Doğu Karadeniz 5 – Batum

Uzun zamandır yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerimde konaklama yeri ayırtma işini booking.com veya hotels.com üzerinden yapıyorum. Bir takım yararlarını da zararlarını da gördüm. Zaten sıfır zarar ya da yüzde yüz yarar diye bir şey olmuyor hiçbir konuda. Bize düşen sadece farkında olmak.

Batum Botanik Bahçesinde Gülizar

Gürcistan için, Batum ve Tiflis’te geçirmek üzere iki gün planlamıştım. Yeterli olmayacağını bilmeme rağmen elimdeki zamanı en verimli kullanmak adına biraz fazla kilometre yapmayı, hızlı hızlı gezmeyi göze aldım.

Ülkeye giriş maceramıza bir önceki yazımda değinmiştim. O psikolojiyle tüm trafik tabelalarına uyarak –ama yerli sürücülerin bunları hiç önemsemediğini de fark ederek- sınırdan şehir merkezine yaklaşık 18-20 kilometrelik yolu biraz da ürkerek tamamladık. Merkeze yaklaştıkça grileşen hava geceye çalmaya, evlerin, apartmanların, otomobillerin, sokak aralarının yüzleri de gelen geceyle beraber kararmaya yüz tutmuştu. Bir an önce konaklayacağımız oteli bulup güvenli bir limana sığınma ihtiyacındaydık.

Geçtiğimiz yıl, Arnavutluk da bile sıkıntısız çalışan, bizi Üsküp’ten alarak –Tiran üzerinden- Karadağ’ın Budva’sına kadar sorunsuz götüren GPS uygulamam maps.me bu küçük şehirde bir türlü otelimizi bulamıyordu. Hal böyle olunca o sokak senin, bu aralık benim diyerek İzmir’in Kuruçeşme’si misali sokaklara girip çıkıyorduk. Girdiğimiz sokakların kimisinde kanalizasyon çalışması varken soru sorduklarımız da bize başka evrenden gelen dünya üstü varlıklar gibi bakıyorlardı. İnsan ister istemez ürküyor vallahi. En sonunda ben inanmasam da maps.me’nin götürdüğü yerin aslında doğru yer olduğu, sadece otelin blok apartmanlardan birinin iç kısmına gizlendiğini gördük. Bizim aklımıza gelmesi imkansız bir gizlilikle yüzleştik. Tabela falan hak getire. Bizim ülkemizde de kimi yerlerde rastladığımız gibi giriş kapısının önündeki sandalyelerde oturan pejmürde kılıklı, kirli sakallı erkeklerin varlığı bir öyyk dedirtmişken içeri girip büro elemanıyla konuşunca şenliğin boyutları da bir anda değişti. Zira bizim için 3 oda yerine 2 oda ayrılmıştı, biri zemin katta, derme çatma bir oda, diğeri ise üçüncü kattaydı. Otel doluydu. Bizim bu iki odaya sığmamız, öğrenci yurdu misali bu odalarda konaklamamız isteniyordu. Bir kere bu tesis bizim ülke standartlarına göre ancak pansiyon adını hak ediyordu, hatta o bile fazlaydı, otel olması olanaksızdı. Havada birbirleriyle pike gösterisi icra etmekte olan sinekler dikkatimizi çektiğince –bizimle Türkçe iletişim kuran büro görevlisine mutsuz mutsuz bunu işaret ettiğimizde- otel sahibinin Gürcüce “onların ülkesinde sinek yok muymuş” şeklindeki sözlerinin doğrudan bize tercüme edilmesi ve o kişinin hal ve hareketlerinin bizim beklentimizin çok altında kaldığının fark edilmesi üzerine bu iki odanın bize yetmediğini ve hemen bu işlemi iptal edip buradan ayrılmak istediğimizi ifade ettik. O arada daha çok otele benzeyen denize yakın bir tesisten de haberdar oluyorduk araştırmalarımızla. Ücret iadesi yapamayacağını ifade eden sinek sever beyefendinin yanından rüzgar gibi geçip hemen oradan uzaklaştık. Doğudaydık. Bundan sonrası için booking.com’a ulaşmak daha doğruydu artık. O uygulama üzerinden bu kadar hileli bir alışveriş yapılması sinirimizi bozmuştu.

“Ülkeniz dururken neden geldiniz ki buraya?”

