Barselona – İspanya

Özet

Ah şu kırmızı düşlerimin ülkesi Madrid, öyle bir çarptın ki orta yerime, ardıma bakarak uzaklaşmaktayım senden bilesin. Hem de düşüncemin arkaplanına serpiştirilmiş kırık dökük kaygılarıma doğru hızla, koşarak. Barselona, onlarca fotoğraf karesi, video, yazı-çizi; fısıltı gazetesinin sütunlarındaki satır aralarına yerleşik kuşkulu sözcüklere rağmen geliyorum sana. “Aman plajda bile en az iki kişi olunsun, biri denize girerken diğeri sahilde eşyalarınızı beklesin. Yok yok hatta geçenlerde arkadaş anlattıydı, üstüne oturduğu çantasını çalmışlar plajda, o kadar dikkat edin yani. Kalabalık yerlerde, La Rambla’da, ne bileyim Sagrada Familia’da falan hayran hayran bakınıp fotoğraf çekerken insanın elinden alıyorlarmış telefonu ya. Zaten turist olduğun besbelli, takip edip zayıf anında indiragandi yani…” Böyle bir sürü bilinçüstüne çöreklenmiş uyarı mahiyetinde hikaye metni.

Yıllar önce, İstanbulumuzda kap-kaç olayları ayyuka çıktığı sırada bir iş için oraya gitmem gerekmişti. O zaman sosyal medya kullanımı bu kadar yaygın değildi. Sadece Facebook vardı. Ama kap-kaç konusu inanılmaz şekilde köpürtülüyordu bir yerlerde. Oraya varıp halka karışınca, sırt çantasını göğsünde taşımaya çalışan az kişiden biri olduğumu fark etmiştim. Bir de Hakkari’ye gideceğim zaman aldığım uyarıların aslı astarı çıkmayınca şuna kani olmuştum ki hiç bir şey söylediği gibi değildir. Gözünle görmen, onu kendin deneyimlemen lazım, böylece kendi fikrini oluşturman lazım. Bu dediğim insanlar için de tam olarak geçerli. Şöyle denir alttan alttan kulağımıza “ha o mu ya aslında ne biliiim yaramaz biridir o ya, yine de sen bilirsin…” Objektif bir veri var mı elinde, bu sakın sana göre öyle olmasın? Birisini kendi aklınla, sözünle, sesinle, duruşunla tanımadan nasıl ona fistan biçersin aklı evvel? O yüzden insanın insan için dediğine şüpheyle bakarım. Ancak kendim tanıyıp değerlendirmem lazım ki bir fikrim olsun. En nihayetinde insan tanımadığının kolayca düşmanı olabiliyor.

Evet bu gel-gitli seyahat soframızda elbette dünyanın en görülesi kentlerinden biri olan Barselona olunca hevesi, heyecanı, merakı ve kaygıyı aynı yerde eritmeyi başardık.

Yolculuk

Barselona’ya bir yerden gitmenin en kolay yolu uçakla ulaşmak olabilir. Ama eğer Madrid’ten gidecekseniz bir hızlı tren konforu en tatlı öneri olmalı. Dünya artık küçük bir köy deniyor ya gerçekten öyle. Örneğin demiryolu ulaşımında epey eski bir girişimci olan İspanya bir Fransız firmasına demiryollarını kullanma, ama kaliteli ve ucuz hizmet üretmek suretiyle kullanma imkanı veriyor. Ouigo firması (kelimenin yarısı Fransızca yarısı İngilizce, evet yürü!) konforlu, uygun fiyatlı ve gerçekten hızlı trenleriyle sizi güvenli şekilde gideceğiniz yere ulaştırıyor.

