Mağaralar, insanlık tarihi boyunca mistik duruşlarıyla ilgi çekici mekanlar olmuşlar. Bir çoğu ilkel insanın sığınma yeri iken, diğer önemli bir kısmı da ibadethane unvanıyla kayıtlara geçmiş. İnsan gözüne görünmeyen, sessizce ve uzun vadede kendini gösteren doğanın gücü tüm kültürleri bu yönüyle büyülemiş.
Perama Mağarası, çok uzun zaman önce açılmış bir yeraltı nehir yatağının bir bölümünü oluşturuyor. Küçük, büyük 10 salonu var. İçteki güzelliği hayal etmek de tarife sığdırmak da zor. Doğa eliyle boyanmış süslü heykelleri andıran benzersiz sarkıt ve dikit oluşumlarına dair bir sergi adeta. Öyle ki mağarayı keşfedenler bu sanatsal eserlere Taş Selvi, Pisa Kulesi, Noel Baba, Mısır Sfenksi gibi isimler bile vermişler.
Bu yazımız Avrupa’nın önemli mağaraları arasında saygın bir yeri olan Perama Mağarasından söz ediyor. Önce Osmanlı’nın Balkanlardaki önemli yerleşimlerinden biri olan Yanya’yadan bahsederek başlayalım.
Yanya (Ionniana)
Yanya, Yunanistan’ın Kuzeybatısında, dağlık Epir (Epirus) bölgesinin en büyük şehri. Pambotis Gölünün kucağında; yıkık kalesi, viranelik kale avlusu, daracık sokakları, alçak katlı, ahşap evleri, ata yadigarı çınar altlarıyla tarihi kıymette lirik, kırık bir şiir adeta. Hatırı sayılır irtifasıyla (480 m), yaz akşamları dahi serinliği hissettiren iklimiyle davetkar Anadolu yaylası neredeyse.
Pambotis ya da Yanya Gölü
Yanya Gölü kuzeydoğudan Mitsekeli Dağıyla çevrili. Çok uzaklarda bir sığınağı andıran bu saklı kentin temelleri M.Ö. 350 yıllarına kadar gidiyor. Şehir II. Murad döneminde (1431) Osmanlı topraklarına katılmış. Balkan Savaşı sırasında (1913) kaybedilmiş. Rivayet olunur ki Yanya Osmanlı egemenliğindeyken en parlak devrini yaşamış. Kale, Türk evleri, Ali Paşa’nın sarayı, Fethiye ve Aslanpaşa Camii bu dönemde yapılmış. Kent gümüş işçiliğine dair ününü bugün de koruyor.
Yanya’ya uzaklardan bir bakış
Mitsekeli Dağı
Sakin, sessiz ve huzurlu bu kentte bir havalimanı ve bir üniversite bulunuyor. Akşam üzerleri göl kıyısında yürüyüş yapan insanları, çay kahve eşliğinde sohbet edenleri izlerseniz kendinizi Anadolu’da bir yerde, mesela Eğirdir’de hissetmeniz işten bile değil. Şehir merkezindeki görkemli çınarlar ve onların arka planını oluşturan Kale, kale avlusundaki cami minaresi bu duygunuzu besleyecek görsel unsurlar. Gölde salınan gezi tekneleri ve suya bıraktıkları şıpırtılı melodiler hep tanıdık.
Yanya şehir merkezi
Çınarlar da muhabbetler de asırlık
Diğer taraftan Avrupa’nın en etkileyici mağaralarından biri olan Perama Mağarası da bu kentin sınırları içinde. Perama köyü, Yanya’ya 4 kilometre uzaklıkta.
Doğal sanat galerisi
Milyonlarca yıldır süregelen jeolojik olaylar, dünyamızın görünen yüzü gibi görünmesi için kazılmayı, oyulmayı, ışık tutulmayı bekleyen görünmeyen yerlerini de değiştiriyor. Anakaralar, adalar; ayrım gözetmeksizin alttan üste, üstten alta değişiyor. İnsan, kısa ömründe, sayısı belli mevsim değişimlerine tanıklık ederken, jeolojik olayları böyle net olarak izleyemiyor. Yıllar sonra bir vesileyle, bir olay ya da bir merak duygusuyla toprağı kaldırıyor, yüce dağları dağ yapan kayaları deliyor, oyuyor, kazıyor; önceden bilmediği ama aslında belki de milyonlarca yıldır orada var olan bir oluşumla selamlaşıyor. Tıpkı Perama Mağarası gibi.
