Alsas, Fransa 1 – Colmar

Bu yazımda, (kuzey)doğu Fransa’nın masalsı kentlerinden Colmar’ı ve ona yakın kasabaları, köyleri anlatmaya çalışacağım.

Bu yöreye gelen herkesin amacı farklı olabilir. Kimisi üstün Fransız Alsace yöresi şaraplarının yapılışına tanıklık etmek isteyebilir. Tadım turlarına katılabilir. Kimisi doğa harikası bu yörenin kırlarında, uçsuz bucaksız düzlüklerinde, hafif eğimli yamaçlarında yeşile doymayı arzu edebilir. Ancak buradan ayrılırken hepsinin aklında kalacak imge Orta çağın büyüsünü hala üzerinde taşıyan; malum kasvetten eser kalmamış yüzleriyle, rengarenk evleri ve o da yetmezmiş gibi el işi ürünü zarif süslemeleri olacaktır. Gerek köylere gerekse şehirlere hakim tertemizlik, pırıl pırıllık hayranlık uyandıracak bir başka nokta.

Colmar’ın ikonlaşmış evlerinden biri

Bu yöreye Türkiye’den gelmenin birkaç yolu var. Biz Basel üzerinden olanı tercih ettik. Dönüşümüzü ise Stuttgart’tan yaptık. Bunun tersini yapmak mümkün olduğu gibi Strasbourg’a gelip oradan trenle Colmar’a kısa sürede ve uygun bir maliyetle gelmek de olası. Bir başka seçenek Paris’ten 3,5 saatlik bir tren yolculuğuyla Colmar’a ulaşmak. Tercih yaparken ana gider olan uçak biletini, arada ödenecek olan tren ya da otobüs biletlerini dikkate almak yerinde olacaktır. Zira Paris’ten trenle gelmek istendiğinde bilet ücretinin (25-160 Avro) oldukça değişkenlik gösterdiğini hatırlatmak gerekir. Eğer Basel üzerinden gelinecekse Basel Tren istasyonuna giden 50 numaralı otobüs ve buradan da en uygun Colmar trenine binmek en masrafsız seçenek olabilir. Bunun için gümrükten çıkışınızı Isviçre tarafından yapmanız gerekir. Çünkü aşağıda anlatacağım gibi bu havalimanından üç farklı ülkeye giriş yapabiliyorsunuz. Bir başka seçenek Fransa tarafından çıkıp St. Louis tren istasyonuna yine otobüsle gidip oradan trene binmek. Ya da bizim yaptığımız gibi doğrudan Colmar’a giden FlixBus otobüsünü kullanmak.

Basel, Mulhouse, Freiburg EuroAirport (BSL)

Bu havalimanı üç ülkenin (İsviçre, Fransa, Almanya), üç şehrinin (Basel, Mulhouse, Freiburg) sınırlarının kesişim noktasında, Fransız topraklarında yer alan ilginç bir havalimanı. Yanlış ülkeye giriş yapmamak için pasaport kontrolünden sonraki yönlendirme tabelalarına dikkat etmek gerekiyor. Uluslararası bir liman olan EuroAirport, Basel’e 6, Mulhouse’a 22, Freiburg’a 70 km mesafede. Her üç yöne de her türlü ulaşım imkanına sahip. Ayrıntılı bilgi için limanın resmi web sitesi ziyaret edilebilir (https://www.euroairport.com/en/).

Biz Fransa’nın kuzeydoğusundaki Alsace bölgesini gezmek üzere buraya geldiğimiz için Mulhouse tarafından çıkış yaptık. Havaalanı hacim olarak küçük olsa da pratik ve işlevsel bir görünüme sahip.

Ve aşağıda günden, güneşten eser yok. Hoş bulduk Basel, Mulhouse, Freiburg
Almanya ve Fransa tarafına geçiş
İsviçre tarafına geçiş
FlixBus otobüs durağı Fransa tarafında, eğer Basel’e gitmek istenirse sağa gitmeniz gerekiyor
Almanya (Freiburg) ve Fransa (Mulhouse) tarafına çıkış noktası
Sınırların kağıt üzerinde kaldığı küçük dünya. Hangi ülkeye çıkacaksanız dikkatle o yöne ilerleyiniz!
Şık ve sade
Yeni bir rota icra eden mutlu biri (gezen insan mutludur)
İlerideki tel örgünün diğer tarafı Basel (Isviçre)

