Bryant Park, New York – ABD

Çim dinlenirken siz de iki sandalye arasına kurduğunuz köprüden ona eşlik edebilirsiniz

New York’un parkları, bahçeleri

Görme imkanı bulanlar ya da izledikleri filmlerden, okudukları kitaplardan fikir sahibi olanlar bilir ki Amerikanın New York’u iş ve sosyal yaşam zenginliğinin yanı sıra parkları ve bahçeleriyle de ünlüdür. Yüksek katlı binaların arasına serpili bu yeşil dünyanın en meşhuru da Central Park’tır. Kendileri haklı bir üne sahiptir. Manhattan’ın orta yerinde, gökdelenlerin, yüksek katlı binların arasına yerleşmiş bir vahayı andıran Park bir kurul (Central Park Conservancy) tarafından yönetilir. Resmi web sitesindeki (http://www.centralparknyc.org/) bilgiye göre parkın yıllık bütçesi 85 milyon Dolardır. Kar amacı gütmeyen bu kuruluş, bütçeyi uygun şekilde değerlendirmek, artırmak ve parkın sahip olduğu değerleri koruyarak daima halkın hizmetinde tutmak üzere görev yapıyor.

Toplumun hafızası, gönüllülük

Bu ülkede bir çok alanda olduğu gibi parklarda, botanik ve hayvanat bahçelerinde de bir gönüllülük sistemi işliyor. Özellikle emeklilik yıllarını sürenler bir kenara çekilip malum akıbeti beklemekle günlerini geçirmiyor. Geçmişte mesleki ya da hobi amaçlı edindikleri bilgi ve deneyimi gönüllü olarak sunulan hizmetlerle yaşatmaya ve yeni nesillere aktarmaya devam ediyorlar. San Diego’daki Midway Uçak gemisini gezerken, bir zamanlar aktif olarak gemide ya da savaş uçaklarında görev almış ve bugün yaşları seksenin üzerinde olan kimselerin “sarı şapka”larını takarak ilgili oldukları alanlarda rehberlik yapmalarından bir yabancı olarak çok etkilenmiştim. Bu ortamlara düzenli olarak getirilen her düzeydeki okul çocuklarının etkilenme seviyeleri şüphesiz çok daha fazla olacaktır. Amerika’da neden etnik kökenin ötesinde bir Amerikalılık kimliğinin baskın olduğu bu gibi ayrıntılarla açıklanabilir belki. Çocuk çok küçük yaşlardan itibaren Amerikan milliyetçiliği ile bizzat işin içindeki kimseler yardımıyla tanışıyor.

Midway Uçak Gemisi ve gönüllü olarak tanıtım yapan “sarı şapkalı” emektar pilotlar

Central Park”ın resmi web sitesinin ana sayfası

Devasa boyutlardaki Central Park’ın farklı bölümleri ve buraların da hem müdavimleri ve hem de gönüllüleri var. Gönül bağı önce sahiplenmeyi, korumayı ve sonra da maddi, manevi destek olmayı sağlıyor. Örneğin güllere merakı olan birisi bu konuya ayrılmış bölümde geçirdiği zamanın, hissettiği olumlu duyguların bir nişanesi olarak bir bankta adı yaşasın isteyebiliyor. Park bütçesine sağladığı katkıyla bu imkan kendisine verilebiliyor. Bakım, geliştirme ve koruma birlikte işlediğinden, kötü niyetlilere de fırsat verilmeyip aksine en ağır şekilde cezalandırıldıklarından park mobilyaları dahil her şey tertemiz ve pırıl pırıl olarak sizleri karşılıyor. Parklar çoğunlukla hava kararınca kapatılıyor. Yani belli saatlerde parktan yararlanabiliyorsunuz. Central Park da sabah 6 ile gece 1 aralığında kullanılabiliyor. Bu arada bir ayrıntı daha, eğer yanınızda çocuk yoksa çocuk oyun parklarına girmeniz mümkün olmuyor. Genel olarak tüm parklarda alkol almak, belli üç gün dışında ateşli piknik yapmak, sigara içmek yasak. Bu konuda bir fikir vermesi açısından Central Park’ın web sitesindeki ayrıntılı bilgilere erişilebilir: (http://www.centralparknyc.org/visit/rules-and-regulations.html).

… ve karşınızda, çetin zamanların tanığı, şimdilerin huzur şehri Bryant Park

Bir eylül günü Bryant Park

Güzelliklerini keşfetmeniz halinde sizi bağımlı kılmaya aday New York mekânlarından biri de Bryant Park’tır. Bu güzellik, adını, gazeteci, yazar, editör, kölelik karşıtı ve aynı zamanda romantik bir şair olan William Cullen Bryant‘tan (1794-1878) almış. Bryant, Amerikan edebiyatında romantik hareketin başlamasında önemli rol oynamış. Şiirlerinde insan hakları ve özgürlük temaları öne çıkmış. Büyük bir üne sahip olmasını sağlayan Thanatopsis’i henüz 17 yaşındayken yazmış. Şair bu meşhur şiirinde, ölümün, sınıf farklılıklarını ortadan kaldıran evrendeki en demokratik güç olduğunu, nereye gidilirse gidilsin ondan kaçılamayacağını, sanıldığı kadar da korkunç bir şey olmadığını anlatmış.

