılmış ve örneğin belediye binasından bu saat kulesi kalmış. Bu kule ile birlikte ayakta kalmayı başaran (yıkılmaktan kurtulmuş demek daha doğru galiba) bir diğer yapı, belediye binasına bitişik muhafız kulesi olmuş. Ancak onun da talihi II. Dünya Savaşı sırasında karargah olmasıyla değişmiş. O kötü zamanların tanığı olması nedeniyle bu defa halk kulenin yıkılmasını talep etmiş ve o da 1946 yılında yıkılmış.

Belediye Binası Kulesi bugün Krakow Ana Meydanı’ndaki odak noktalarından biri. Belki dikkatinizi çekmeyecektir ama 1703 yılındaki sert fırtına kuleyi 55 cm kadar eğmeyi başarmış.

Ayrıca meydanı çevreleyen bölümlerde çok sayıda keyifli mekan mevcut. Yeme, içme vb. her türlü tercihe ve ihtiyaca yanıt veren bu mekanlar her daim insanla dolu oluyor.

St. Mary Bazilikası

Eros Bendato

Belediye Binası Kulesinin hemen yakınında yer alan dikkat çekici bir heykeldir. Görende arkeolojik bir eser izlenimi veren bu yapıtın adı Eros Bendato (Eros Bağı).

Eros Bendato (Eros Bağı)

Sanatçı Igor Mitoraj antik kültürlerden, özellikle de Yunan ve Roma mitolojisindeki karakterlerden ilham alan bir duyarlılıktaymış. Eserlerinde bu esin hep yer alırmış.

Eros Bağı (Eros Bendato), Yunan aşk ve arzu tanrısı Eros’tan ilhamla vücut bulmuş. Heykelin yüzünü saran bandajlar simgesel anlamda gözleri ve ağzı kapatarak arzuların ve fikrilerin hapsoluşuna atıf olarak kabul ediliyor. Diğer bir görüşe göre aynı bandajlar dünyadaki zıt görüşleri simgeliyor. Medeniyetlerin onarılamayacak şekilde parçalanmasına ya da yıkıcı güçlerin iradesine rağmen bir arada tutulmaya çalışıldığına atıfta bulunuluyor.

Planty Park

Planty, Kraków’un en büyük şehir parklarından biri. Çeşitli stillerde tasarlanmış ve çok sayıda anıt ve çeşmeyle süslenmiş çokça küçük bahçeden oluşan bir zincir gibi. Merkezi konumu, manzaralı ve yürüyüş yolları, küçük göletler ve içecek tezgahlarını bulunması, serin ve gölgeli sığınaklar sunması sebebiyle Krakow’luların sevdiği bir park.

Planty Parktan küçük bir kesit

Parkın ana dokusunu oluşturan ağaç tabakası dişbudak, ıhlamur, akçaağaç, gürgen, ladin gibi türlerden oluşuyor. Bu bitkilerin fidanları 1800’lerin basından itibaren dikilmeye başlanmış.

Park eski ortaçağ surlarının yıkılması ile ortaya çıkmış. Emri veren Avusturya-Macaristan İmparatoru I. Franz. Ancak Ancak, 1817’de Jagiellonian Üniversitesi’nden Profesör Feliks Radwański, Kraków Cumhuriyeti Senatosu Oturumunu, eski surların, yani Florian Kapısı ve bitişiğindeki Barbican’ın kısmen korunmasını yasalaştırmaya ikna etmeyi başarmış. Barbican, Avrupa’da hala ayakta kalan bir kaç müstahkem karakoldan biri olarak biliniyor.

Bir bahçıvan olan Boleslaw Malecki 19. yüzyılın ikinci yarısında parkın tarihine geçecek çalışmalar yapmış. Onun sayesinde park yan sokaklara genişlemiş, çiçek tarhları, gazlı aydınlatma lambaları ve çocuklar için oyun alanları kazanmış. Taştan olan banklar yine Malecki’nin tercihiyle ahşap hale getirilmiş. 1900’lerin başlarında Avrupa porsuğu, Weymouth çamı, çınar ağacı, mor kayın gibi bitkilerle zenginleşen parka manolya ve ıhlamurlar eklenmiş. 1928-1929 kışları o kadar sert geçmiş ki ağaçlar bundan epey zarar görmüş. Bu oranda yok olan kestanelerin yerine daha dayanıklı türler dikilmiş.

