Salzburg – Avusturya

Bavyera’da ülkeden ülkeye, şehirden şehire seyahat

Bavyera ve Bavyeralılık sadece Almanya ile sınırlı değil. Güneydeki yakın komşulardan Avusturya ile tarihten gelen bağlar ve coğrafi yakınlık iki ülkenin sınır şehirlerini birbirine bağlamak gerektiğinde önemli bir avantaj olmuş. Alman Demiryolları (DB) “Bavyera Bileti” adıyla sunduğu özellikli biletle oldukça ekonomik ve işlevsel ulaşım imkanı sağlamış. Buradan ve bu siteden ayrıntılı bilgiye erişmek mümkün.

“1 gün boyunca sabah 9’dan ertesi gün saat 3’e kadar geçerlidir”

Biz de Münih-Salzburg arasını Bavyera Biletiyle, trenle aldık. Seyahat yaklaşık iki saat sürdü. Tren tertemiz, insanlar gürültüsüz, pencerenin hemen dışı çoğunlukla sağlı sollu doyumsuz bir yeşille boyalıydı. Köylerden, şehirlerden, pırıl pırıl istasyonlardan geçtik. Salzburg’a nasıl vardık anlamadık. Meridian tren işletmesi, Bayern ve Avusturya bölgesinde yerel ulaşım işinde olan önemli bir şirketin (Transdev GmbH) markası.

Tren yolculuğunun böylesini herkes kabul eder; tren temiz, pencerenin dışı yemyeşil, gidiş hızlı

Münih-Salzburg arası trenle iki saat

Salzburg Hbf ve Meridian treni (Bavyera ve Avusturya bölgesinde lokal tren işletmesi)

Salzburg’la ilk karşılaşmada sakinliğin ve sanatın şehri olduğunu hemen hissediyorsunuz. Toplu ulaşım araçları olsa da her yere yürüyerek gitmek mümkün. Merkez tren istasyonuyla otelimizin arası yaya olarak 8 dakikalık bir zaman alıyor.

Yaz ve kış turizmi açıdan önemli bir kent olan Salzburg nitelikli konaklama imkanlarıyla olduğu kadar fiyatlandırma bakımından da farkını hissettiriyor. Avrupa’nın pek çok kentine kıyasla konaklama pahalı. Otel görevlileriyle ilk temasımız sıcak bir ortamda gerçekleşiyor. Oda anahtarı ile beraber turistik şehir haritası, bulunduğumuz konumun işaretlenmesi ve buradan başlayarak nereleri görmemizin önerildiği konularını kapsayan kısa bir brifing veriliyor. “Biz burada ya yürürüz ya da bisiklete bineriz” denilerek toplu ulaşım araçlarına pek ihtiyacımızın olmayacağı söyleniyor. Hallstatt’a gitmeyi düşünüyorsak sabah erken saatte Hbf önündeki peronlardan hareket eden Bad Ischl otobüsüne binmemiz öneriliyor. Bilgi ve ilgi aynı anda zuhur ediyor.

Valizleri odaya bırakıp hemen kent keşfine en yakından başlıyoruz.

Minyatür sanat şehri Salzburg’da gezmek

Mirabell Palace and Gardens (Mirabell Palas ve Bahçeleri)

İtalyanca bir kelime olan “Mirabell”, “takdire şayan-mirabile” ve “güzel-bella” kelimelerinin birleşiminden meydana gelmiş. Mirabell Palas’ın Mermer Salonu eskiden önemli düğünlere ve konserlere mekan olmuş. Mozartlar da burada müzik yapmışlar. Şimdilerde Salzburg Belediye Başkanlığının bazı birimleri buradaymış.

Mirabell Bahçeleri’ni fotoğraf karelerine sığdırmak pek mümkün değil

Bahçeler, şehrin göbeğinde Barok zevk bahçeleri olarak 1690’da başpiskopos Johann Ernst von Thun tarafından tamamen yeniden tasarlanmış. Geometrik düzenleniş katedral ve kaleye yönelik bir görsel yönelime uygun ve ihtişamlı bir görüntü sağlamış.