Bryant Park’ta bir yaz yağmuru sonrası

Bu yazıya konu edilen ve Manhattan bölgesinin seçkin parklarından biri olan Bryant Park 1884 yılından bu yana böylesine özel bir değerin ismiyle anılır. Park 39.000 metre karelik (standart ölçülerde 5,5 adet bir futbol stadyumu kadar) bir alanda kurulu. Her yıl 12 milyondan fazla kişi tarafından ziyaret ediliyor. Yıl boyunca sevilerek gidilen dünyanın en işlek kamusal alanlarından birisi. Park, yemyeşil mevsim bahçeleri, ücretsiz aktiviteleri, birinci sınıf tuvaletleri ve açık havada yemek yiyebilme imkanlarıyla ünlü (bryantpark.org).

Parkta bir öğle vakti

Bu geniş alan hantal bir ağırlıktan ve gereksiz bir büyüklükten tamamen uzaktadır. O, mavi, yeşil parlak camlarıyla, çelikten gövdeleriyle devasa gökdelenler arasında bir başına yaşamakla kalmaz. Sahip olduklarıyla ürettiği huzuru ve barındırdığı güzellikleri, içinden geçen, ona dokunan-dokunabilen herkesle paylaşır. İlkbaharı ve yazı yeşilin tonları ile işlenmiş bin bir rengi ve dinginliği ile karşılarken; sonbaharda ise turuncusu ve kırmızısı ile romantizmin beşiğine doğru çeker sizi adeta. Eğer şehre kış geldiyse O da soğuk havaya inat yine oralarda olmanız için bir bahane üretmenize yardımcı olur; yazdan, bahardan kalan ona dair bildiklerinizle. Ama o bu kez bambaşka bir yüzle çıkar karşınıza; artık, üzerinde neşeli çocuk seslerine büyüklerin kahkahalarının karıştığı bembeyaz bir buz pistinden ibarettir ve adeta beyaz bir gelinliğin sıcaklığında içinde kalmanıza davet mektupları yazmaktadır.

Şehre kış geldiyse o gelinliğini giyer ve her yaştan ziyaretçiyi mutlulukla ağırlamak için orada olmanızı bekler

5. ve 6. Caddelerin arasında 42. Sokakta yer alır Bryant Park. Hemen sırtını yasladığı New York Halk Kütüphanesi’nin (New York Public Library-NYPL) arka bahçesi konumundadır. New York’un hemen hemen tüm parklarında bulunan sandalyeleri ve yuvarlak masaları burada “Bryant Park” logoludur. Günün her saatinde güneşlenen, kitap okuyan, kendini ya da kulağına erişmekte olan müziğini dinleyen, arkadaşları ile sohbet eden yüzlerce insan bu parktan nasibini alır. New York’taki parkların müdavimlerinin çantalarında, kitap ve (termostaki) kahvelerinin yanında -yakalanan ilk fırsatta çimlere oturmak ya da uzanmak için kullanılmak üzere- bir de kilim bulunur. O kilimlerin ne kadar çeşitli olabileceğine dair bir araştırma yapmak isteyen mutlaka Bryant Park’a da uğramalıdır. Bu arada sandalyede oturmanın da bir üslubu olmalı diyorsanız eğer siz de oradan geçmelisiniz bu vesile ile. Zira burada kıyafetiniz hangi zamana ve mekana uygun olursa olsun bir sandalyeyi vücudunuz için kullanacaksanız diğeri bacaklarınızı uzatmanız için bekliyor olacaktır hemen yanınızda.

Bir yaz akşam üzeri Bryant Park’a huzur almaya gelenler

New York City Parklar ve Rekreasyon Departmanı’na ait olmasına rağmen, Bryant Park, 1980 yılında kurulan ve Bryant Park’ın restorasyonuna öncülük eden, kar amacı gütmeyen özel organizasyon şirketi Bryant Park Corporation (BPC) tarafından yönetilmektedir. Park, kamu-özel ortaklığının başarısı adına bir model olarak gösterilir.