Krakow gezinizde siz de bu eşsiz mekanda vakit geçirmek isteyeceksiniz. Uzun yürüyüş rotaları sayesinde hem Ortaçağ surlarının izlerini takip etmiş hem de zamanın tanığı bu güzelim parkın sunduğu sadeliğe ve huzura talip olacaksınız. Nazilerin bu parka da zarar verdiğini söylememize gerek yok elbette. Bugün görülen güzellik 90’lı yılların başında başlayan canlandırma kararının bir meyvesi olarak sizleri selamlıyor olacak.

Parkın içinden geçerek Wawel Tepesindeki tarihi Wawel Kalesine ulaşmak da mümkün. Parkın en güney sınırda bu kalede bitiyor.

St. Florian Kapısı

Florian Kapısı doğal taşlarla örülmüş bir duvarla birlikte 14. yüzyılda yapılmış. Tatar saldırılarına karşı şehrin surlarının bir parçası olarak zamanın tanıklığında önünden gelip geçenleri büyülüyor.

St. Florian Kapısı ve Floriańska Caddesi

Polonya’nın en iyi Gotik kulelerinden biri olarak biliniyor. Eski kent bölgesine giriş yapılan noktalardan biri. Floriańska caddesinin başında yer alıyor. Kapıyı arkanıza alıp ilerlerseniz yol doğruca Eski Kent meydanına açılıyor. Sokak içinde yiyecek, içecek, giysi vb. şeyler satan çok sayıda dükkan yer alıyor. Ayrıca kafeler, restoranlar da mevcut.

Barbikan

Barbican kelime olarak şehrin en dış sur kapısının kulelerine verilen isim. Gözetleme kulesi olarak da anabileceğimiz bu yapılarda silah kullanımı için açılmış delik bulunur, bilirsiniz. Bu nedenle delikleri tanımlarken de bu sözcük tercih edilebiliyor.

Krakow Barbicanı da vaktinde şehir surlarına bağlı bir karakolmuş. Eski Kent Merkezinin en dış halkası burada yer alıyor. Krakow’u çevreleyen karmaşık savunma kanalları ve duvarları ağının kalan birkaç kalıntısından biri. Bu tarihi geçit Florian Kapısının biraz gerisinde yer alıyor. Çevresi yeşil bir doku ile sarılmış durumda. Şimdilerde çeşitli sergiler için mekan olarak kullanılıyor.

Krakow Barbicanı

Kazimierz

Eski Kent bölgesinde yer alan tarihi bir bölge, Yahudi mahallesi olan Kazimierz. Burası gözlerin zaman cetvelinde geriye koştuğu bir yer. Kuruluşu 14. yüzyıla kadar gidiyor. Yüzyıllar boyunca etnik Polonya ve Yahudi kültürlerinin bir arada yaşadığı ve iç içe geçtiği bir yermiş. 1941’de Alman işgali sırasında nehri karşı tarafına göçe zorlanan Yahudilerin büyük bölümü savaştan sağ çıkamamış.

Kazimierz, bugün Krakow’un cazibe merkezlerinden biri olma yolunda. Şehrin kültürel yaşamının önemli bir parçası. Sesizliğin hakim olduğu bu kentte belki de en en sessiz yer de bu mahalle. Küçük kafeler, yeme içme mekanları, turistik eşya satış dükkanları gibi bir çok mekana ev sahiliği yapıyor Kazimierz. Sokakları dolana dolana Vistula’nın kıyısına kadar gidebiliyorsunuz.

Kazimierz’den sokaklar ve binalar

Wawel Castle (Wawel Kalesi)

Wawel Tepesi üzerinde, Vistula Nehrine hakim bir noktada bulunan Wawel Kraliyet Şatosu Kral III. Casimir tarafından yaptırılmış. Orta Çağ, Rönesans ve Barok dönemlerinin hemen hemen tüm Avrupa mimari stillerini temsil eden yapılarıyla oldukça geniş bir avlu içinde yer alıyor. 228 metre yüksekteki bu komplekste, Polonya hükümdarlarını taç giydiği ve gömüldüğü Wawel Katedrali de yer alıyor. Kalenin tarihi 970’lere kadar gitmekteymiş. 1978 yılında Krakow Eski Kent Meydanı ile birlikte dünyanın ilk Dünya Mirası Alanlarından biri olarak kabul edilmiş.

Wawel Kalesi, Polonya hükümdarlarının şatosu olarak tarihteki yerini almış

Wawel Kalesi, yüzyıllar boyunca Polonya krallarının ikametgahı ve Polonya devletinin sembolü olmuş. Artık ülkenin önde gelen sanat müzelerinden biri olarak varlığını sürdürmekte.