Sabahın erken bir saatinde tren istasyonunda olmamız gerektiğinden bir Uber hizmetiyle kendimizi Madrid Merkez Tren Garına ulaştırıyoruz. Günlerden cumartesi. Günlerce önceden aldığım tren bileti son kalan üç-beş-on biletten ikisiydi. Çok talep olduğu açık. Sefer aralıkları sık olmasına rağmen doluluk ciddi. Bir de günü değerlendirmek adına erken saatleri tercih edince yoğun talep kaçınılmaz oluyor. Araç kullanarak 630 kilometrelik yolu 6 buçuk saatte mi gitmek istersiniz yoksa aynı yolu konforlu bir trenle 2 buçuk-3 saatte almayı mı?

Madrid Atocha Tren Garına varış, güvenlik ve bilet kontrolünden geçiş, trene biniş

İki saat kırk beş dakikalık sakin bir yolculuktan sonra Barselona’ya ulaştık. Daha önce Madrid yazımda belirtmiştim, bilet kontrolü binilen istasyonda (tıpkı uçağa binerkenki gibi bir prosedürle) yapılıyor. O nedenle durmadan bilet kontrolü için birileri gelip gitmiyor. Kafe/yemek vagonu ayrı olduğu için aralarda dolaşan satış görevlisi de olmuyor. Sakinlik bundan biraz. Ama İspanya’da şöyle bir tehlike var ki bu insanlar -tıpkı İtalyanlar gibi- çok konuşuyorlar. Konuşacak çok şeyleri var genelde. Bunu çevreyi rahatsız etmeden yapanları çoğunlukta ama şansınıza çevrenin uyarı atışlarından hiç nasiplenmeyenler de olmuyor değil :) Yandınız o vakit işte…

Barselona Merkez Tren Garı (Barcelona Sants)’na vardığımızda çevremizde hakim rengin mor merkezli olduğunu fark ettim. Seviyorlar İspanyollar bu rengi. Genel olarak renkliler ama mora veya ona yakın lilaya, fuşyaya ilgileri yüksek.

İki katlı 10-11 vagon vardı ve hepsi doluydu. Trenden inişimiz çok zaman almasa da yer altındaki perondan yukarı çıkmak hayli zor oldu. Çok çok kalabalığa geldiğimiz az çok belli olmaya başladı. Madrid de kalabalıktı ama orada hissetmemiştik, her yer geniş genişti. Tren sadece Zaragoza’da durdu. İnenler binenler oldu. Yerel halk hafta sonu için gezmeye, aile ziyaretine gidiyor gibiydi. Çok sayıda öğrenci var her yerde. Geziyorlar. Turist de var epeyce.

İstasyonun giriş katına çıkınca kalabalık kavramımızı güncellemek durumunda kaldık. Burada çok çok fazla insan var evet. Kim turist kim yerli pek anlaşılmasa da herkes ya bir yere gidiyor ya da bir yerden geliyor, o kesin.

Bir kente vardığınızda ilk olarak nereye gideceksiniz, hangi ulaşım aracını kullanacaksınız, gezmeyi planladığınız yerlere erişmek toplu ulaşım araçlarıyla mı daha kolay yoksa yürüyerek mi gibi soruların yanıtlarını çalışmış olmanız müthiş rahatlatıcı. Çoğunlukla ben de öyle yaparak başlarım yeni bir maceraya. Ama bazen -Barselona’da, Prag’da olduğu gibi- evdeki bilgiler lokaldekine uymayıverir. Burada da biraz öyle oldu. Bir blogda okumuştum, Barselona’da pek karışık olmayan basit bir metro ağı var :) Evde Google Earth ve bir kaç gezi bloğunu okuyup yazılmış bir sürü gezi yazısı var, ama bu kadar da olmaz kardeşim ya. Hiç inanmamıştım ki gerçekten de Barselona’dayız yahu ne basiti, neden hafifsiyorsunuz bu kentin ulaşım sistemini bu kadar :)

Evet önce metro, hızlı tren, otobüs vs ne varsa onları anlamak ve gideceğin yöne hangisi uygun ona bakmak lazım. Bazıları taksi vb araçları tercih ederek kendilerini bu karmaşanın dışına almayı tercih edebilir. Evet bu bir konfor alanı sağlıyor insana ama kenti anlayamıyorsunuz. Sonra ben bu yazıları nasıl yazacağım :)