Tüm canlıların dinlenmeye hakkı olduğunu sık sık hatırlamalı

Yaz gezmelerimin akşam üzerlerini genelde orada noktalamayı sevdim ben. Bazense öğle aralarında ihtişamlı gökdelenlerde çalışanların yemek molalarındaki hallerini izlemek için oldum oralarda. Hemen yakındaki New York Üniversitesinde çalıştığını varsaydığım şık takım elbiseli bir beyefendinin çimlere elindeki öğle yemeği paketini bırakıp sırt çantasında getirdiği kilimi yere serdiğini gördüm bir öğle vakti. Sonra ceketini, kravatını ve ayakkabılarını çıkardı. Buraya kadar “ben de yaparım” demiştim. Devamında kumaş pantolonunun paçalarını sıvadı bir kaç satır ve sonra çoraplarını fora ederek ayaklarını yemyeşil çimlerin huzuruna bıraktı. İşte o zaman ona çok özendim. Yemeğini yedi. 40-45 dakika sonra çıkardıklarını tekrar giydi ve kilimini toplayıp işine geri döndü. Ne imtiyazdı bu böyle.

Bir başka öğle arasında ise yine parkın müdavimleri Japon piyano sanatçısının harika ezgileriyle yemeklerini yediler. Yiyecekleriniz almak için çevrede pek çok seçenek olduğu için parktaki lokantadan yararlanmayabilirsiniz.

Parkta piyano saati

Zaman zaman çimlerde yoga etkinlikleri, zaman zaman Amerikan tarzı oyunların oynandığı festival günlerine denk gelebilirsiniz. Hepsi programlı elbette.

Peki bu parkın bir hikayesi var mıdır acaba? Bugüne nasıl gelmiştir? Vakitli vakitsiz ziyaretlerim sırasında bu konuyla ilgili yazılar okuma ihtiyacı hissettim. Çünkü insanların tutkuyla burada bulunuyor olmalarının altında yatan bir hikaye olmalıydı bence. Nitekim okudukça şunu bir kez daha anladım, hiç bir şey tesadüfen olmuyor. Bazı şeyler doğduğu gün edindikleri rolleri var oldukları sürece sürdürmek için bin türlü güçlük, aksilik ve zamanın getirdiği değişim rüzgarlarına karşın hep bir çaba içinde oluyor. Bu parkın hikayesi de bana ibretlik bir öykü gibi geliyor. Buyurun birlikte karar verelim.

BP hikayesi başlıyor

Manhattan göç dalgasından nasibini alıyor

Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya 1600’lerin ilk yıllarında büyük bir göç dalgası başlamış. Üç yüzyıldan fazla süren bu akım, birkaç yüz dolayında İngiliz kolonici ile başlamış ve yeni katılımlar sonucu milyonları aşan bir sele dönüşmüş. Güçlü ve çeşitli nedenlerle göç eden bu insanlar, kıtanın kuzey kesiminde yeni bir uygarlık kurmuşlar.

Bugün Bryant Park’ın da içinde bulunduğu Manhattan adasında yerleşim 1620’lerin başında başlamış. Rivayete göre, ada 1624’te bölgedeki Kızılderililerden 24 dolar karşılığında satın alınmış. Hemen ardından da adaya New Amsterdam adı verilmiş.

Hollanda yerleşim birimleri, genel bir kural olarak, Avrupa’dan atanan otokrat valiler tarafından yönetiliyormuş.  Yıllar geçtikçe yerel halk onlardan uzaklaşmış. Bunun sonucu olarak, İngiliz koloniciler Long Island ve Manhattan’daki Hollanda topraklarına tecavüze başlayınca, halk tarafından beğenilmeyen vali onları savunma için toparlamayı başaramamış. New Netherlands 1664’te düşmüş.

Hollandalılar, New Netherlands’ın düşmesinden ve İngiliz koloni sistemi ile birleşmelerinden uzun yıllar sonra da, New York bölgesinde önemli bir toplumsal ve ekonomik etken olmayı sürdürmüşler. Evlerinin dik ve sivri çatıları, kent mimarisinin değişmez bir parçası olmuş ve tüccarları da Manhattan’da ilk günlerdeki hareketli ticaret atmosferinin doğmasında büyük rol oynamışlar.

Rezervuar Meydanı’ndan Bryant Park’a

Bugün Bryant Park olarak anılan yer 1686 yılında, New York’un İngiliz Sömürge Valisi Thomas Dongan tarafından halka açık alan olarak belirlenmiş. George Washington’un birlikleri, 1776’da Long Island Muharebesi’nden geri çekilirken burada konaklamışlar. Alan 1822 yılında satın alınmış ve New York şehrinin yetkisi altına girmiş. Bir yıl sonra, bir çömlekçi tarlasına (fakirler için bir mezarlık) dönüşmüş ve bu hali 1840 yılına kadar devam etmiş. O yıl bitişikteki arsa üzerinde (şimdi New York Halk Kütüphanesi Merkez Şubesi – NYPL) Croton Dağıtım Rezervuarının yapımına başlanmış. Bu sebepten o dönemde Rezervuar Meydanı olarak anılmış. Rezervuar, New York’un su ihtiyacını karşılayacak su kemeri sisteminin büyük parçasıymış.