1,5 milyon yıl önce Goritsa Tepesinin iç kısmında oluşan mağaranın keşfi İkinci Dünya Savaşı yıllarına denk geliyor. Gökten yağan bombalardan saklanmak için yer arayan Perama köylüleri mağaranın girişini sığınak olarak kullanmışlar.
Speleologlar (mağara araştırmacısı) Anna ve Ioannis Petrohilos 1951 yılından itibaren mağarayı bilimsel olarak incelemeye başlamış. Hayal gücünün ötesinde çeşitli tipte sarkıt ve dikitler sunan mağaranın derinliklerine indikçe büyük koridorları, geniş odaları ve etkileyici süsleri görünce burada sadece tanrıların yaşayabileceği lüks bir saray olduğunu ima ederek mağarayı Pluto ve Persephone’a ithaf etmişler.
Perama Mağarasının ziyaretçi girişi
Perama Mağarası Planı – Tanıtım broşüründen
Rivayet odur ki, yeraltı tanrısı Hades (Pluto) karısı olması için güzeller güzeli Persephone’u yerin altına kaçırmış. Ancak Yunan Mitolojisinde tanrıların tanrısı baba Zeus ile Demeter’in kızı olan Persephone büyük cezalara maruz kalmış. Baba Zeus, ağlayıp sızlayan anneye, bir koşulda kızını yeniden yeryüzüne çıkarılması emrini verebileceğini söylemiş. Ama Hades’in sunduğu altı diş narı gizlice yiyen Persephone altı ay yeraltında bir şey yememesi karşılığında gün yüzüne çıkacakken “ölüler ülkesinde bir şey yiyenlerin yeryüzüne çıkma hakları bulunmamaktadır” kuralı nedeniyle, ölüler ülkesinde kalmaya mahkum olmuş.
Bu aşka ithaf edilen mağara görsel şölen anlamında dünyanın en seçkin mağaraları arasında gösteriliyor. Mağaranın alanı yaklaşık 15.000 metrekare. Bunun yaklaşık 1000 metrekaresi gezilebiliyor. Gezi rehber eşliğinde yapılıyor. İngilizce ve Yunanca olmak üzere iki dilde detaylı bilgiler veriliyor.
19 farklı tipte sarkıt ve dikit, yeraltı gölleri ve hayvan dişleri ve kemiklerinin fosilleri hayranlıkla izleniyor. Eğer daha önce bir mağara ziyareti yapmadıysanız ve mevsim farketmeksizin üzerinize koruyucu bir giysi almadıysanız soğuk canınızı yakıyor olacaktır. Mağara içindeki sıcaklık 17-18 0C civarında. Üşünüyor. Girişte merdivenlerle önce aşağıya iniyorsunuz. Islak ve kaygan zeminlere dikkat etmek gerekiyor. Sonra çoğu doğal malzemeden şekillendirilmiş olan merdivenler yukarı yönde seyrinizi yönlendiriyor. 45 dakikada yaklaşık 1,5 kilometre yürümüş oluyorsunuz. Bu sırada büyüklü küçüklü, farklı jeolojik zaman dilimlerinde oluşmuş şahane ve karmaşık mağara içi dekorasyonuyla büyüleniyorsunuz. Sarkıtlar, dikitler, kraliyet sarayları, yeraltı suları, kristal berraklığında ve mistik salonlar oluşturan mimari bir yapı, benzersiz yeraltı manzaraları. Doğal bir sanat galerisi adeta. Fotoğraf çekimi için belirli yerlerde izin veriliyor. Her gördüğünüzü görüntüleme imkanınız olmuyor maalesef. Mağaranın çıkışı, tepenin arka tarafından gerçekleşiyor.
Tanıtım broşürünün kapağı Kale KapısıKale içinde yer alan Osmanlı eserlerinden Aslan Paşa CamiiKale içinde ata yadigarı yapılar