Barselona için ek bir bilinmezlik daha var karşımızda, Katalonya’dayız ve bu abiler bambaşka bir kültürün temsilcisileri. Kuzey Afrika’ya, Güney Amerika’ya fiziken daha yakınlar ve dilleri Katalanca, kulağımız İspanyolcaya hafiften alışmışken arada İngilizce geçen anonslarla durumu idare ederken bir anda sağır ve dilsiz oluverdik :)

Keskinler, sertler, tabelalar, duyuru sistemleri daha lokale yönelik. Barselona’nın her yeri ağzına kadar turist dolu. Acayip değil mi :) Okuduğum bir makalede Euro Bölgesindeki pek çok ülkenin ekonomisinden daha büyük bir ekonomiye (2019, 215.6 Milyar Euro’luk bir ekonomi) sahip bir bölge Katalonya diye yazıyordu. Bunlar başka konular tabi. Kendi dillerini konuşmak istiyorlar vs. Merkezi idare ile de sorunları var malum.

Otuz dakikalık bir hızlı değerlendirme, mekanı okuyup anlama çalışmasından sonra Hola Barcelona Travel Kartımızı (48 saatlik) alıp yola koyuluyoruz. İstasyondaki görevliler dahil kimse ile iletişim kuramayınca kendi yolumuzu bulmak için Google Maps’e güveniyoruz. Önce valizlerimizden kurtulmamız lazım. Yani otele ulaşmalıyız. Harita uygulamaları, önerilen rotalar, saatler hep sorunlu; burası gerçekten farklı bir bölge. Yani bir karmaşa var kısacası. Bir yandan da bir şeyimizi kimseye kaptırmamaya çalışıyoruz tabi. Gerçekten çok karışık bu toplum. İnsanların gözlerinde güven vermeyen bir bakış var. Tanımlaması zor. Bir şeylere kızgın gibiler. Özellikle orta yaşın üstündeki amcalar. Biraz kentin banliyölerine doğru açılırsanız iyiden iyiye yoksulluğu görmeye başlıyorsunuz. Geniş alanlara serpiştirilmiş toplu konut siteleri, eskiliğin hakim olduğu sokaklar, araçlar… Evet tanıdık işaretler bunlar, bildik güvensiz bakışlardaki mana. İşte bindiğiniz takside bunlara tanık olamıyorsunuz. Gezme eylemi tek başına bir yere gidip ünlü bir şeyi görüp fotoğrafını çekmek, güzel bir yemek yemek olmamalı bence. İnsan gözlem de yapabilmeli, iyi ki böyle gezebiliyoruz diyorum kendi kendime. Bazen endişe barometrem yükseliyor ama bunları görmeden, duyumsamadan neye yarardı bu gezmeler…

Sokaktan ilk izlenimler

Bu kart (Hola Barcelona) bizi toplu ulaşılan her yere götürür (okuduğumdan anladığım bu!). Barselona, Madrid’in aksine oldukça pahalı bir kent. Bunu anlamak için çok içinde dolaşmaya gerek de yok otel organizasyonu sırasında ciddi bir şekilde öğreniyorsunuz. Madrid’de ortalama gecelik kişi başı fiyatlar 40-50 arasındayken aynı grup oteller burada 65-70 bandında. Şehir merkezi nispeten küçük ve sıkışık. Otel fiyatları epey yüksek. Bir de Barselona’nın turist segmenti de farklı Madrid’e göre. Bunu da hesaba katınca birim fiyatların yükselmesini makul bulabiliriz.