William Cullen Bryant, hemen kütüphane binasına sırtını vermiş halde tüm parka nazır vaziyette

1853 yılında, parkta New York Crystal Palace ile Bütün Milletler Endüstrisi Fuarı açılmış. Bu açılışa binlerce kişi katılmış. Büyük Sergi Salonu olarak da bilinen Kristal Saray, 1858’de yanmış. Park Gözlemevi, 1853 sergisinin bir parçası olarak inşa edilmiş ve 1856’da da yakılmış. Bölge, Amerikan İç Savaşı sırasında askeri tatbikatlar için kullanılmış. 1870-1971 arasında, Rezervuar Meydanı çağdaş park düzeniyle yenilenmiş. Burası için bir opera binası, bir New York Tarih Kurumu binası, New York Belediye Binası, bir postane binası gibi yapılar planlansa da bunlar hiç bir zaman yapılmamış.

O zamana kadar karmaşık bir yapılanma yaşayan Manhattan 1800’lerin başından itibaren ızgara sistemiyle dizayn edilmeye başlanmış, bugün de halen kullanılmakta olan bu düzenli yapılaşmanın fikir babası olarak Hollandalı mimarlar kabul ediliyor. Manhattan bölgesindeki Bateri Park civarında, Broadway Caddesinin başlangıcında ve Wall Street civarında düşük numaralı cadde ve sokakların çarpıklığı başlangıç zamanlarından bir anı olarak durmaktayken daha sonraki cadde ve sokaklar belirli bir düzenin ve planın ürünü olduklarını haykırmaktadır (yazarın notu).

Rezervuar 1900’de yıkılarak NYPL’nin Ana Şube binası yapılmış ve 1911’de açılmış. Bryant Park, 1933-1934’te Lusby Simpson tarafından yapılan bir plana göre yeniden inşa edilmiş. Bir süre 1988-1992’de peyzaj mimarı Hanna / Olin Ltd. ve mimar Hardy Holzman Pfeiffer Associates tarafından restore edilmiş; bu sırada park yeniden inşa edilmiş. 21. yüzyıl boyunca daha da iyileştirmeler yapılagelmiş.

Orta Manhattan bölgesindeki merkezi konumu nedeniyle Bryant Park çevresine birkaç ulaşım hattı yapılmış. İlk olarak 1878’de Altıncı Cadde metrosu açılmış.

Altıncı cadde ile kırk ikinci caddenin kesişim noktası parkın Time Meydanına doğru olan çıkışı

1910’ların başlarında Bryant Park’ın altına Catskill Su Kemeri su tüneli inşa edilmiş. Çalışma tamamlandıktan sonra, Park’ın etkilenen bölümleri restore edilmiş. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Bryant Park vatansever mitingleri için sıklıkla kullanılmış, bir “savaş bahçesi” ve Müttefik askerleri için bir “rekreasyon binası” inşa edilmiş. Savaştan sonra, parka bir uygulama bahçesi yerleştirilerek rekreasyon binası kaldırılmış.

1930’larda ise Bryant Park ihmalden dolayı itibarsızlaşmış. On yıl boyunca, Park’ın yenilenmesi için yüze yakın plan önerilmiş ancak hiçbiri yürürlüğe girememiş.

Bryant Park’taki ilk halka açık etkinlikler 20. yüzyılın ortalarında gerçekleşmiş. Örneğin, 1944’te II. Dünya Savaşı sırasında, parkta bir uçak gösterisi yapılmış. Park’taki açık hava yaz konserleri 1948’de New York Halk Kütüphanesinde bir müzikolog olan Philip Lieson Miller tarafından başlatılmış.

1960’lı yıllara gelindiğinde, Bryant Park, bakım yetersizliği ve bölgede gece faaliyet gösteren bir kaç işyerinin olumsuz etkisiyle bir bozulma sürecine girmiş. Suçu önlemek amacıyla 1962’de Bryant Park’ta yeni bir aydınlatma sistemi kurulmuş. 1966’da parklar komiseri Thomas Hoving, kötü gidişe dikkat çekmek ve parkın restorasyonunu konuşmak için bir toplantı düzenlemiş. 1970’lerde, Bryant Park uyuşturucu satıcıları ve evsizler tarafından ele geçirilmiş. Sıradan vatandaşlar ve ziyaretçiler tarafından gözden çıkarılan bir bölge olmuş. Parkın durumu o kadar kötülemiş ki, 1973’te parklar komiseri Richard M. Clurman, hep birlikte temizlik yapmak suretiyle New Yorkluların istediği gibi bir yer haline gelene kadar parkı kapatma tehdidinde bulunmuş. 1976’da parkta bir adam öldürüldükten sonra, New York Times, parkta kumar oynamanın ve içki içmenin yaygın ve olağan hale geldiğinden söz etmiş.