Mirabell Bahçeleri (Fotoğrafın kaynağı); görüntünün alındığı tarafta kilise, karşı yönde de kale, manidar

Çeşitli bölümleri olan geniş bahçe (aslında bildiğin park) pek çok filme ve müzikale de mekan olmuş.

Mozart’la özdeşleşmiş bir kent, Salzburg

Mirabell Bahçelerinden çıkıp şehre doğru yürürken kalabalıkların olduğu yerlerde ya Mozart’la ilişkili bir anı ya da ruhunda Mozart olan bir sanat eserine dair bir yapı dikkate geliyor.

1756’da Salzburg’da doğan W.A. Mozart bir müzik dehası olarak anılıyor. Doğduğu, yaşadığı evler, dokunduğu müzik enstrümanları, ardında bıraktığı her şey sergi konusu olmuş. Kısa ömrüne 600’den fazla bestelenmiş eser sığdırmış. Yaşamını konu alan kitaplar, filmler çok da kolay bir hayat yaşamadığını anlatır. 17 yaşında Salzburg Sarayında müzisyen olmak ama bunun tatminsizliğiyle yollara düşmek… Ömrünün geri kalanında Viyana’ya damga koymak… Şimdi hem Viyana da hem de doğduğu kent olan Salzburg’da her yerde her şeyde adı ve ruhu yaşayan kimse olmak…

Mozart’ın izi olan evlerden biri

Yürümenin keyif olduğu Salzburg sokakları

Temiz, sakin, huzurlu Salzburg caddeleri

Kentin her yerinde Mozart’a ilişkili bir sunumun olduğu dikkatten kaçmıyor

Salzburg romantik olduğu kadar kasvetli de bir şehir. Sırtı Hohensalzburg Kalesine yaslanmış, dar bir alana sıkışmış izlenimi veriyor. Yüksekten bakınca çevresi yemyeşil ancak kent merkezinde daha çok beyaz ve gri renk hakim. Elbette rengi kirli kahverengiye-yeşile çalsa da Salzac Nehri kent dokusuna müthiş pozitif bir katkı veriyor. Şehri nazikçe ikiye bölen nehrin kale tarafı dar sokakları, şirin küçük dükkanları, sürekli bir kaç etkinliğe mekanlık yapan meydanları bu bölgeyi daha canlı ve turistik hale getirmiş.

Batı Avrupa’da böylesi kentler az değil. Ama burası dar alana yerleşimiyle, tarihe tanıklık etmiş yaşam ve yapı izleriyle etkileyici bir şehir. Yeni diye anılacak binalar dahi eskinin barok ruhunu yaşatmak üzere yapılmışlar. Dokunduğunuz her duvar, ayak bastığınız her parke taşı ya da içine girip dar koridor ve merdivenleri aşarak dolaştığınız her mekan sizi yüzlerce yıl ötesine alıp götürüyor. Zihniniz o zamanın sözcüklerine ve his dünyasına dair bir birikimden mahrum değilse başka bir iklimle donanmış olarak sürüyor zamanda yolculuğunuz. İçinde aşırılık barındıran hiçbir şeye rastlamamış olmak bir tesadüfün eseri mi? Kesinlikle bu bir rastlantı değil kanımca. Çünkü bu ince ruhun iklimi yerle halktan ziyaretçisine kadar herkesi içine almış bir şekilde. Huzurlu bir kent işte. İtiş-kakış yok, telaş yok, bağırma-çağırma yok…

Landestheater (Federal Devlet Tiyatrosu), ilginç bir yapı ve yönetim şekli olan tiyatro birliği. Merak edenler için buraya bir yazı bağlantısı bırakıyorum

Salzac Nehri üzerindeki yaya geçişini Marko-Feingold-Steg Köprüsü “aşk ve bağlılık” kilitleriyle daha renkli