En zorda kaldığımız zamanlarda temizlik, kalite, güvenlik ve yüksek standart bakımından imdada yetişen B&B Hotels yine hizmetimizde. Ne var ki metro ağını değil de banliyö trenlerinden birini kullanarak erişmemiz gerekiyor. İkinci bölgede olduğu için de bizim Halo Barcelonamız bu bölgeyi finanse edemiyormuş meğer. Sağlık olsun. Ama dahası daha hızlı gidebilmek için Google Maps’in önerdiği R3 bize bir de otobüs aktarması vermişti. O otobüs bu cumartesi çalışmıyormuş. Peki ben bunu nereden bileceğim? İşte şimdi zurnanın zırt dediği yere geldik. Böyle turistik bir kent olup da ben illa bölgemin dilini kullanacağım dersen biz de böyle zorluklarla karşılaşırız. Otobüsün çalışmadığını tamamen tesadüfen, aynı ya da ortak bir dili konuşamadan anlaştığımız, yürüyüşten dönen anne-kızdan öğreniyoruz. Yoğun anlaşma çabamızdan sonra anne “siz burada bekleyin, biz evden arabamızı alıp geleceğiz, sizi otelinize götüreceğiz” diyor. Bunu hangi dilde nasıl anladık-anlaştık bilmiyorum. Ama anlaştık. Geldiler. Bizi otelin önüne kadar götürdüler. Bölge ile ilgi ve yemekle ilgili tavsiyede bile bulundular. Kesinlikle ortak bir dil kullanmadık. Son anda aklıma sesli tercüme uygulaması geldi ve teyze bu yazılımı çok beğendi ve bol bol konuşarak bize evlat muamelesi yaptı :) Taksi bile yoktu yahu burada. Teyze ve kızı olmasa standart B planımız şuydu, geldiğimiz trenin aksi istikametine gidip her şeye baştan başlamak :)

Neyse ki otelemiz diğer kentlerdekinden çok çok daha yüksek kalitede. Tertemiz. Hatta havlular hijyenik paketli torbalarda. En yakındaki banliyö istasyonuna yürüme mesafesi 15 dakika. Otobüse falan gerek yok. Tek trenle (R2) 20-30 dakikalık bir yolculukla merkezde istediğimiz lokasyona ulaşabiliyoruz. Hemen başlayalım o halde.

Barselona’da Gezilecek Yerler

Süremiz kısıtlı, şehirde görülecek çok şey var. Maksimum verim için nokta atışı olmaz olmaz yerleri belirliyoruz. Yola çıkıyoruz. Sıcaklık yerinde. En sıcak yazlardan biri yaşanıyor İspanya’da. Hele Barselona’da. Ama her yer insan kaynıyor. İlk durak hemen Sagrada Familia.

Sagrada Familia (Basilica de La Sagrada Familia)

La Sagrada Familia (Kutsal Aile), modern mimarinin öncülerinden sayılan Antoni Gaudi’nin 1883 yılında devraldığı fakat 1926 yılında bir tramvayın altında kalarak ölmesi sonucu yarım kalan bazilika. Herhangi bir yerde görselini gördüğünüzde, hikayesini dinlediğinizde farklı yanı gittiğinizde, içine girdiğinizde bambaşka hislerle donanmanızı sağlayan şaheser.

Mutlaka ama mutlaka günler öncesinden giriş bileti alınması gereken çok özel bir yapı burası. Yapımının bir türlü bitmemiş olması bir ilgi odağı oluşturabilir ama dahası yapımdaki Gaudi tasarımı, kullanılan malzemeye verilen şekil, sıradan herhangi bir yapı elemanının bu yapıda bambaşkalık taşıması… Gün ışığının yapı içindeki gösterişli salınımına imkan veren vitray ve renk kullanımı. Doğanın her biriminden ustalıkla, içtenlikle, incelikle yararlanmış olmanın görünürlüğü… Anlatmak gerçekten güç, içinde olmaksa bir ayrıcalık.

Bir buçuk-iki saatinizi bu mistik yapıya ayırın derim. Böylesini görmediniz eminim. Görmemiştim etkilendim.

Avrupalılarda ve Amerikalılarda (belki başkalarında da vardır) çok sevdiğim bir özellik var: ne yaparlarsa yapsınlar mutlaka onun hikayesini yüz yıllar sonraya taşıyacak bir kayıt tutuyorlar. Bu zamanın teknolojik olanaklarına göre siyah beyaz fotoğraftan yazılı dokümana başka usül bir görüntü kaydına gibi şekillerde olabiliyor. Böylece gerçekte ne olduğunu, nasıl olduğunu, neden olduğunu bugünkü akılla irdeleme imkanınız oluyor.