Krakow Botanik Bahçesi

Jagiellonian Üniversitesi Botanik Bahçesi , 1783 yılında kurulmuş. 9,6 hektarlık bir alanı kaplıyor. Jagiellonian Üniversitesi’nde tıp okuyan öğrencilere 16. yüzyılın sonundan itibaren botanik öğretilmeye başlanmış. Öğrencilerin özellikle tıbbi bitkileri öğrenmeleri, yetiştirmeleri, kullanmaları gibi konularda eğitim verilmesi amaçlanmış. Bugün bahçenin önemli değerlerinden biri hala bu tıbbi bitki envanteri olabilir. Yetiştirme parsellerinde, ürettikleri kimyasal bileşiklere göre tasnif edilerek tarımı yapılan çeşitli bitkiler geniş alanlar kaplıyor.

Bulwary Wislane (Vistula Boulevards-Vistula Bulvarları)

Vistula Nehri kıyısında öncelikle nehrin ve suyun yönetimini sonra da halkın rekreasyonel alan ihtiyacını karşılamak üzere oluşturulmuş bulvarlar. Benzeri Varşova’da da mevcut. Çünkü aşırı yağışlar ya da taşınarak gelen suyu seviyesindeki kontrolsüz yükselmeler nehir kıyısındaki kentleri hep tehdit etmiştir. Buna çözüm olarak farklı seviyelerde sekiler oluşturularak suyu yükselişinin kontrolüne gayret edilmiştir.

Krakow’daki Vistula Bulvarları özellikle yaz aylarında insanların dinlenme ihtiyacını kayda değer derecede karşılayan yerler konumunda. Bu alanlar liman işletmeciliği, su sporları tesisleri, kafeler, restoranlar gibi pek çok isteğe yanıt verebilecek nitelikte. Diğer taraftan bu alanlar piknik yapmak (ateşsiz elbette), bisiklet sürmek, spor yapmak, amatör balıkçılık gibi gereksinimler için de sonsuz seçenek barındırmaktadır. Yere sererek çimlere yayılmanın keyfini sürmek isterseniz siz de çantanızda bu amaca uygun bir örtü taşıyın derim.

Vistula Nehrinin kıyısı taşkınlara karşı sekilendirilirken halka değerli bir dinlence ve eğlence alanı da kazandırılmış

Kosciuszko Mound

Kościuszko Höyüğü Krakovlular tarafından Polonyalı ulusal lider Tadeusz Kościuszko anısına inşa edilmiş yapay bir höyüktür. Tarih öncesi döneme ait Krak ve Wanda höyüklerinden esinlenerek yapılmış. Yılan gibi bir yol izleyerek tepesine (326 m) çıkılır. Vistula Nehri ile şehrin panoramik manzarasını bakma imkanı verir. Ayrıca burada bir müze, bir şapel ve iki kafe de bulunmakta.

Blonia

Polonya genel bir ifadeyle yemyeşil bir ülke. Krakow da bundan nasibini almış bir kent. Yerel dildeki ifadesi inek otlağı anlamına gelen Blonia oldukça geniş ve üçgen şekilli bir yeşil alan. Bir park demek olası değil çünkü ağaçtan yoksun. Ama devasa bir yeşil alan. Yetmişlere kadar burası bir mera olarak da bullanılmış elbette ama daha çok halkın rekreasyonel ihtiyacına adanmış. Bu geniş üçgen düzlüğün çevresinde bisiklet yolları var. Şehrin içinde. Planty Park’ı hareket noktası olarak seçersek yürüyerek 35, toplu taşıma ile 18 dakikada Blonia’ya varabiliriz.

Celine Dion 2008’de 55 bin kişiye buradan seslenmiş. Daha çok böyle konser, miting gibi etkinlikler için kullanılan saha 2000 yılında Dünya Miras Alanı listesine dahil edilmiş.

Sonuç

Velhasıl durduk yere yola çıkılıp hiç yoktan şiirlerle eve dönülen yerdir benim için artık Krakow. Varşova seyahatimi yola çıkmadan bir gün önce planlamıştım. Akışta kalarak önce başkenti, sonra Gdansk’ı ve son olarak da Krakow’u görme imkanım oldu. Iki bin yirmi dört yılının eylülüne denk gelen bu gezi bana bir kez daha plansız yola çıkmanın keyfini yaşattı.