Salzac’ın rengi pek tatmin edici olmasa da şehre dekoratif katkısı büyük

Neredeyse kolkola gezilen ama kimsenin kimseye dokunmadığı Salzburg’un dar sokakları

Sessiz şehir Salzburg

Salzburg semt pazarı

Salzburg Katedrali

Daracık kent sokaklarının arasında geniş boşluklar ve bu alanların hiç “boş’ olmaması

Dağın bittiği yerden şehir başlıyor ve Mozart o şehre yüzyıllardır nefes aldırıyor

Şehir, hayvan ve insan; ne güzelsiniz

Salzburg’un çarşı bölgesi, daracık sokakları, şirin mekanlarıyla

Festung Hohensalzburg (Hohensalzburg Kalesi)

540 m yüksekteki Festungsberg Dağı, Kuzey Alplerinin uzantısı olarak değerlendiriliyor. Tarihi demir çağına kadar gidiyormuş. Üzerinde bulunan kale 1077 yılında yapılmış. Avrupa’nın en iyi korunmuş Ortaçağ kalelerinden biri olarak kabul görüyor. Zaman içinde yapılan eklerle ihtişamlı bir görünüm kazanmış. Dış duvarları gibi kalenin içi de çok iyi korunmuş durumda. Kale hiçbir zaman ele geçirilememiş olmasıyla da bir ün sahibi.

Kale içinde bir çok bölüm ve ve her biri ziyarete açık. Hatta kalede resim sergileri, nikah törenleri, tiyatro, kukla gösterileri vb. etkinlikler yapılabiliyor. Ortaçağ denince insanın aklına o dönemdeki işkenceler ve konuya dair çeşitli demir aletler de geliyor maalesef. Kalede bunların sergilendiği bölümler de mevcut. Şehirden buraya gelmenin en kolay yolu 1892’de yapılmış füniküleri (raylı taşıma aracı) kullanmak. Yaya olaraksa 20 dakikalık bir tırmanışla çıkılabiliyor.

Salzburg’a kalenin avlusundan bakarak şehri anlamak, hissetmek, yorumlamak ve sanatın bu şehre neden bu kadar yakıştığına dair fikir yürütmek mümkün. Ben bir yaz akşam üzerinde yüksekten seyir esnasında, şehri ikiye bölmüş öylece süzülen Salzac Nehrini ve dar sokaklarında sınırlı hareketlerle dolanan insanları izlerken “böyle bir şehirde doğmuşsun Mozart olmayıp da ne yapacaktın” demiştim.

Kalenin web sitesine buradan erişebilirsiniz.

Füniküler (FestungsBahn)

Kalenin içi de dışı kadar diri, yapılar sağlam, içlerinde görülecek çok şey var

“Böyle bir şehirde doğmuşsun Mozart olmayıp da ne yapacaktın”

Ortaçağ’dan bugüne

Yakın çevresiyle Salzburg

Schloss Hellbrunn (Hellbrunn Sarayı)

Salzburg’a 25 dakika mesafedeki Hellbrunn Sarayı zamanında yazlık konut olarak kullanılırmış. Günümüzde bu sarayın turistik bir ziyarete konu olmasının sebebiyse yemyeşil bir doğa parçasının içinde yer almasının yanı sıra hünerli çeşmeleri ve fıskiyeleri. Su oyunlarını görmek için buraya geldiyseniz bir rehber eşliğinde açık ya da kapalı alanda yer alan çokça sayıda eğlenceli su gösterilerine tanıklık edebilirsiniz. Ayrıca sarayın süslü odaları ve sergileri de gezilebiliyor. Buraya tanıtıcı, fikir verici bir video bırakıyorum.

