Yola çıkarken uzun gezinin planı
Bu gezi yazısı, Almanya (Münih, 3 gece), Avusturya (Salzburg, 3 gece; Viyana, 4 gece) ve Slovenya (Ljubliana, 3 gece) ülkelerinden dört kenti kapsayan uzun süreli seyahatin Münih bölümünü içermektedir. Gezi, 2017 yılının ağustos ayında gerçekleşmiştir. Ulaşım aracı olarak uçak, tren, otobüs ve otomobil kullanılmıştır. 2017 yılı rakamları ile maliyet hesabı, konaklanan oteller vb. özelden ulaşanlarla paylaşılabilir.

Uzun seyahatin rota özeti
Bavyera’nın başkenti Münih’e doğru

Münih, Almanya’nın en büyük eyaleti olan Bavyera’nın başkenti.
Bavyera deyince aslında Almanya’nın tüm güneydoğusunu kapsayan geniş bir coğrafyadan söz etmiş oluruz. Çoğumuzun filmlerden aşina olduğu Alp Dağları manzaralarına zemin oluşturan doğası, yüksek tepelerin arasına yerleşmiş kasabaları ve köyleri, romantik şatoları; yöreye özgü insanı, dili, kıyafeti, müziği, eğlencesi, yiyeceği, içeceği kısacası zengin kültürüyle özel bir ilgiyi hak eden bir bölgeden söz ediyoruz. Dijital müzik platformlarında Bayerische dialekt, Bayerische volksmusik benzeri sözcüklerle listelenen seçenekleri dinlemeye başladığımızda farklı ama neşeli bir akışın içinde buluruz kendimizi.
Geleneksel kıyafetleri, yöreye özgü biraları, çiftçilikle uğraşmaları, belirgin bir zenginlik içinde olmaları (BMW-Bayerische Motoren Werke, Adidas, Puma gibi dünyaca kabul görmüş bir çok marka bu bölge ile özdeşleşmiştir), bu varlık ve farklılığın Münih kentine yansımaları, şehri her zaman ziyaret etme konusunda cazip kılmıştır.
Dünyanın en uzun yasası olarak anılan Alman Saflık Yasası (Reinheitsgebot) da 1516 yılında Bavyera’da kabul edilmiştir. Bu yasa, aslında bira ile Bavyera ilişkisini de açıklamaya yardımcı olur. Bu yasa ile bira yapımında kullanılan maddeler sınırlandırılmış, üretimi bir standarda bağlanmıştır.
Bavyera’yı ziyaret etmek için pek çok neden sayılabilir. Ama bir gezgin olarak kent hakkındaki araştırmalarım bana şunu hissettirdi; Münih çok güzel (yeşil, rahat, huzurlu, sakin, zengin vb.) bir şehir; bir Almanya düşkünü olarak burayı mutlaka görmelisin! Planlar yapıldı, yola çıkıldı.
Seyahat başlangıç noktası olan İzmir’den (Adnan Menderes Havalimanı-ADB) Sunexpress Havayollarına ait bir uçakla, günü değerlendirmek adına oldukça erken bir saatte (04:15) Münih Franz Josef Strauss Havalimanına (MUC) hareket edildi.


Avrupa’nın en işlek havalimanlarından biri olan Münih Havalimanı, Frankfurt’tan sonra Almanya’nın ikinci işlek havaalanı olarak değerlendiriliyor. Münih Havalimanının web sitesinden (https://www.munich-airport.com) de izlenebileceği gibi alanın şehirle ve diğer kentlerle bağlantısını sağlayan birçok seçenek mevcut.

Toplu ulaşım ağı konusunda Alman şehirleri sizi hep mutlu eder. Bilet seçeneklerini çalışmakta yarar vardır.
Biz S-Bahn (S1) hızlı treniyle şehir merkezindeki otelimize kolayca ulaştık. Bu arada havalimanından ayrılmadan, Günlük Grup Seyahat Bileti almayı ihmal etmedik. Münih şehrinde geçerli toplu ulaşım bilet ve harita seçeneklerine buradan: https://www.mvv-muenchen.de/en/index.html erişmek mümkün.
Erken kalkan yol alır fikriyle hareket ettiğimiz için Bavyeralılar güne başlarken biz de sanki bir Münih sabahına uyanmışız gibi onlara katılmıştık bile. Otelimiz Merkez Tren İstasyonuna çok yakın olduğu için S1’den Hauptbahnhof’da indik. Kahve eşliğinde alınan soğuk sandviç ve Berlinerlerin lezzeti ve çevrenin temizliği Almanya’da olduğumuzun ilk işaretleriydi.