Sagrada Familia’nın bodrum katında üstteki yapı kadar ihtişamlı bir müze var. Binanın kronolojik hikayesi, kullanılan malzemelerin, tasarımın esin kaynakları, hangi zamanda hangi aşamalardan geçildiği, çalışanların öz hikayeleri vb pek çok konu burada görselleştirilmiş, anlatılmış. Hatta halen yapımı devam eden bazilikanın 3D yazıcıdan alınan kısımlarının, yenilenmesi gereken bölümlerinin çalışıldığı bir yapım-tasarım atölyesi bile mevcut.

Yapımı hale devam eden bu bazilikanın tamamlanması biraz da ekonomik gerekçelerle ilişkilendiriliyor. Zira yapının tüm giderleri bağış yoluyla elde edilen bütçeden karşılanıyor. O nedenle ziyaret için alınan biletlerin ücretleri, satış bölümündeki hatıra değerindeki eşyaların satışından elde olunan gelir, halk bağışları yapımın devamı için önemli gelir kaynakları. Ayrıva Gaudi’nin kentteki diğer tasarladığı yapıların gelirleri de bir başka finans kaynağı.

Gaudi’nin tasarladığı ve yaptığı kısımlarla bugün yapımı devam eden kısımlardaki tasarım ve yapım farklılıkları dikkat çekici geldi bize. Gaudi başka bir kafaymış vesselam. Oysa öldüğünde kilisenin %15-25 kadarı tamamlanmış. Gaudi’nin karmaşık mimari tarzı sayesinde bugün de yapım işi zorluklarla devam etmek durumunda kalmış.

Gaudi, bazilikadaki büyük kulelerden sadece bir tanesinin bittiğini görebilmiş. Kulelerin tasarımlarında kullandığı süslemelerin cennet ile yeryüzü arasında bir bağlantı sağlarmış hissi verdiğini söylemiş. Bu tasarımın Barselona’ya gelenler için mükemmel bir karşılama olacağına inandığını belirtmiş. Gerçekten de şehrin hemen her yerinden bu bazilikanın kuleleri görülebiliyor. Yani aradan geçen bu zamana rağmen, şu ya da bu sebepten birileri çıkıp -belki de kendi çıkarları için- yüksek binalarla şehri donatıp bu sanat eserini gölgede bırakmaya çalışmamış (ya da buna kalkışanlar olduysa da başaramamışlar).

Bazilikanın içinde yürürken, insanda ormanda dolaşıyor hissi oluşuyor. Gaudi, iç yapıyı ayakta tutan kolonları tasarlarken dallanıp budaklanan ağaçlardan esinlenmekle bunu sağlamış.

(Güncelleme, Kasım 2025: Sagrada Família, yeni haç parçasının yerleştirilmesiyle birlikte 162,9 metreye ulaştı. Böylece dünyanın en uzun kilisesi unvanını ele geçirdi. Bu rekor, 1890’dan bu yana Almanya’nın Ulm kentindeki Minster’a aitti.)

Web sitesi burada.

Passeig de Gracia

Barselona’nın en ünlü alışveriş caddelerinden biri. Dünyaca ünlü giyim markalarının, tasarımcılarının mağazalarının yer aldığı göz alıcı bir cadde. Geniş kaldırımlarla, ağaçlarla bezeli otomobil ve bisiklet yolları, kafeler, mekanlar ve aradığınız tüm markalar.

Casa Battlo

Antoni Gaudí’nin Passeig de Gràcia’da tasarladığı iki büyük binadan biri (diğeri La Pedrera-Casa Mila). Binanın dış cephesine bakıldığında kafatasları ve kemiklerden yapılmış gibi görünüyor. “Kafatasları” aslında balkonlar ve “kemikler” ise destekleyici sütunlar.