Rehber eşliğinde gezerken onun uyarılarını dikkate almak gerekiyor. Çünkü hiç beklenmedik bir anda bir su fışkırığına maruz kalınabiliyor. Kraliyet masasında otururken yer altından fışkıran sular, küçük ve hareketli oyuncakların su otomatı olarak kullanılması, mekanik tiyatro, hayvan görünümlü süslü çeşmeler… 1965 yılında en iyi film Oskar’ı alan Sound of Music müzikalinin büyu1k kısmı Salzburg, Hellbrunn Sarayı ve çevresinde çekilmiş. Unutulmaz sahnelerden biri olan Sound of Music Gazebo bölümünü buradan izlemek mümkün ve sarayın bahçesinde bir çardakta çekilmiş.

Elli yıl sonra oyuncularla yapılan bir söyleşi programı hem filmi hem de bu yazının konusu olan Hellbrunn çevresini çok güzel anlatıyor.

Vaktinde başpiskoposun yazlık sarayı gezmeye, görmeye değer içeriği ile ziyareti hak ediyor kısacası.

Salzburg Hbf (Südtiroler Platz)’da 25 numaralı otobüsle kısa sürede Hellbrunn’e gelmek mümkün.

Hellbrunn Sarayı mütevazı dış görünüşüyle değil belki ama içeriğiyle davetkar

Sarayın içi hem çok süslü hem de özellikle hayvan objeler mühiş gerçekçi

Kral masasının olduğu bölüm. Eğlenceli su parkında her an bir su şaplağına maruz kalabilirsiniz

Untersberg Dağı

Untersberg, Berchtesgaden Alpleri’nin en kuzeydeki masifin adı. Berchtesgaden ise Almanya-Avusturya arasındaki sınırı belirleyen bir mahmuz. En yüksek noktası 1.973 metrede. Buranın üne kavuşmasında da yine The Sounds of Music’in etkisi olmuş. Buraya “dengesiz zirve” namı kazandıran olaysa filmin açılış sahnesinde Julie Andrews’in “The Hills Are Alive” şarkısının çekimlerinin Almanya tarafında yapılmış olması. Çünkü burası tam iki ülke arasına denk geliyor. Filmin sonunda ailenin İsviçre’ye kaçışlarında dağa tırmandığı yer de burası.

Ayrıca bu dağ Salzburg fotoğraflarında da kendini gösterirmiş illa. O nedenle de “ayırt edici” gibi bir namı da varmış.

Untersberg’e Hellbrunn’den devamla gelmek en mantıklısı. Saray gezisinden sonra tekrar 25 numaralı otobüsün geçtiği durağa (anayolda) gelerek yine burada inilen duraktan otobüse binip Untersberg’a (yaklasık 20 dakika) gitmek uygun olur.

Untersberg’e ulaşınca teleferik (Untersbergbahn) istasyonu ve gidilecek dağın bir kısmı hemen önümüzde oluyor. Sitesi burada. Şahane Alp ve yeşil alan manzaraları ile beslenerek yukarıya çıkılıyor. Fikir vermesi açısından şu video işinize yarayabilir. 1776 metrede, hele açık bir havada çevreyi izlemek, fotoğraf çekmek, yürüyüş yapmak, restoranda yemek-içmek… Keyifli bir gün…

Untersberg Dağına teleferikle ulaşım eşsiz doğa manzaraları vaadeder

Şanssızlık ki Untersberg ziyaretimiz yağmurlu ve soğuk bir ağustos gününe denk gelmişti. Alplerdeydik, deniz seviyesinin 1800 metre kadar üzerindeydik.

Untersberg’in bitkileri

Hallstatt

Salzburg’a gelince görülmesi mutlak gerekli yerlerden biri de Hallstatt olmalı. Bu şahane köy müthiş güzel fotoğraflar veriyor. Ayrıca bu bölge tuz madenciliği açından da önemli. Dünyanın ilk tuz madeni bu köyü sırtındaki dağda. O nedenle Salzburg’da erken yola çıkmak ve zamanı iyi değerlendirmek lazım.