Biz bu kısa gezide iki gece Colmar’da, bir gece Strasbourg’da konaklayıp dönüşümüzü de Stuttgart üzerinden yapmayı planladık. O nedenle gümrük çıkışımızı Fransa tarafına yaptık. Pek çoğunda olduğu gibi bu havalimanında ücretsiz İnternet erişimi mevcut. Flixbus mobil uygulaması üzerinden en yakın zamanlı Colmar otobüsünden biletlerimizi aldık. Yaklaşık 45 dakikalık bir bekleme zamanımız vardı. Bu sürede nefis birer kahve içilir, yöresel unlu mamullerin tadına bakılır, kalan zamanda da havaalanı dip köşe gezilirdi. Öyle de oldu. Hava sıcaklığı 5 derece civarında olduğu için otobüsün peronunu ve hareket çizelgesini kontrol ettikten sonra kapalı alanda bulunmak daha mantıklıydı.

FlixBuss Durağı (sefer planı)

Flixbus yeşili otobüs, hareket edeceği saatten beş dakika önce perona geldi. Bu otobüslerde (bizdeki gibi) muavinlik hizmeti bulunmuyor. Şoför (ler) bilet kontrolü yaparak (basılı belge ya da QR koduyla) yolcuları otobüse alıyor(lar). Otobüse binmeden önce varsa valizin bagaja yolcu tarafından yerleştirilmesi gerekiyor. Bu seyahatlerde koltuk numarası almak gerekmiyor. Bulduğunuz yere oturabiliyorsunuz. Ancak numara rezervasyonu yapmak isterseniz o vakit (web uygulaması üzerinden) bileti alırken bunu belirterek ödeme yapmanız icap ediyor. Rezervasyonlu bir yolcu, koltuğa keyifle kurulmuş iki yolcuyu kaldırmak zorunda kalınca bu konuyu da yazma ihtiyacı hissettim.

Otobüs yolculuğu sorunsuz ve keyifliydi. Doğal olarak çay-kahve ikramı yoktu. Ama herkesin elinde bir kahve matarası vardı. Ayakta yolculuk etmek zorunda kalan 5-6 yolcu bulunuyordu. Otobüs Mulhouse, Selestat gibi bir kaç yerleşim yerine uğradı. Yaklaşık doksan dakikalık bir yolculuktan sonra Colmar Tren Garında otobüsten indik.

EuroAirport Havalimanından Colmar’a otobüsle erişim rotası

FlixBus otobüsleri genel olarak şehirlerin tren garlarının yakınındaki peronlardan yolcu alıyor ve indirebiliyor. Onun dışında bir seçenek yok. Avrupa ülkelerinde ana ulaşım ağı trenler üzerine kurulu olduğu için -genelde- otobüsler için bizdeki gibi otobüs terminalleri bulunmuyor. Tren garlarına yakın bir konuda, peron şeklinde alanlar bu ihtiyacı karşılıyor. Ancak Münih, Hamburg, Hannover gibi kimi şehirlerde gayet donanımlı otobüs terminalleri de gördüm. Otobüsler bu alanlarda uzun süre park halinde kalmak yerine planlanan saatte, perondan yolcusunu alıp ya da indirip orayı terk ediyor. Şoförler genelde Avrupa Birliğine yakın zamanda katılmış ülkelerin insanları (Bulgar, Sırp vb milletlerden olanlara rastladım). Dil bildikleri için iletişim sıkıntıları yok. Belli standartların üstünde giyim, kuşam ve davranış kurallarına sahip olduklarından işlerinin hakimi konumdalar. Eğer seyahatiniz sırasında ülkeler arası geçiş olacaksa otobüse binerken, bilet kontrolüyle birlikte pasaport kontrolü şoförlerden biri tarafından yapılıyor. Araçta sigara içme konusunda bir şey yazmaya gerek bile yok (herkes fosur fosur içiyor dermişim:). Hatırlatmak isterim ki FlixBus (2011’de, Münih’te kurulan bir Alman firması) yakın zamanda ülkemizin en köklü otobüs firmalarından birini satın almıştı.

Yeni yılın başlamasına bir kaç gün var. Yol boyunca görülen yerleşim yerlerinde belirgin bir hareketlilik gözleniyor. Bu bölge özellikle yılın son ayında yüksek miktarda turist alıyor. Zira Alsace yöresinde bağcılık ve hayvancılıkla iştigal eden halk büyük oranda köylerde yaşıyor. Bu köyler yeni yıl öncesi inanması güç ince işçiliklerle öyle bir süsleniyorki her köy, her sokak, her meydana, her ev bir diğerine nazire yaparcasına ihtişamla bu güzelliklerini sergiliyor. Bu vakitler buraları gezip-görmek bir ayrıcalık oluyor.