Gökyüzü pırıl pırıl ve güneşli, sıcak olmaya aday bir gün, ağustos ayının ilk günleri. Valizleri otele bıraktıktan hemen sonra üzerinde çalışılmış gezi planımız hayata geçmek üzere elimizdeydi. Yepyeni bir kent keşfedilmeyi bekliyordu. Tüm gün bizimdi. Hbf’daki turizm bürosundan edindiğimiz gezi haritaları ve kitaplar da elimizdekilere ek olarak yol göstericimiz oldu.
Görülmesi gereken pek çok yer kent merkezinde (Marienplatz civarı) olduğu için ısınma turları genelde buradan başlıyor. Biz de öyle yaptık.

Viktualienmarkt (Erzak pazarı)
200 yılı aşkın zamandır (Kral Maximilian I tarafından 2 Mayıs 1807’de yayınlanan bir kararnameyle) pazar yeri olarak kullanılan yer. Zaten Viktualien, Latince erzak anlamına geliyor. Buradan her türlü gıda alışverişi yapılabildiği gibi farklı seçeneklerden oluşan yiyecek ve içecekler de tüketilmeye hazır. Açık ve kapalı alanlarda, alınan yiyeceklerin tüketilebileceği oturma grupları mevcut. Tipik Bavyera görüntüsü olarak hafızaya kazınacak görseller burada oluşmaya başlıyor. Uzun tahta masaların çevresine dizilmiş Münihliler ya da turistler, kırmızı yanaklarını gözlerine doğru kaldıra kaldıra kahkahalar atarak sohbet ediyor, biralarını içiyor, tavuk ve patateslerini yiyorlar. Viktualienmarkt‘ın nimetlerinden nasiplenmek size de iyi gelecek.


Viktualienmarkt – 200 yılı aşkın zamandır halkın pazarı
Buradan ayrılma vakti gelince hemen başımızı kaldırdığımızda görüntü alanını kaplayan yapıların arasında kalan Marienplatz bölgesine geçiyoruz.
Marienplatz

St.Peter Kirche


St.Peter Kilisesinin (https://alterpeter.de) içini gördükten sonra dar tahta merdivenleri tırmanarak 91 metre yüksekliğindeki kuleye çıkmak ve buradan şehre göz atmak keyif verici.





St. Peter Kilisisinin kulesine çıkış ve kuleden manzara
Neues Rathaus (Yeni Belediye Binası)

St. Peter Kilisesi kulesinden Neues Rathaus (https://www.muenchen.de/)
Heiliggeist Kirche


Heiliggeist Kirche (https://heilig-geist-muenchen.de/)
Frauenkirche (Der Münchner Dom)

Fotoğraflarda belki dikkati çekiyordur. Şehir yönetimi, bina yüksekliğini en fazla 99 metre ile sınırlandırdığı için yüksek denebilecek bina göze çarpmamakta. Bu kural ancak şehrin dış kesimi için esnetilebiliyormuş. Münih’in şehir olarak kurulması 115o yılları civarına denk geliyor. Kuruluşundan itibaren geçen zaman, kentin zenginleşmesi, yaşam kalitesinin yükselmesi, şehrin talep görmesi ve benzeri sebepler yüksek binaların yapılmasına engel oluşturan kuralların çiğnenmesine vesile olmamış velhasıl.
Marienplatz bölgesinde ziyaret, yeme-içme, alışveriş, dinlenme gibi ihtiyaçlarımızı karşıladıktan sonra Karlsplatz Meydanına doğru yürüyoruz. Burada Ortaçağ döneminde şehrin kapısı olarak kullanılan Karlstor ve meydanadaki serinleme fıskiyelerinden nasipleniyoruz. Sonra Marienplatz meydanındaki yer altı peronuna iniyoruz. Burası merkezi bir istasyon olduğu için çok sayıda trenin aktarma istasyonu. O nedenle Olympiazentrum’a (Olimpiyat Merkezi) gitmek için Moosach yönüne giden U3 trenine biniyoruz. Olympiazentrum istasyonunda inip yüzeye çıktığımızda modern kent yapılarının yanında geniş bulvarlar ve caddelerin kesişim yerinde dünyaca ünlü Bavyera markası BMW’nin fabrikasını ve müzesini görüyoruz.