Bu konu hakkında daha önce bir yazı yazdığım için buraya bir ek yapmayacağım. Hallstatt’ı ve tuz madenini merak edenler için buraya bir bağlantı noktası bırakıyorum.

Yol boyu yeşil

Bad Ischl tren istasyonu ve içindeki kafe-fırın

Bad Ischl tren istasyonu ve otobüs terminali

Bad Ischl

Hallstatt

Hallstatt

Hallstatt

Dönüş yolu

Salzburg Card

Uzun bir yazı oldu farkındayım ama Salzburg anlat anlat bitmedi. Bir de bu Salzburg karttan iki söz edeyim. Bu tip kartlar hemen turistik şehirde var. Ama bu kart kadar işlevsel olanı enderdir. Sizi gezdirmek ve ödemelerde indirimler yapmak için neredeyse bahane arıyorlar. Çok yararlı bir kart. Burada web sitesi var. Erişip siz de kendi uygunluğunuzu değerlendirebilirsiniz.

Sonraki durak Ljubljana

Hallstatt – Avusturya (Dünyanın en eski tuz madeni)

Size desem ki gelin şöyle bir yedin bin yıl önceye gidelim, eminim bir irkilip yüzüme -haklı olarak- şaşkınca bakar, -belki de istemsizce- hadi canım sen de dersiniz. Ama bu yazı gerçekten de öyle bir geçmiş yolculuğunun anısına yazıldı. Hallstatt Tuz Madeni dünyanın en eskisi olmasıyla ünlü. Doğal tattaki güzelliği ile şiirler yazdırabilen bu müstesna köy aynı zamanda böyle tarih üstü bir zaman yolculuğu da vaat ediyor. Önce Salzburg, sonra Hallstatt; keyifle okunsun…

Sırtında binlerce yıllık tuz madenini taşıyan mütevazı köy, Hallstatt

Salzburg

Salzach Nehri kenarına kurulu Salzburg, adını buraya ilk yerleşenlerin hayatlarını kazandıkları zengin tuz madenlerinden almış. Klasik müzik dehası Mozart’ın doğum yeri de olan şehir Avusturya’nın dördüncü büyük kenti. Salzburg, Almanya sınırında, Alp Dağları’nın eteğinde kültür, sanat, coğrafya, iklim gibi özellikleriyle tam bir Bavyeralı (Bayernli). Bavyera eyaletinin başşehri olan Münih’e çok yakın (150 km). Başka bir ülkenin kenti olmasına rağmen Bavyera bölgesinin avantajlarından o da yararlanıyor. Örneğin bölge şehirleri için geçerli olan uygun fiyatlı tren biletleri Salzburg için de kullanılabiliyor. Salzburg’da ve çevresinde gezilecek görülecek çok yer var. Bu yazının amacı Hallstatt ve dünyanın en eski tuz madeni olduğu için doğrudan o konuya geçmek istiyorum.

Hallstatt

Hallstatt

Fotoğraf meraklıları için pek cazip yerlerden birisi Hallstatt. Kendi adını taşıyan gölün güneybatı kıyısında yerleşik küçücük bir köy. UNESCO Dünya Miras Alanı içinde yer alıyor. Salzburg,’a 80 km uzaklıkta, Graz karayolu üzerinde. Özel araçla bir saatten biraz fazla sürüyor görünse de muhteşem manzaralarla karşılaştıkça fotoğraf çekmeden yol almanın imkansız olduğu da hesaba katılmalı. İki aktarmayla gerçekleşen toplu ulaşımla iki buçuk saat kadar sürüyor. Salzburg Merkez Tren istasyonunun önünden kalkan 150 (Salzburg-Bad Ischl) numaralı otobüsle önce küçük bir köy olan Bad Ischl’a buradan da yine bir başka belediye otobüsüyle Hallstatt’a erişiliyor. Yolculuk, bildiğimiz Alp manzaraları eşliğinde Fuschl ve Wolfgang Göllerinin kenarlarından geçerek sürüyor. Otobüs sefer planlarına bu (https://salzburg-verkehr.at/en/) bağlantıdan erişilebilir. Hallstatt’a trenle ulaşımın mümkün olduğunu da belirtelim.