15 Ekim 1969’da, Vietnam’da Savaşı Sonlandırmak için ülke çapında Moratoryum’un bir parçası olarak Bryant Park’ta 40.000 kişinin katıldığı bir miting düzenlenmiş.

1970’lerin ortalarında Bryant Park Topluluk Fonu tarafından ilk temizlik girişimi başlatılmış. Suçu ve suçluları uzak tutacağı umuduyla ücretsiz konserler yapılmış. Bununla birlikte, girişim büyük ölçüde başarısız olmuş.

Bir başka inisiyatif olan Bryant Park Yönlendirme Komitesi, 1977’de yerel işletmeler ve New York Şehir Üniversitesi arasında bir ortaklık olarak kurulmuş. New York Şehri Polis Departmanından daha fazla sayıda memuru görevlendirilmiş. Bölge Savcısı Robert Morgenthau, Bryant Park’taki tutuklamaları daha hızlı gerçekleştirme sözü vermiş. 1978’de, Bryant Park’ın emniyetine ilişkin halk algısı, önceki yıllara göre biraz daha iyi noktaya gelmiş. Ancak uyuşturucu satıcıları, ofis çalışanlarının öğle aralarının ardından, parkı sık sık kullanmışlar. 1979’dan itibaren, kitap ve çiçek pazarları, peyzaj iyileştirmeleri ve eğlence etkinlikleri gibi koordineli bir aktivite programı, Parklar Konseyi adlı bir park savunucusu grubu tarafından başlatılmış. Parklar Konseyi’nin faaliyetleri popüler hale gelmesine rağmen, 1980’lerin başlarında park içinde uyuşturucu kullanımı ve küçük suçlar hâlâ yaygınmış. Bir grup sivil polisin 1980’den başlayarak parka yerleştirilmesinden sonra, altı ay içinde uyuşturucuyla ilgili 400 kişi tutuklanmış.

Bryant Park Restorasyon Şirketi (BPRC), 1980 yılında Dan Biederman tarafından, Time Inc. ve New York Halk Kütüphanesi başkanı Andrew Heiskell ile kurulmuş. BPRC, parkı yeniden canlandırmak için hemen ciddi değişiklikler yapmış. Gelecekteki suçları caydırmak için görünür suç belirtilerinin kaldırılmasını savunan “kırık pencereler teorisinin” savunucusu Biederman, parkı temizlemek, grafiti kaldırmak ve fiziksel hasarı onarmak için sıkı bir program başlatmış. BPRC, yasa dışı davranışlarla baş etmek için özel bir güvenlik birimi de kurmuş. Ayrıca, BPRC yaz aylarında açık hava konseri dizisine başlamış. 1982’ye gelindiğinde tutuklamalar, iki yıl öncesine kıyasla önemli ölçüde azalmış.

1983 yılında, kalabalık kitleleri parka çekmek ve devam eden bakım çalışmaları için para toplamak amacıyla, BPRC, Bryant Park’ı şehirden kiralamayı, yenilemeyi ve parkta bir kafe inşa etmeyi önermiş. 18 milyon dolarlık yenileme, BPRC, NYPL ve NYC Parkları arasındaki bir ittifak tarafından yürütülecekmiş. Restoratör Warner LeRoy, restoranı işletecek ve parkın doğusunda, kütüphanenin bitişiğindeki 80 metre yüksekliğinde, 10.500 metre kare (980 m2) cam kafeyi kurmayı planlamış. Ek olarak, parkta dört küçük yiyecek noktası, bir havuz ve su çeşmesi ve özel bir güvenlik ekibi bulunacakmış. 1984 yılında devlet, BPRC’nin bu tür bir restoran için yer kiralamasına izin veren bir yasa çıkarmış. Şehir Planlama Komisyonu da ertesi yıl yapıyı onaylamış. Ancak, önerilen kafe kütüphanenin arka cephesini gizleyeceğinden halkın muhalefetiyle karşılaşmış. Kafeye karşı çıkan birçok park savunucusu, önerilen restoranın halka açık bir parkın bir bölümünü özel bir kuruluşa devredeceğini iddia etmiş. LeRoy, bu muhalefet nedeniyle 1986’da projeden çekilmiş ve planın sürekli gözden geçirilmesinin önerilen yapıyı “sıradanlığa” getireceğinden korktuğunu söylemiş.

Şehir, 1988’de Bryant Park’ı BPRC’ye devretmiş. Daha sonra park Hanna/Olin Ltd. ve Hardy Holzman Pfeiffer Associates tarafından yeniden tasarlanmış.