Gaudí bu binada ilham kaynağı olarak deniz yaşamından renkleri ve şekilleri kullanmış. Cephe için seçilen renkler doğal mercan renkleri örneğin.

Web sitesi burada.

Casa Mila (La Pedrera)

Barselona’nın, Eixample bölgesinde yer alan ünlü Passeig de Gracia caddesinde bulunan bir başka Gaudi tasarımı. Önden bakınca binanın dışı dalgalı denizi andırıyor. Yapım amacı konut olsa da şimdi bir müze.

Web sitesi burada.

La Rambla

Turistin uğramamasına imkan bulunmayan bir Barselona caddesi. Upuzun bir cadde La Rambla. Sokak sanatçıları, çeşitli etkinlikler için bilet satılan yerler/kişiler. Plaça Catalunya’dan başlayıp Port Vell’deki, Kristof Kolomb Heykeline kadar uzanan bir cadde. Eğer turistsen dikkatli olman gereken bir cadde. Her an bir öpücüğe maruz kalabileceğini bilmen gereken cadde.

Park Güell

Barselona denince Gaudi’nin elinin değmediği bir yer yok gibi geliyor insana. Karşınızda esaslı bir Gaudi eseri daha: Park Güell.

Bu muhteşem parkın hikayesi 1. Güell Kontu ünvanına sahip Eusebi Güell i Bacigalupi ile başlıyor. Güell, 19. yüzyılın sonlarında Katalonya’daki sanayi devriminden büyük kazanç sağlayan bir Katalan girişimci.

Eusebi Güell, Gaudí’ye Muntanya Pelada (çıplak dağ) bölgedeki devasa arazisinde, varlıklı aileler için bir konut projesi işini veriyor. Bu tepe rakipsiz, sağlıklı, denizin ve Barselona Ovası’nın muhteşem manzarasına sahip. Arazinin eğimiyle başa çıkmak için karmaşık bir patika, viyadük ve basamak ağı olan bir plan yapılıyor. Ödenek ayrılıyor. Kurallar gereği arsanın yalnızca altıda biri üzerine inşaat yapılabiliyor. Evlerin yüksekliği ve yerleşimi, deniz manzarasını engellemeyecek veya komşuları güneş ışığından mahrum bırakmayacak şekilde tasarlanması gerekiyor.

Gaudí, arazide doğal olarak yetişen Akdeniz’e özgü keçiboynuzu, zeytin gibi türleri korurken yeni bitki tercihini de yine çok fazla su gerektirmeyen Akdeniz bitkilerinden yana kullanmış. Suyu toplamak ve depolamak için çeşitli sistemler tasarmış. Böylece hem arazide hem de mülk sakinlerinin ihtiyaç duyulacak suyu doğal yolla sağlamaya çalışmış.

İnşaat başladıktan (1900) sonraki bir kaç yıl içinde Gaudi ve Güell dahil bir kaç sakin Parktaki evlerine yerleşmişler. Hatta Güell arsayı aldığında zaten var olan bir konağı restore ettirerek içinde oturmaya başlamış.

Ne varki değişen koşullar nedeniyle planlanan altmış evden sadece ikisi yapılabilmiş. Park, böylece Güell’in kamusal etkinlikler için kullanılmasına izin verdiği büyük bir özel bahçe haline gelmiş. Barselona’ya gelen turistler rehber eşliğinde şehri gezerken burası da ilgi çekici yerlerinden biri olarak görülmeye başlanmış.

Eusebi Güell 1918’de hayatını kaybedince mirasçıları parkı Belediyeye teklif etmişler. Belediye parkı satın alarak 1926’da belediye parkı olarak hizmete açmış. Güell ailesine ait olan ev belediye tarafından Katalan pedagog Baldiri Reixac’ın adını taşıyan bir okula dönüştürülmüş. Girişin solunda ise Belediyenin ihtiyaç duyduğu peyzaj bitkilerini yetiştirmek üzere fidanlığı dönüştürülmüş.

Gaudí’nin evi ise 1963’te Gaudí Müzeevi olarak halka açılmış.