Bad Ischl
Alplerden bir klasik
Hallstatt’taki halamızın evi (!)

Bugün için turizm de bir gelir kaynağı olmasına rağmen Hallstatt tarih öncesi çağlardan kalma tuz üretimiyle biliniyor. Dünyanın en eski tuz madeni burada. Avrupa’nın en eski ahşap merdiveni ve yerden 360 metre yükseklikteki “Dünya Mirası Manzarası” ile serbest yüzen Skywalk da Hallstatt’ta. Her şeyin aynısını yapmak, üretmek, taklit etmek konusunda sınır tanımayan Çinliler, kardeş şehir olan Huizhou kentinde bu köyün birebir ölçekli ikizini kurmayı da ihmal etmemişler.

Tuz madeni

Köyün hemen üzerindeki dağda yer alan Hallstatt Tuz Madeni gibi Avusturya’da turistik amaçlı ziyaret edilebilen iki (Hallein ve Altaussee) maden daha var. Bunlar her zaman ziyarete açık olmayabiliyor (https://www.salzwelten.at/en/).

Füniküler yolu
Bir kaç dakika içinde bambaşka bir dünya

Deniz seviyesinden 838 m yüksekteki vadiye ulaşım için füniküleri kullanmak zaman kazanma açısından en iyi seçim. Bir kaç dakika içinde, yemyeşil bir çayırda, korunaklı dağ zirveleri arasına gizlenmiş göz alıcı çiçekli bitkileri, eşsiz göl ve köy manzarasıyla bir Alp yamacında buluyorsunuz kendinizi. İlk anda büyülenmeniz için tüm bunlar yetmezmiş gibi ömürdeki kısalığın derdini hiçe saymış onlarca kelebek saçlarınıza dokunmak için yarış ediyor adeta. Biraz okuma yaparak gediyseniz, bastığınız yerlerin tarih öncesi zamanlardan ayak izleriyle dolu olduğunu anımsıyor, ürperiyorsunuz. Etkilenmemek mümkün mü? Sol yanınızı ele geçiren doğanın olanca sesi ve rengi sizi ormanın içine doğru davet ederken gözleriniz bir yandan da Dünya Mirası bir manzara vaat eden ve sağınızda kalan heybetli platforma kayıyor. Seçim yapmak çok zor. En unutulmaz hangisi olmalı, hangi tat kalmalı damakta diye düşünürken Hallstatt çatılarını 360 metre yukarıdan izleyelim, zamanın durduğu bu ana tanıklık edelim diyorsunuz. 12 metre uzunluğundaki büyük bir kalkanı andıran bu platom ucuna doğru yüründükçe ve altının boşaldığını izledikçe tatlı bir heyecan vermiyor da değil hani. En uca vardığınızda, nefesinizi tutup sadece kulaklarınıza erişen tatlı esintiye bedeni ve ruhu bırakmak en keyiflisi. Onlarca fotoğraf karesini, lezzetinden kuşku duymayacağınız bir bisküvi pastası gibi üst üste dizseniz ne olur, o fotoğraflar aynı hazzı verebilir mi? Elbette hayır, nesnel olarak duyumsatsa bile ayağınızın altındaki boşluk duygusunu nasıl yaşatacak size bir dijital sahne?