Krakow’a bir geceliğine gelip buradan devamla Almanya’ya geçmeyi hayal ederken iki gecelik üç tam günlük seyahatle tadına doyulmaz anlar yaşadım. Doğrusu o ya hiç Krakow’dan ayrılmak istemedim.

Polonya’nın popüler sokak lezzeti Zapiekankayı farklı mekanlarda denedim. Bunun için takip ettiğim öneriler Kazimier’deki Okrąglak’ı işaret etti. Yahudi Meydanı olarak bilinen bu yerin adı aslında Plac Nowy. 1900’lerin başında, yuvarlak bir pazar yeri olarak inşa edilmiş. Şehir burayı 1927’de Yahudi cemaatine kümes hayvanı mezbahası olarak kiralanmış. Malum olaylardan sonra Yahudiler buradan çıkarılınca pazar salonu olarak kullanılmaya devam edilmiş. Onikigen yapı birbirinden duvarla ayrılmış dükkanlardan oluşuyor.

Plac Nowy (Okrąglak), 1900’den beri pazar yeri

Zapiekanka uzunlamasına dilimlenmiş baget ekmeğin üzerine sotelenmiş beyaz mantar, peynir isteğe göre konulan jambon gibi diğer malzemelerle yapılan bir tür sandviç. Malzemeler ekmeğin yüzüne yerleştiriliyor ve üstten ısıtılıp ketçapla sıcak olarak servis ediliyor. Lezzetli ve doyurucu bir yiyecek.

Plac Nowy’de bu sandviçi yapan bir çok küçük dükkan var. Tabelalarındaki karışım seçeneklerine bakarak karar verebilirsiniz. Ben bu durumlarda en az karışımdan yanayım. Baskın tadın sadece bir lezzetten yana olmasını tercih ediyorum. Diğer tatları bastırdığı için Aşırı ketçap ve mayonez kullanmamaya çalışıyorum.

Marketten aldığım malzemelerle (ton balığı, kaşar peyniri, sandviç ekmeği, içecekler) Vistula’nın yamacında keyif yapmak da oldukça iyi bir seçenekti. Bulwar Poleski’yi sevdim. Wawel Kalesini tam karşıdan gören konumu, Grunwaldzkie kavşağına ve çevresindeki marketlere yakınlığı nedeniyle yerel halkın gençlerinin de tercih ettiği bir nokta.

Czerwienski Bulvarı nispeten daha yoğun bir bölge. Buradan hareket eden gezi teknelerinin iskelelerinin olması, köprüden karşıya geçmeye üşenenlerin yoğunluğu, hemen Wawel Tepesinin eteğindeki Wawel Ejderha Heykelinin hemen nehrin kıyısında olması bu sahili kalabalık kılan sebeplerden bazıları.

Krakow turistik bir kent. Oldukça farklı tercihlere hizmet veren çok sayıda konaklama seçeneği var doğal olarak. Ben Novotel Krakow City West’te kaldım. Tek kelimeyle özetlersem mükemmel bir deneyimdi. Bir otelden beklenebilecek her şeye sahipti.

Polonya’nın en büyük market zinciri Zapka’dan da bahsetmek isterim. Zabka Lehçede kurbağa anlamına geliyor. Kurbağa kavram olarak kendisi de rengine hakim yeşili de pek çok insanda olumlu duygular uyandırır. Bence bu şirket bu olumlu algıyı müthiş değerlendirmiş. Gittiğim tüm Polonya kentlerinde en çok bu rengi ve bu markanın dükkanlarını gördüm. Her boydan, büyüklükte Zapka size istediğiniz her şeye kolayca ulaşma imkanı veriyor. Her şey taze ve lezzetli. Kaliteli. Bunu sadece gıda ürünleri için kullanmadığımı söylemek isterim. Yakın zamanda Bloomberg’de çıkan bir habere göre Zapka Avrupa’ya genişlemekte.

Krakow Ortaçağdan taşıyıp getirdikleriyle Ortaçağ kenti sıfatını hak ediyor. Diğer taraftan Eski Şehir bölgesinden dışarına doğru gittikçe yeni modern yerleşim yerlerinin de kurulmuş olduğunu görebiliyorsunuz.

Mogilska, Krakow

Krakow yazımı burada tamamlamak isterim. Fotoğraflarıyla beraber okuyuculara keyifli anlar armağan etmesini dilerim. Umarım en kısa zamanda sizler de bu deneyimlerimden ilhamla yola çıkar kendi deneyimlerinizi yaşarsınız.