Taşınabilir sandalyeler

Uygulama için Park 11 Temmuz 1988’de kapatılmış. Dört yıl sürece proje kapsamında, caddeden daha fazla görülebilirliği artıracak yeni park girişleri yapmak, Fransız bahçesi tasarımını geliştirmek, yemyeşil bir doku ve iç yolları oluşturmak, aydınlatmayı iyileştirmek gibi konular öne çıkmış. Bu aşmada, Biederman, Amerikalı bir sosyolog olan William H. Whyte ile birlikte çalışmış. Whyte ilk olarak taşınabilir sandalyeleri önermiş. William H. Whyte’a göre  insanların istedikleri yerde ve şekilde oturmalarına izin vermek uzun yıllara dayanan deneyimlerine göre onlara güçlülük sağlıyormuş. İkinci karar parkın caddeye göre seviyesini eşitlemek olmuş. Park neredeyse sokak düzeyine indirilmiş. Parkın 35 yıldan beri kapalı olan tuvaletleri de yenilenmiş. BPRC ayrıca, heykellerin bir kısmının onarılması gerektiğini ve bu heykellerin restorasyonuna fon sağlamak için William Cullen Bryant’ın ailesine ve diğer ilgililere çağrı yapılmasına karar vermiş. Restorasyonın maliyeti 8.9 milyon dolarmış. 5.7 milyon doları şehir finansmanı ve 3.2 milyon dolarlık özel finansman ile sağlanmış.

Yenileme, NYPL’nin Ana Şubenin Bryant Park’ın altındaki kısımlarını da ele alarak genişletilmiş. Park kazılmış ve üstüne çim, Büyük Çim yerleştirilmiş.

Park, 21 Nisan 1992’de tekrar açılmış. Yeni tasarım geniş beğeni toplamış. New York Times mimari eleştirmeni Paul Goldberger tarafından “çoğu için bir zafer” olarak kabul edilen yenileme, yalnızca mimari mükemmelliği için değil aynı zamanda Whyte’ın vizyonuna bağlı kalması nedeniyle de övgüyle karşılanmış. Goldberger, Biederman’ın sözlerine yer vererek Bryant Park’ın sorununun şehirden kopan bir çevre olarak algılanması olduğunu; paradoksal olarak insanların şehirden kopmadıkları zaman kendilerini daha güvende hissettiklerini ve kamusal alan üzerinde bir kontrol sahibi olduklarını düşündüklerini söylemiş. Yenileme, New York dergisi tarafından “Kentsel Yenilemenin En İyi Örneği” olarak övülmüş ve “küçük bir mucize” olarak tanımlanmış. Tasarım, Peyzaj Mimarlığı Dergisi Tasarım Liyakat Ödülü ve Kentsel Arazi Enstitüsü’nden (ULI) 1996 Mükemmellik Ödülü de dahil olmak üzere pek çok ödül almış. Park, 21. yüzyıl boyunca, Providence Jorge Elorza, Rhode Island gibi diğer şehirlerin belediye başkanlarının bazen taklit etmek için örnek aldığı bir toplumsal yenileme modeli olmaya devam etmiş.

Bryant Park, 1990’ların New York’unun canlanmasına model olmuş. 1995’te bir New York Times makalesinde park “Midtown Şehir Meydanı” ve Midtown ofis çalışanları tarafından sıkça kullanılan bir “ofis vahası” olarak anılmış. 1992’de Beşinci ve Altıncı Caddelerde iki gazete bayisi kurulmuş. Binlerce insanı çeken yaz aylarında açık hava konserleri başlatılmış. Bitkileri yiyen güvercinlerin istilalarını azaltmak için, BPC güvercinleri kısırlaştıran Ornitrol ilacını içeren mısır tanelerini saçmaya başlamış. Bu arada, kütüphanenin yanındaki bir restoranın finansmanı nihayet 1993’te güvence altına alınarak 1995 yılında açılmış.

BPC, 2002 yılında özel yapım bir atlıkarıncayı parka eklemiş ve 2003 yılında bir açık hava kütüphanesi olan Okuma Odası geleneyi yeniden canlandırılmış. Park, Temmuz 2002’de, New York şehrinde ziyaretçilere ücretsiz Wi-Fi erişimi sunan ilk park olmuş. Ücretsiz giriş yapılan bir buz pateni pisti 2005 yılında parkta açılmış.

Bryant Park çevresindeki gayrimenkul değerlerindeki çarpıcı artış ve bitişik alanlardaki yeni inşaatlar, parkın iyileştirmelerinin bir sonucu olmuş. 1993 yılında, Bryant Park çevresindeki eski boş ofis alanlarının hızlı bir şekilde doldurulduğu görülmüş. Yakındaki binalar ve işletmeler de parka atıfta bulunan isimler kullanmaya başlamış.

2010’lu yıllardan itibaren, Bryant Park çevresinde bir yerleşim mahallesi büyümeye başlamış. Parkın iki blok yarıçapı (yaklaşık 150 m) içerisindeki daireler milyonlarca dolara satılmaya başlanmış.

