
Hamburg, Fischmarkt (Balık pazarı). Meşhur bir yer. 1703’ten beri. Balık, çicek, meyve, giysi, hediyelik eşya, tatlı, kahve, sebze ve hoş, samimi bir atmosfer… Meraklı turistler ya da yerli halk, kim varsa o erken saatte pazarda dolaşan, bağıra-çağıra tezgahlarına davet eden satıcıların ilginç gösterilerinden alıkoyamaz kendilerini sanırım.
Barmbek yönüne giden U3 trenine binip Landungsbrücken durağında iniyoruz. Bu durakta inmekle Hamburg’da görülmesi gereken yerlerden biri olan Tarihi St. Pauli Elbe Tünelini de ziyaret etme imkanı buluyoruz.


Elbe Nehri kıyısından yürüyüp Fischmarkt bölgesine geliyoruz. Limanda, geniş araç park alanına kurulu pazarın bu bölümü, kolayca, karavandan pazar tezgahına dönüşebilen araçlardan oluşuyor.


Göçmen oldukları belli bu insanlar, her pazar sabahı beşte buraya geliyor ve uygun fiyatlı ürünlerini bolca satarak sürümden kazanmak için çaba harcıyorlar. Normal zamanda bu tür davetlerle karşılaşma imkanı olmadığı belli kimi ziyaretçiler gülerek ilerlerken kendilerini tezgahların önünde dikiliyor buluyorlar. Belki de ellerinde bir torbayla pazarda dolanmaya devam ediyorlar.


Tatlıcı Ender abimizin çığırtkanlığa ihtiyacı olmadığı belli ki yardımcısıyla paketlemeye zor yetişiyor. Gaziantep denince damağınıza ne tür tatlı hissi düşüyorsa işte bu abimiz o hissi buradakilere bulaştırmış besbelli.


Pazarın ilerisi de daha çok meyve, sebze gibi mutfak ihtiyaçları için kurulan bildiğimiz pazar formatında. Burada da aynı şeklide yüksek miktarlı satışlar, uygun fiyatlarla yapılıyor. Avrupa’da pek sık rastlanamayacak pazarlıklı alış-veriş burada neredeyse olağan. Çok al, az öde. Ürünler asla ikinci sınıf değil, amaç da kalitesi düşük ürünü elden çıkarmak değil, o da belli. Adı sanı belli abur cubur çeşitleri kadar giyim eşyalarının da benzer şekilde satıldığını görüyorsunuz. Kimi çikolataların, müşterinin eline verilen şeffaf torbalara satıcı tarafından sırayla doldurulması, üzerine “haydi bu da benden” denilerek ekstraların eklenmesi bu pazarın en tipik ritüeli gibi geldi bana.

Herkes pazar için burada değil kuşkusuz. Bazıları pazar sabahı kahvaltısını ekmek arası balıkla ya da diğer yöresel yiyeceklerle yapmaya gelmiş. İhtişamlı Hamburg Limanı manzaralı bu pazar sabahı öyle sıradan bir etkinlik olsa az sonra bahsi geçecek olanları hiç açıklayamayız.
Az ilerde, kırmızı gövdeli, tombul çatılı bina demir, cam ve tuğladan yapılmış eski balık hali. 1896 model. Burada önceleri mezat yapılırmış (balık mezatına kando dendiğini biliyor muydunuz?). Şimdiyse burası bir etkinlik hallesi. Yüzyıllık binada, gruplar sahne alıyor, rock ve jazz konserleri veriyorlar. Sabah beş civarında, bölgedeki (Reeperbahn) eğlence yerlerinden çıkanlar için burası farklı bir pazar sabahı teklif ediyor.

Eğer bir fırsat bulup siz de Hamburg yaptıysanız ve bir pazarınız da varsa sabahın köründe siz de Fischmarkt’a gideceksiniz. Ya cumartesi gecesinin sonunda ya da sabah erkenden uyanarak geleceksiniz. Pazar sabahı saat beşteki ortam için endişe duymanıza hiç gerek yok. O saatte tüketilen içeceğin kahve olduğunu göreceksiniz. Salonu dolduran insanlar gayet sakince ellerindeki sandviçlerini tüketirken şarkılara eşlik ediyor olacaklar. Müzik yeni gruplarla devam edecek. Taşkınlık hiç olmayacak.
Dışarıdaki pazarda aynı saatlerde alış veriş başlamış olacak, sabah beş (kışın 06.00, https://www.fischauktionshalle.com/). Ekmek arası balıktan file file tropik meyvelere; Gaziantepli baklavacı abiden çorapçıya kadar herkes orada. Bu bir ritüel. Taşkınlık yok. Uygun fiyatta alışveriş, sonra sosyallik.
Üst katlardaki mekanlarda kahvaltı alabiliyorsunuz. Ya da diğer salonları etkinlikler için kiralayabiliyorsunuz. Ama pazar sabahı buradaysanız güne güzel bir başlangıç yapmanın en sade, en keyifli yolunu bulmuşsunuz demektir.
Bu fotoğraflardaki sosyallik, sadelik ve nezihlik etkiledi beni. Dikkat edin insanlara ne kadar yakın ve samimiler. Bu şu günün dünyasında istenmeyen şeydir belki de. Birey olmamız ve hep birey kalmamız isteniyor olabilir. Üst neslin bundan vazgeçmesi bekleniyor olabilir. Ancak insanlar eve kapandıkça daha çok sosyal medya kullanır oldu değil mi? Bunun bir anlamı olmalı. Daha çok sesli görüşme yapıyor herkes. Peki bu neden? Haydi iyi tarafından bakalım; elimizden kaymakta olanın kıymetini bilmeye başladık mı, ne dersiniz?