Biz oteli terk ederken, kapı önünde konuşan ve ülkemizden geldiği anlaşılan insanların buraya daha çok kumar oynamaya geldiğine tanık olduk. Şaşkınlık içindeydik. İkinci tesis planladığımızın üzerinde bir meblağa mal olsa da daha güvende hissettiğimiz için şükür ettik. Bu otelin sahibi de bizimle Türkçe iletişim kuruyordu. Vay be dilimiz ne kadar itibarlı buralarda derken bunun tamamen bir ticari kaygı ile geliştiğini çevremizdeki devasa otellerin önünde yanıp sönen güçlü neon ışıklarından, sokaklarda yürüyen insanların kılık kıyafetinde kavradık. Neyse ki bizim bu konularla işimiz yoktu. Ama dikkat çekici düzeyde vatandaşımızın buralarda dolaşıyor olması –elbette hepsi illegal işler için burada değildi- aslında bizi üzdü. Geceyi, otelin havuz başında, aramızda anadili gibi İngilizce konuşanlar olmasına rağmen, bir türlü iletişim kuramadığımız garsonlardan talep ettiğimiz ve başaramayıp sürekli olarak otel sahibinin yardımıyla masamıza getirtebildiğimiz uyduruk yiyeceklerin tadına bakarak ve canım ülkemize hayranlık duyan sohbetler yaparak geçirdik. Güzel bir geceydi her şeye rağmen. Çünkü insan hissetmek istediği şeyi hissederdi. Keyfimizi bozmadık ama hayretimizi de gizlemedik. Nasıl bu kadar dibe inilebiliyordu? Yarın neler görecektik? Gece yarısını biraz geçe, neredeyse üstümüzde açık şemsiyenin brandasını delecek gibi yağan yağmur nefis bir koku, tat ve serinlik bıraktı keyiflenen sohbetimizin üzerine. Çok ama çok güzeldi. Yarın için planlarımızı yaptık. Zaten görülmesi önerilen şeyler kent merkezinde, Batum limanının çevresindeydi. Ama yarın akşamki konaklamamız Tiflis’te olmasına rağmen bu planı işletmekten şüpheliydik.

Günlerdir kaçtığımız yağmur Batum’daki gecemizi arındırdı

On yıl İstanbul’da yaşayan ve gemilerde kaptanlık yapmış olan, İstanbul aşığı olan ve bizimle “buraya neden geldiniz ki ülkeniz dururken” diyecek samimiyette sohbet geliştirdiğimiz otel sahibine bu konuda fikir sordum. İki şehir arasındaki yolun çok sevimli olmadığını, kendisinin her modelden birkaç arabası olmasına rağmen Tiflis’e gitmek için sadece treni tercih ettiğini söylemesi planlarımızı değiştirmemize yetti de arttı bile. O arada booking.com’la yazışmalarımızdan kısa süre sonra diğer saçma otele olan ödemelerimiz iptal edildi, özür dilendi. O yerin bir otel olmadığını anlatan geri bildirimlerimizle konuyu eğlenceli hale getirmeye sinek sever abiye biraz daha zarar vermeye çalıştık. Zira intikam soğuk yenen bir yemekti?

Savaşta mıyız yoksa barışta mı? Kent tam bir doğu şehri. SSCB döneminden kalma getto tarzında devasa binalar kirli, delik deşik, öte yandan kumarhane amaçlı iri iri oteller, çelişkiler ülkesi Georgia

Sabah tertemiz ve serince havaya uyandık. Ancak nem yüksekti belli. Öğleye doğru gri bulutlar gökyüzünü ele geçirecekti. Ama olsundu, geziyorduk ya. Güzel kahvaltıya bu ülkenin alkolsüz milli içeceği gibi kabul gören armut suyu eşlik ediyordu. Mutfakta üretilen börekvari yiyeceklerden her alışımızda (kişi başı 3-4’tür) mutfaktakilerin bize “ne yapıyorsunuz kardeşim, almayın” der gibi baktığını görünce bizim otellerdeki aynı konumlarda çalışanların tam aksine “yiyin babalar yiyin, sizin için yaptık bunları” diyen bonkör bakışları geldi aklıma. Demek ki “doğuya gitmek” böyle bir şeydi. İnsanda ülke nimetlerine böylesi hayranlıkları uyandıran bir etki gücüne sahipti, bunu görmüştük.