1. Gün: Fotoğraflardaki maket şehir, Colmar; başka türlü bir köy, Eguisheim

Özellikle son yirmi yılda İnternet ve onu baz alan teknolojik ürünler günlük yaşamın sıradan parçaları haline geldiler. Mobil cihazlara erişimin kolaylaşması, buna paralel olarak İnternet hizmetlerinden yararlanma olanaklarının makul bedeller karşılığında sunulması başka mecraların kapısını da aralamış oldu.
Artık kulakların iyiden iyiye alıştığı bir deyim olan sosyal medya sayesinde fiilen birbirinden uzaklaşan insanoğlu sanal dünyadaki varlığıyla ciddi bir yakınlaşmanın da mimarı oluverdi.

Resim sanatından fotoğraf sanatına geçişte gezginlerin, dünyanın farklı yerlerini gördüğünü belgeleyip bunları yakın çevreyle paylaşmaları belli bir statü kazandırırmış. Bugün de durum bundan farklı olmasa gerek. Adı duyulan, kendi görülemeyen dünya köşeleri artık gezginlerce sunulan görüntüleriyle avuç içlerine kadar geldi. Bilgi sahibi oldukça ilgi de arttı. Kimi yerler hiç erişemeyecek olsa da içlerinden bazıları ölmeden görülecekler listesine alındı.
Fotoğraf paylaşım bloklarında, özellikle de yeni yıl öncesinde bazı Avrupa kentlerinin görüntüleri sıkça akar oldu. Bu sık karşılaşmalar bir yandan bilinç altımıza, aslında erişimin o kadar da zor olmadığına dar, küçük yakınlaştırıcı ipuçları bırakmaya başladı. Sonra kendimizi bir arama motorunun, bir harita uygulamasının başında, bir kentin sokaklarında dolaşırken, hakkındaki bilgileri okurken bulduk. Bütçe sınırları dahilinde bu merak alevini söndürecek çözümlerin yolu aranmaya başlandı.

Tam o vakitte (kullanılıyorsa) kredi kartlarında birikmiş uçuş milleri kontrol edildi, durumlar yoklandı. Çünkü bu tür hayalleri gerçek etmenin önündeki en büyük engel ulaşım giderleri oluyordu.

Pek çoğumuz çok önceden bir seyahat planı yapamıyoruz. Bunu yapabilsek epey uygun fiyatlara biletler sağlayabiliriz. Ama yaşadığımız ülkenin ve çalıştığımız iş yerlerinin dinamikleri buna izin vermiyor. Bir Alman gibi yaz tatilimizi 6 ay önceden planlayabilsek ne olurdu sanki, ama olmuyor işte. Fakat, biz de Türküz dostum, aklımıza bir şey geldi mi bir fırsat yaratır onu yaparız. Çaresizce oturmak bizim hamurumuza katılmamıştır. Bir ateş bir kere akla düşmeye görsün…

Colmar da özellikle yılın son aylarında servis edilen görüntüleriyle, böylesine hayaller kurduran bir şehir. Ve biz o hayalin peşinde gökyüzünün gri bulutlardan nasibini epeyce aldığı bir günde oradayız. Oysa uçak alçalmaya başlamadan hemen öncesine kadar güneş ışınları güçlü oklarıyla camları zorluyordu neredeyse. Düşük irtifalara ilerledikçe kalın bir yağış bulutu tabakası kentlerin üzerini örttüğünden koca uçağın o tabakanın katmaları arasına girişi ve ilerleyişi belli bir sarsıntıyla olmuştu.

Yüksek irtifada seyretmenin güzelliğin, havada asılı ne varsa hepsi aşağıda. Güneş gülen yüzüyle yanıbaşımızda

Yeni bir rotadayız. Bu rota epeyce ayrıcalıklı şeyler sunmayı vadediyor misafirine, heyecan içindeyiz. Uykusuzluk ve yorgunluktan eser yok. Yoldayız ya daha ne olsun. Colmar Merkez Tren istasyonunda kendisinden ayrıldığımız ve Amsterdam’a doğru yol alacak olan otobüs bizde huzurlu bir yolculuk anısı bırakmıştı. Şimdiyse dünyadaki on binlerce tren garından birinin önünde yap-yabancı gözlerle yolunu arayan gezginleriz.

Arsızca saldırıya maruz kalmadan belli süre için edindiğimiz bir taksinin terkisinde, daha önceden kiraladığımız aracı almak üzere minik (Bizim Efes Havalimanından biraz büyük) Colmar havalimanına ulaşıyoruz. Bu minik Fiat (500) iki gün boyunca bizimle olacak.