Bryant Park Corporation (BPC), kamuya açık bir parka özel finansmanla özel yönetim sağlama konusundaki en büyük ABD girişimi olmuş. Eski adı Bryant Park Restorasyon Şirketi (BPRC) 2009 yılında Bryant Park iş geliştirme bölgesini yönetmek için oluşturulan Bryant Park Yönetim Şirketi (BPMC)’ne dönüşmüş.

Bryant Park, bugün de her mevsime, günün her saatine ve her türden katılımcıya uygun etkinlikleriyle konuklarını ağırlamaya devam ediyor. Çimlerin kullanıma açık olduğu saatlerde kiliminizi serip -park kuralları dahilinde- dilediğinizce zaman geçirebileceğiniz özel bir park olarak imkanı olanları, yakınından geçenleri bekliyor. New York’ giden hemen herkesin ilk görmek istediği yer Time Square olduğu düşünülürse ve ikisi arasındaki mesafede mesafeden sayılmazsa bir kaç blok ilerleyip bu müstesna parktan sizin de nasibinizi almanız önerilir.

Bu yazı neden yazıldı?

Bryant Park merkezi konumu, dinlendirici ortamı, yeşiller arasındaki huzuruyla seçkin bir park. New York’ta ya da belki de yaşadığınız şehirde buna benzer parklar mevcut olabilir. Bu yazının yazılmasına asıl sebep bir yeri övmekten ziyade o yerin bugünlere nasıl geldiğinin etkileyici hikayesini paylaşmaktan ibarettir. Yukarıda özet olarak verilmeye çalışılan bilgilere bakılırsa bir şey dikkati çekecektir, bir alan eğer bir konuya tahsis edilmişse o geçmişte de bugün de aynı değerde yaşatılabiliyor. Eskiden öyleydi ama şimdi ihtiyaçlar değişti, artık böyle demek büyük bir kolaycılık oluyor. Neredeyse Manhattan’da ilk göçmen yerleşimlerinden başlamak üzere hep park alanı olarak kullanılan bu alan şimdi gökdelenlerin arasında bir vaha gibi insanların nefes alabileceği özel bir mekan olarak varlığını koruyor. Park tarihçesinden edinilen bir başka bilgi ise sivil toplum kuruluşları, bilim insanları ve en önemlisi toprağın gerçek sahibi halk kesimleri bir şey istemeli ve onu savunacak bilgi birikimine sahip olmalı. Eğer toplum bir konuda tutarlı bir inanca, tarafsız bir bilgi birikimine sahipse ne istediğini de sonucun az çok nereye varacağını da biliyor. Bu parkta, yukarıda anlatıldığı şekillerde oturup zaman geçirirken, onun hakkında okumalar yaparken aklımdan bunlar geçiyordu. Okurla bunları paylaşmanın bir yararı olacaksa onun da özneden bağımsız olmak üzere sözü edilen modelin kendi yaşantımıza nasıl uyarlanabileceğine dair fikirler geliştirmeye başlamamızla mümkün olabileceğine inanırım.

Dinlemek ve dinlenmek ne güzel, gerek kendine doğru gerekse kendinden öteye
Huzur
Halk Kütüphanesi parkla birlikte zamanın tanıklığında
Sonbahar ve ardından kış kapıda, yapraklar vedalaştı dallarla
Şemsiyeler de sandalye ve masalar gibi BP logolu burada

Atatürk Anı Evi, Kocacik – K. Makedonya

(Ali Rıza Efendi’nin baba evi)

Eğer Kuzey Makedonya’ya bir seyahatiniz olursa bir Türk evladı olarak ziyaretinizi bekleyen noktalardan biri de Kocacik (Kocacenk) köyünde kurulu Atatürk Anı evidir.

Kocacik, çevredeki pek çok köy gibi bir Yörük Türkmen köyü. Yüksek dağların yamaçlarında gizli bu yerleşimlerin duvarlarında Türk bayrağı dalgalanıyor. İsimleri, duruşları Anadolu Türkünden farksız. Gözleri ve kulakları hep anavatanda. Konuştuğumuz herkes bize Türklüğün coğrafyası olmayacağını hissettirdi adeta.

Kocacik Kalesi, İpek Yolu üzerindeki Ohri’yi fetheden Osmanlı askerleri tarafından 1385’te Çandarlı Hayrettin Paşa idaresinde ele geçirilmiş. Ancak bir kaç gün süren abluka ve çeşitli savaş oyunları neticesinde yüksek bir yerde olan kale ve çevresi büyük şehitliğe dönmüş. Romalılar kaleyi terk etmek zorunda kalmış. Kalenin çevresinde büyük bir savaş olduğundan o yere Kocacenk yeri adı verilmiş ve zaman içinde değişerek bugünkü Kocacik adını almış.