Olimpiyat Parkı, 1972 yılındaki Münih Olimpiyatları öncesinde yapılan ve daha sonrasında güncellenerek modern insanın ihtiyaçlarına uygun olarak ama yeşil dokuyu keskin kurallarla koruyarak bugünlere gelmiş bir bölge. Eyalet başkenti Münih’in sahibi olduğu bir şirket tarafından yönetilen park çok sayıda dünya şampiyonaları, Almanya şampiyonaları, konserler, ticari fuarlar, sergiler vb. etkinliğe ev sahipliği yapmış (https://www.muenchen.de/sehenswuerdigkeiten/orte/120221.html).

BMW Welt
Bölgedeki görülecek yerelerden biri de kuşkusuz BMW kompleksi. Oldukça büyük ve çok katlı müzede gezerken arabalar konusunda insanoğlunun nereden nereye geldiğine tanık oluyorsunuz (https://www.bmw-welt.com/en.html).




BMW Dünyası


Bu kadar yorgunluğun üzerine yapılacak en güzel şey gölge bir yere şilteleri serip çimenlerin yeşil huzuruna kendini bırakmaktır diye düşünenlerdenseniz Almanya’nın parkları tam size göredir. Ama Münih bu konuda açık ara önde olan Alman kentlerinden biri. Az sonra vereceğim iki örnekle ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılacak sanıyorum. Bunu bildiğim için ülke dışı gezilerde sırt çantalarımız sadece yiyecek-içecek gibi ihtiyaçları değil aynı zamanda ağırlık yapmayacak yer örtülerini de içeriyor.
Bir kaç saatimizi alan BMW ziyaretimizden sonra Olimpia Parkın tatlı yamaçlarından birine serilmek, koyu gölgesiyle havada asılı nem üzerine adeta perde olan beyaz söğütlerin altına bıraktık kendimizi. Bu alanın geçmişten günümüze doğru geçirdiği değişimi anlatan bir makaleye bu adresten erişebilirsiniz. Amerikayı yeniden keşfetmeye lüzum yok diye güzel bir sözümü var. Almanlar yapmış, biz de örnek olarak böyle projelerden ilham alabiliriz diye içimden geçeni paylaşmış olayım.

Englischer Garten (İngiliz Bahçesi)
Bahçe dendiğine bakmayın siz, bahçe bizim dilde küçük bir alan çağrıştırıyor zira. Burası Avrupa’nın en büyük kent parklarından biri.
İngiliz Bahçesi adını Friedrich Ludwig von Sckell’in siteyi tasarlarken model olarak kullandığı İngiliz peyzaj bahçelerinden almıştır.
Karl Teodor, Isar Nehri kıyısında halkın kullanabileceği bir yeşil alan oluşturulması için emir vermesi üzerine kurulmuş. Hikaye, eski zaman soylularının filmlerde rastladığımız varlık-yokluk, neslin ve asilliğin devamı gibi ihtirasları, halk gözünde değer bulmak için yapılan tercihleri içinde barındırıyor. Okumak isterseniz hikayesi burada.
Her nasılsa olmuş ama şahane olmuş. New York’un Central Parkı (341 hektar) misali (370 hektar) devasa bir alan halkın hizmetine sunulmuş. Çok farklı ihtiyaçlara hizmet veren parkın daha fazla görseline buradan erişilebilir.
Teodor 1780’lerde parkın kurulmasına imkan sağlamış ama o zamandan günümüze kadar geçen yüz yıllar içinde de birisi çıkıp yeter bu kadar park park, her yer park zaten burada bina yapacağız dememiş, diyememiş.




Englischer Garten’dan bir kaç görüntü
Schloss Nymphensburg (Nymphensburg Sarayı)
1600’lerin sonlarında bir yazlık saray olarak yaptırılmış ve Bavyeralı Alman hanedanı ve kraliyet ailesi olan Wittelsbach Ailesi tarafından kullanılmış. 1918’deki devrimden sonra kamunun malı olmuş, aileye sınırlı oturma hakkı verilmiş. Avrupa’nın büyüklük bakımından önemli sarayları arasında yer alır ve çeşitli kısımlardan oluşur. Aynı zamanda büyük bir park da alana dahildir (Sarayın web sitesi burada).