Havalimanı kavşağında, Amerika’nın en önemli simgesi olan, New York’taki Özgürlük Heykelinin bir eşi dikkatimizi çekiyor. Asıl heykelin hikayesi Osmanlının Mısır’daki varlığına, Süveyş Kanalının açılmasına kadar gidiyor. Ancak New York’taki heykel asılın yenilenmesinden doğuyor. Bu yenilemede görev alan sanatçılardan biri olan Frédéric Auguste Bartholdi Colmar’da doğduğu için anısına bu heykel yapılmış.

Öğle saatlerine yaklaştık. Güneş yüzünü, gri bulutların arasından utangaç utangaç göstermeye gayret etse de sıcaklık 4 santigrat derece. Fakat teni ısırıp haşlayan öyle keskin bir soğuk da hissedilmiyor.

Aracımızı teslim aldıktan sonra kalacağımız otele gidiyoruz. Geniş bir bahçesi olan, iki katlı mütevazı bir otel. Kapı açık ama herhangi bir görevli sesi duyulmuyor. Karşılama masasındaki tarçınlı kurabiyeler pek bir cazip duruyor. Görevliyi beklerken tadına bakıyoruz. Rengarenk lobiden ve yemek salonundan görüntüler alırken şirin bir hanım “hoş geldiniz” diyerek bizi Fransızca selamlıyor. Almanca ve İngilizce dillerinden geçişlerle ve Türkiye’de hava nasıldırlarla kısa sürede kayıt ve anahtar teslimi yapılıyor.

Sonra ver elini Eguisheim ve Colmar. Birinci günden kalan zamana bu iki yerleşimi ayırdık. Yaklaşık on beş dakikalık bir sürüşle, en meşhur Colmar köylerinden biri olan Eguisheim’a vardık. Köyü dışında aracımızı park edip (ücretsiz) köy sokaklarına kendimizi bıraktık. Hepsi birbirinden farklı malzemelerle süslenmiş köy evleri adeta birbirleriyle yarışır gibiydi. Ziyaretçilerin oluşturduğu kalabalık gruplar arasından uygun fotoğraflar elde etmeye çalışmak en zoruydu. Akşama doğru Colmar’a dönüp gündüz gözüyle meşhur Colmar sokaklarını gezmek istedik. Öyle de oldu. Ancak havanın kararmasıyla soğuğun inmesi bir oldu. Kayda değer soğukla beraber iyiden iyiye hissedilen yorgunluk otele gitmenin vaktinin geldiğini söylüyordu. Gece de Colmar sokaklarını görüntülemeye çalışırken onca soğuğa rağmen sokakları dolduran insanların yoğunluğu, neşesi dikkate değerdi.

Eguisheim ve diğer köylere toplu taşımayla da erişim mümkün. Ancak sefer sıklığına bağlı kalınması gerekiyor. Genelde bu tür seyahatler belli bir zamana sıkıştırıldığı için en uygun seçenek araç kiralama oluyor. Ancak ben gitmeden toplu ulaşım imkanlarını da araştırdığım için burada bilgisini paylaşmak isterim (https://www.rome2rio.com/s/Colmar/Eguisheim).

Colmar-Eguisheim arası çok uzun bir yol değil. Bisiklet, motosiklet gibi seçenekler de mümkün. Ancak kış mevsiminde değil de bunu baharda yapmak en akıllıcası sanırım. Harika köy yolları, üzüm bağlarıyla bezeli doğanın içinde böyle bir seyahat unutulmaz olur herhalde, ama baharda ya da yazın. Eguisheim’a toplu ulaşımla gelmiş kişilerle konuştuğumuzda araç kiralamadıklarına pişman olduklarını da duyduk. Kiraladığımız aracın günlüğü 20 Avroydu. Toplamda 40 Avro kiralama ücreti ve 37 Avro da yakıt giderimiz oldu. Kesinlikle değerdi.

Colmar’dan Eguisheim Köyüne ulaşım yolları (özel araçla)

Colmar başlı başına ikonik bir şehir. Ortaçağdan kalma havası ve dokusuyla insanı içine alıyor, büyülüyor. Yanlış hatırlamıyorsam altı meydanda Noel pazarı kurulu. Hepsi tek tip satış stantlarında birbirinden farklı ürünlerle sizi kendilerine davet ediyorlar. Yeme-içme, hediyelik eşya alma, yöresel oyunlara katılma, çocuklar için özel eğlence alanları hepsi içten ve doğaldı. Colmar’ın en meşhur noktası La Petite Venice (Küçük Vedenik). Burada diğer insanların içinde olmadığı bir kare fotoğraf çekmek imkansız gibi bir şey. Daracık sokaklarda sakin sakin yürüyen yerliler, turistler özellikle akşam üzerinden itibaren bu alanları dolduruyorlar. Havanın soğuk olması pek kimseyi ilgilendirmiyor. Çünkü bu vakitler yılda sadece bir ay oluyor.