Sol tarafta görülen ev Gaudi’nin evi, bugün müze olarak kullanılıyor. Arkaplana düşen Barselona kenti ve deniz manzarası muazzam.

Park Güell böylece Barselona sakinleri tarafından çok beğenilen bir kamu parkı olmuş. Diğer yandan şehrin ziyaretçileri için önemli bir çekim merkezi haline gelmiş. 1969’da sanatsal bir anıt olarak tanınmış ve 1984’te UNESCO Dünya Mirası Alanı listesine alınmış.

Çok farklı bölümleriyle, Gaudi’nin özgün tasarımlarıyla süslü bu parkın içinde olmak büyük ayrıcalık. O farklı bölümlere ait görselleri buradan görebilirsiniz. Anlatmakla ve gezmekle bitmeyecek bu parkın hakkını verebilmek için ez az bir yarım içinde bulunmak lazım.

Yukarıdaki fotoğrafta yine parkın bir yerinde deniz dalgalarından esinlenerek oluşturulmuş bir Gaudi tasarımı görülmekte. Detaya baktığınızda bu estetik bunca sert bir malzemeye nasıl verilmiş diye iç geçirmekten kendini alamıyor insan. Yine sağdaki görsel de doğal bir yapıyı estetize eden ve kayma eğiliminde olan yamaca destek amaçlı tasarlanmış bir kaya oyuntusu.

Parkın bu bölümünde bir etkinlik ve eğlence alanı var. Sarı renge yakın bir farkla görülen yer toprak zemin. Çevresini ondüleli şekilde dolanan kısım mermer, mozaik vb malzeme ile yapılmış oturma yerleri.

Böylesi sert bir malzemeden yapılmış olup da oturunca insanın tüm vücudunu kavrayan, adeta daha da oturmaya teşvik eden bir yerde oturmadım. Müthiş şık ama bir o kadar da ergonomik bir oturma alanı.

Yukarıda anılan etkinlik alanının altı da başka bir tasarım ve çoklu kullanım önerisi harikası. Direklerin birbirlerine konumu, açıları, tavandaki süslemeler ve diğer pek çok ayrıntı benim bilgimi çok fazla aştığından açıklayamıyorum. Mimar, iç mimar ya da benzeri tasarım işiyle ilgili kimselerin kesinlikle bu şehri ve Gaudi’nin eserlerini incelemesi lazım. Müthiş bir ilham kaynağı olmalı bu sanatlarla ilgili kimseler için.

Web sitesi burada.

Port Vell
Barceloneta

Barselona’nın yazları nasıl geçiyor sorusu “çok sıcak ve kalabalık, ha bir de Barceloneta’da denize girerek” diye yanıtlanabilir.

Montjuïc Tepesi

Barselona’ya, Balear Denizine 170 metre yüksekten bakmak isterseniz buyurun Montjuïc Tepesine. Tepede bir kale, çeşitli amaçlara yönelik spor tesisleri, park gibi alanlar bulunuyor. Otobüsle ya da teleferik, füniküler gibi araçlarla gelinebiliyor. Burada da bazı bilgiler mevcut.

Barselona Katedrali
Plaça Reial

Kraliyet Meydanı. La Rambla’yla komşu, geceleri popüleritesi yüksek turistik bir çekim noktası. Meydanda çok sayıda bar, restoran ve şehrin en ünlü gece kulüpleri bulunuyor. Yaz aylarında, Eylül ayında açık hava konserlerinin düzenlendiği La Mercè festivali sırasında ve Yılbaşı Gecesi gibi diğer kutlamalar sırasında popüler bir buluşma yeriymiş.

Barselona bitmez

Picasso Museum
Plaça de Calatunya
Fundacio Joan Miro
El Born
Camp Nou Experience
Los Tarantos
Parc de la Ciutadella
Museu Nacional d’Art de Catalunya
Museu d’Art Contemporani de Barcelona (MACBA)
Tibidabo
Mercat de la Boqueria
Parc del Laberint d’Horta