Karadeniz kıyısıda uzun bir sahile sahip Batum’da meyve bahçeleri yüksek katlı otellere dönüşüyor

Batum’da gezilip-görülecek yerler hemen limanın yakınında, hepsi bir arada

Batum’da görülecek yerler listesindekilerin bir bölümü “bari şunları yapalım da gelip görsünler, biz de vesileyle turizm yaparız” türünden geldi bana. Batum Bulvarı, Medea Anıtı, Piazza Meydanı, Astronomik Saat, Batum Limanı, Chacha Tower (İzmir Saat Kulesi’nin kopyası), Ali & Nino (Aşk Heykeli), Alfabe Kulesi, Virgin Mary Kilisei, St Nickolas Kilisesi, Orta Cami ve son olarak kesinlikle görülemeye değer, dünyanın üçüncü büyüğü olduğu söylenen Batum Botanik Bahçesi. Biz bunların tümünü bir güne sığdırıp ve geceyi ülkemizde, Borçka, Karagöl’de geçirmeye karar verdik.

Muhteşem Batum Botanik Bahçesi, görülmeye değer

Gezilen yerlerin bazılarının fotoğraflarını yazının içinde bulacaksınız. Haklarında detaylı bilgi internetten de edinilebilir. Ama botanik bahçesi için birkaç söz söylemek isterim. Daha çok arboretum havasında olan bahçe Karadeniz kıyısında, oldukça geniş bir araziye kurulmuş. Eski Sovyetler Birliği’nin en büyük botanik bahçesiymiş. 1880 yılında General Pyotr Krasnov’un kardeşi Rus botanikçi Andrey Nikolayevich tarafından kurulmaya başlanmış. Ziyarete açılışı 1912 Kasımında olmuş. Tasarım ve dekorasyonunu biri Gürcü, diğeri Fransız olan iki yetenekli bahçıvan yapmış. Görülmeye değer bir yer dediğim gibi. Elektrikli taşıma araçlarıyla da ulaşım sağlanıyor (5 Lari) ama yürüyerek yorucu da olsa güzel geziliyor. Keyif veriyor. Biz dönüşü elektrikli araçla yaptık. Bahçenin hemen her yerini iki saatte hızlı hızlı gezdik. Gül ve bambu bahçeleri çok etkileyiciydi. Karadeniz’in nemli iklimi ağaçların oldukça gürbüz olmasını sağlamış. Ama sürekli bakımın da yapıldığı çok belli. Bahçede, bonsai üretiminde gönüllü olarak çalışan bir Türk vatandaşıyla da tanışma imkanımız oldu. Bu ülkede üniversite eğitimi alan ve aynı zamanda tur rehberliği yapan gençlerle de tanışıp konuştuk. Son yıllarda özellikle bizim ülkemizden yoğun olarak gelişlerin olması fiyatları çok artırdığını (örneğin botanik bahçesine girişin 5 Lari’yken 15 Lari’ye çıktığını vb) söylediler. Bir de sanılanın aksine bu ülkeden akaryakıt almanın hem ucuza gelmediğini hem de riskli olduğunu öğrendik. Zira kalitesi düşük Azeri petrollerinin bu ülkede piyasaya sunulduğunu bunun da araçların enjektör sistemine ciddi hasarlar verdiğini duyduk.

Batum Botanik Bahçesi
Batum Botanik Bahçesi okumak, yazmak ve kafa dinlemek isteyenler için mükemmel bir seçim

Bahçe gezimizin sonunda, bahçenin dışındaki bir kafede oturarak yöresel yemeklerin (yemek denmez ya, atıştırmalık mı desek?) tadına baktık. Yeme-içme bölümünde anacağım. Hepsi lezzetliydi bu arada. Biz mekandan kalkarken yağmur başlamıştı. Tatlı bir ıslaklıkla araçlarımıza bindik ve yeniden Batum şehir merkezinden geçerek Sarp sınır kapısına doğru –yine trafik tabelalarına aşırı dikkat ederek- ilerledik.

Sınırdan geçişimiz çok uzun sürmedi. Ve güzel ülkemize sevinçle kavuştuk. Yönümüzü Borçka’ya çevirdik. Çılgınca tünellerden geçerek Borçka’ya ve oradan da Macahel’e doğru giderek Zezemere’ye ulaştık. Gece olmuştu. Net olarak farkına varmadığımız bu doğalın en doğalı coğrafya parçasında kulağımıza gelen yegane ses hemen kaldığımız ahşap evin önünde akmakta olan derenin sesiydi. Kısa bir sohbetten sonra kendimizi uykuya teslim ettik. Yarın içi heyecanlıydık. Zira neredeyse tüm gezinin kaymaklı ekmek kadayıfına gelmiştik. Yemyeşil Artvin doğasına gizlenmiş yaylalar, şelaleler. Huzur.