Çatıdan Hallstatt
Ayaklarınızın yerden kesilmesine hazır mısınız?
Skywalk, boşluk

Sonra, tarih öncesi yerleşimcilerin ayak izlerini takibe düşerek yemyeşil vadiye ilerlemek, ormanın çekici uğultusunu duymaya başlamak bir başka heyecan eşiğinde kapının açılmasını beklemek gibi geliyor. Henüz ardınızda kalan derince iç çektirmiş sahneleri sindirememişken bu defa orman ağaçlarının devasa gövdelerinden salınan narin kokular ve onlara eşlik eden sarı, pembe, mor çiçekli ağustos çiçekleri gözlerinizdeki ışığın ferine fer katıyor. Milattan önceki zamanları işaret eden tuz madenciliğinin yaşına binaen maden girişinde varlığından haberdar eden mezarlığın Milatta Önce 800 ila 450 yıllarına tarihlenmesi tüylerinizi daha da ürpertmeye yetiyor. Tarih şeridinde Demir Çağı’na doğru ilerlediğinizi (gerilediğinizi) düşünmek belki de az sonra gireceğiz madeni sahasında göreceklerinizden de bir haber niteliği taşıyor. Mevsim yazsa -ki ağustos çiçeklerinden söz edildi az önce- bir Anadolu kültürünün buralarda da yaşamakta olduğuna tanıklık etmek insana şaşırtıcı gelebiliyor. Çobanları, koyunlarını daha semiz otlarla buluşturmak için buralara getirmiş olması kültürün evrenselliğine işaret değil de nedir? Çocukların kuzuların yünlerini okşama isteğine dair atılganlığına ne demeli? Sevinçli anlar olsun, en çok çocuklar için.

Sanki bahar
Orman yolu

Ve sonra, elbette tarihi yaklaşık 7.000 yıl öncesine kadar uzanan ve tuz madenciliğinin başlangıcına kadar sizi götürecek olan gösteriye, maden sahası keşifine geliyor sıra. Heyecan verici atmosfere girişiniz, hazırlık odasında üzerinize giymeniz için verilen madenci tulumlarıyla başlıyor. Alnında açılış tarihi olarak 1789 yazan bir tünele doğru adım adım ilerleyip içine intikal ettikçe, bu dar kanalda yürüyüş sırasında bir madencinin hislerinden bir kısmını da bir bir üzerinize giymeye başlıyorsunuz. Adım sayısı arttıkça, aşağı yönlü iniş derinleştikçe duvarlardaki zaman şeridinde hiç bir simge olmasa da tarih kitabında geriye doğru gittiğinizin farkına varıyorsunuz. Eğlenceli hale getirilen madenin derinliklerine ilerleme işi kimi yerlere kurulmuş ahşap kaydıraklarla gerçekleşirken madenin tarihçesi ve tarihselliği güncel teknolojinin de desteği ile müthiş görsellikle sürüp gidiyor. Yüzeyin metrelerce altında, vaktiyle tuz çıkarılmış galerilerin önlerinden, yanlarından geçtikçe rehberlerce yapılan anlatımlar nasıl da güç koşullarda çalışılmış olduğunu da gözler önüne seriyor, etkileniyorsunuz.

Sonra eğik bir insan yüksekliğinden fazla olmayan oldukça dar bir tünelde, ağaçtan yapılmış birer kişilik taşıma vagonlarından biri sizi hızla ama gerçekten hızla madenin dışına çıkarıveriyor, artık dağılıyorsunuz. Daha az önce, bilmem kaç metre derinde acıklık bir göçük altında kaybolma öyküsü ile sarsılmışken bir anda yüzlerce yıl beriye, güncel zamana dönmüş oluyorsunuz. Kıyafetleri çıkarıp teslim ederken elinize hatıra niyetine bir küçük beyaz tuz tüpü bırakılıyor, avucunuzda sıkıştırıp bugüne yeniden merhaba diyorsunuz.

On line bilet ve ücretler için : https://www.salzwelten.at/en/hallstatt/mine/

Madenin girişi
Tebdil-i kıyafet
Madenin içine ilerliyoruz
Derinler
Eskiler
Damarlar
Eskiden
Biraz da eğlence, kaydırakla daha derinlere
Tuzlar
Tuz damarı
Geçmişe yolculuk, görsel şölen
Sonuç