La Petite Venice

2. Gün, diğer yerler: Turckheim, Kaysersberg, Bennwihr, Riquewihr, Ribauville, Selstat, Obernai

Bu gezinin ikinci gününü yine Colmar köylerine (ya da Colmar’a yakın kasabalara) ayırdık. Doğal dokularıyla hepsi görülmeye değer. Özellikle de yılın son ayında. Buralara gelen herkesin bu rotayı yapmasını öneririm. Bahsi geçen güzergah Alsace Şarap Rotası olarak biliniyor. Gerçekten de yol şahane üzüm bağlarının arasından geçip giderken bağcılığın böyle nitelikli bir şekilde yapılabildiğine tanık oluyorsunuz. Kimi köylerde kurulu şarap üretim tesisleri bu işten nasıl da güzel para kazanıldığına işaret ediyor adeta.

(İnternet’ten alıntıdır)

Vaktimiz, bu rotanın tümünü değil ama önemli bir kısmını görmeye yetecekti. O nedenle Colmar’dan hareketle, Turckheim, Kaysersberg, Bennwihr, Riquewihr, Ribauville, Selstat, Obernai yerleşimlerini ziyaret ettik. Özellikle Kaysersberg, Riquewihr, Ribauville ve Obernai‘yi gezmek epeyce zaman alıyor. Yeni yıla yakın zamanlarda gidildiğinde insan kalabalıklarıyla karşılaşılıyor. Evlerin süslemeleri, çeşit çeşit yöresel un ürünleri, şekerlemeler, içecekler sizi alıkoyuyor. Neyin fotoğrafını çektiğinizi, hangi evin, dükkanın önünde poz verdiğinizi karıştırmaya başlıyorsunuz.

Aşağıdaki haritada Colmar’dan hareketle gerçekleştirdiğimiz rota görülebilir. Eğer Strasbourg yönünden geliyorsanız rotayı tersten uygulamak daha doğru.

Colmar köylerini (çevre kasabalarını) bu rota ile ziyaret etmek epey zaman kazandırıyor

Hemen üstteki fotoğrafta, arkada kalan yer Turckheim. Şarabıyla pek meşhur bu Alsace bölgesinin en ünlü yerleşimlerinden biri. İsminde kendimize dair bir izler aradığınızı düşünüyorum. Yaptığım araştırmalardan edindiğime göre çok da haksız değilsiniz. Bu yörede Alman etkisi oldukça fazla, tarih boyunca Fransa, Almanya arasında gidip gelmiş yerler buralar. Bu şehrin Almanca adı Türkheim, yani Türk Yurdu. Ancak bu ismin Türklerle ne ilgisi var, bu konuda bir bilgi yok.

Mulhouse ve Basel’i görmeden olmazdı

Mulhouse, Alsace şarap rotasının, Strasbourg’tan sonra ikinci büyük şehri. Otomobil ve kimya sektörleriyle Fransız ekonomisi önemli katkıları olan bir kent. Almanya-Fransa arasında git geller yaşasa da 2. Dünya Savaşından sonra Fransa’da kalmış.

St. Etienne Katedrali

Mulhouse’la Basel şehir merkezlerinin arası yaklaşık 40 km. Kırk beş dakikalık bir sürüşle bir Fransa kentinden, bir İsviçre kentine geçiş yapabiliyorsunuz. İki ülke arasında sınır bölgesi olan alanda bir kontrol noktası olsa da bu pek işlev görmüyor. Yarı yer altından, yarı yer üstünden derken kendinizi bir anda başka bir ülkenin sokaklarında buluyorsunuz. Geçilen ülke İsviçre ise yaya kaldırımlarıyla, otomobil ve hafif raylı sistem araçlarının aynı düzlemde gittiklerini görünce farklı bir kültüre karıştığınızı anlıyorsunuz. Biz kısa zamana çok yer sıkıştırdığımız için Mulhouse ve Basel’i gece görebildik. Ama gece dediysem dokuzlar onlar değil. Kış havası erkek karaya çaldığından sekiz civarında olmasına rağmen gece hissi veriyor. Sokaklarda pek insan görmek de mümkün olmuyor tabi bu zamanda. Ancak Ren Nehrinin içinden geçtiği şehirleri güzelleştirmemesi olası mı? Basel de gündür gözüyle, hatta bahar mevsiminde görülüp gezilmeyi fazlasıyla hak ediyor.