Nymphensburg Sarayının dış kısmından görüntüler
Nymphensburg Sarayı çok büyük bir alanı kaplıyor. Önce dışını sonra da iç bölümleri gezmek için iki üç saati buraya ayırmak yerinde olur. Sarayın bahçesinin en sonu Münih Botanik Bahçesine bir arka kapıdan giriş imkanı veriyor. O nedenle bu bölgeye ayrılacak zamanı botanik bahçesini devamla değerlendirmek isteyenler için bu bilgiyi de paylaşmış olayım.
Botanischer Garten München/Nymphensburg (Münih Botanik Bahçesi)
Münih Botanik Bahçesi, 1914 yılında Alman botanikçi Karl von Goebel tarafından kurulmuş. Bugün 21.2 hektarlık bir alanı kaplayan Münih-Nymphenburg Botanik Bahçesi’nde yaklaşık 19.600 tür ve alt tür yetiştirilmekte. Dünyanın her yerinden ve dolayısıyla farklı iklim bölgelerinden yabani ve kültüre alınmış bitkileri bilimsel kriterlere göre toplama, inceleme, yetiştirme ve sergileme görevine sahip. Bahçesin web sitesi burada. Gittiği şehirlerde botanik bahçelerini de ziyaret listesine almayı sevenler için muazzam imkanları olan, huzur dolu bir mekan sizleri bekliyor.









Münih Botanik Bahçesinden akşam üzeri görüntüleri (biraz torpil yapmış olabilirim:)
Deutsches Museum (Alman Müzesi)
Dünyanın en büyük teknoloji ve bilim müzesidir. Münih’in de en büyük müzedir. Yılda yaklaşık 1.5 milyon ziyaretçinin geldiği bu müzede 50 farklı bilim ve teknoloji dalına ait 28,000 farklı obje sergilenmektedir. Müze Alman Mühendisler Odası (VDI) tarafından 28 Haziran 1903 tarihinde kurulmuş. Müzenin web sitesi burada.
Müzede aklınıza gelebilecek her türlü Alman mühendisliği ürünü mevcut. Gezmesi uzun süren, geniş bir alana yayılmış. Sergi ürünlerinin kronolojik düzendeki sunuluşu teknoloji ve bilimdeki paralel gelişmenin seyrini gözünüze sokuyor adeta.
Maximilianstraße
Bugün lüks olanakları sunan, moda tutkunlarının tercihi olan mağazaların yer aldığı bir cadde adını Bavyera Kralı II. Maximilian’dan almış. Caddenin bir ucunda Bavyera Eyalet Meclisi’nin toplandığı bina Maximilianeum yer alıyor. Yapımı 1850 yılına kadar gidiyor. Lüks konaklama seçenekleri de yine bu cadde üzerinde yer alıyor.

Maximilianstraße ve Maximilianeum
Munich Residenz
Zaman yetersizliği nedeniyle görme imkanımız olmayan residenz 1385’te bir Orta Çağ kalesi olarak inşa edilmiş. Zamanla saraya dönüştürülmüş ve Wittelsbach Hanedanı tarafından çok uzun bir süre (1508-1918) yönetim merkezi olarak kullanılmış.
Günümüzde Bavyera’nın en büyük müze kompleksi olarak isminden söz ettiriyor. Web sitesine burada erişilebilir.
Hofbrauhaus
Tüm Almanya kentlerinde olduğu gibi Münih de ün sahibi bira bahçelerine sahip. Bunlardan biri Hofbrauhaus. Web sitesi burada. Eğlenceli ve lezzetli bir yer.

Augustiner-Keller Biergarten
Hatırı sayılır nama sahip bir başka bahçe de burası. Çok geniş bahçesinde yer bulmanın, ancak belli süre beklemeyi gerektirdiği düşünülürse buradan ulaşıp rezervasyon yaptırmakta yarar var.


Augustiner-Keller Biergarten
Sonraki durak Salzburg
Levent Şık – 26.06.22 / candaki.com