Yakın zamanda köyün öğretmenleri Atatürk’ün baba evinin burada olduğuna dair rivayetler üzerine Makedonya ve Türkiye’de arşiv taramaları yapmışlar. Toprak altında kalan evin yeri tespit edilmiş. Köyün yaşlı ileri gelenlerinin ifadeleri doğrultusunda önce toprak altındaki temeller bulunmuş ve üzerine bina orijinal haliyle yeniden inşa edilmiş. Makedonya ve Türkiye Cumhuriyeti devletlerinin destekleri ile oluşan anı evi Atatürk’ün yaşamına dair pek çok izi ve anıyı da içinde barındırıyor. 

Üç görevlisi olan müzede bize hukuk öğrencisi Necmettin bey yardımcı oldu. Bu dağ başı coğrafyasında, köyün hemen üzerinde yer alan ve ılık ılık esen rüzgarla tenimize işleyen o müstesna insana dair anılar insanın boğazını düğümlüyor elbette. Başta Atatürk’ün baba dedesi Kızıl Hafızın Kuran okurken olmak üzere, babası, annesi, Makbule kardeşi ve kendisine ait balmumu heykelleri Eskişehir’den gelmiş. Canlı gibiler. Bir yerde okumadım ama Büyükerşen imzası taşıdıkları ifade edildi. 

Buraya gelmek için iki yol seçeneği var. Ohri’deyseniz 1,5 saatlik bir yolculukla Struga üzerinden geçerek, ihtişamlı meşe ormanları arasında kıvrılan Drim nehri kenarından ilerlemeniz ve bir süre sonra nehri solunuza alıp dağ yolunda ilerlemeniz gerekiyor. Yollar tertemiz ve sıkıntısız. Bu yolculuk sırasında bir çok Türk köyünün içinden geçerken neredeyim sorusunu sıkça sorduğunuzu fark edeceksiniz.

Diğer yol ise Üsküp, Gostivar yönünden gelen ve Debar (Debre)’a devam eden yol. Yine size Drim nehrinin yemyeşil pırıltılı suyu eşlik eder. Mavrova milli parkı içinden geçersiniz. Debar’a gelmeden Anı evinin tabelasını görür sola yine dağ yoluna vurursunuz. Ve tekrardan Anadolu coğrafyasında ama bu kez tertemiz evleri, yolları ve sokaklarıyla Türk köyleri arasında ilerleyip Kocacik’e ulaşırsınız. Bu arada meydanında büyük bir Atatürk heykeli bulunan ve onun da iki yanını Türkiye Cumhuriyeti ve K. Makedonya Cumhuriyeti bayrakları süsleyen Jupa’dan geçersiniz. Büyük bir belediyeliktir.

Levent Şık-(08.19) @ Kodzadzik, Debar, Macedonia

Braies Gölü, Dolomitler – İtalya

İtalyan Alplerinin en şahanesi, bin beş yüz metrede, turkuaz-yeşil rengiyle göz kamaştırıcı Braies Gölü. Dev kaya kulelerinin batışı ve arada kalan boşlukta efsaneye göre altın avcılarının kıskançlıklarından doğan karstik oluşum.

Braise Gôlû – 2019

Yürüyerek çevresini bir buçuk saatte gezebilirsiniz. Kimi yerlerde yükselen, bazen de su seviyesinde eşsiz ışık oyunlarıyla adeta sizi içine davet eden bu perinin etkisinden kurtulup hemen yakındaki aracınıza yol almak hiç de kolay değil. Büyülü bir atmosferi, yer yer deniz kıyılarındakini aratmayan kumsalları ile karşı koyamazsanız bağrında kulaçlarınızın sesini duyabileceğiniz peri.

Küçük ve önemli not: Bu gölü ziyaret etmek için italyan trafik ve park etme kuralları gereği sınırlı alana park etme belgeniz olması gerekir. Eğer bu sınırlı alana giriş yetkiniz yoksa büyük bir trafik cezası alabilirsiniz. O nedenle burayı ziyaret için saat 15.00’ten sonra diğer araçların giriş için kabul edildiğini unutmayın.

2019 Yaz Tatili: Arabalı ve Bol Ülkeli Geziler

Merhaba

Karşılaştığımızda -pek çokları gibi- siz de “ne gezdin be Levent” cümlesiyle merhaba demeyin olmaz mı? Şöyle deyin mesela “ne kadar güzel yerlere gittiniz, Allah içinize sindirsin. Beraber bir plan yapsak da en yakın zamanda biz de oraları görsek” Olmaz mı? Olur elbette, olur. Sosyal medya için gezmeyen, gezdiği yerleri sevdikleri de görsün, yaşasın ister. Okuyup araştırır, gezer; fotoğraflarını alt yazısız bırakamaz ki bildiği kadarı en azından bu yolla izleyenlere ulaşsın.

Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre çoğumuz sosyal medya için geziyormuşuz. Demişler ki: “hiç bir ücret almadan sizi dünyanın en güzel yerlerine götüreceğiz, gezdireceğiz, geri getireceğiz. Bir tek isteğimiz var bu geziye dair hiç bir bilgiyi hiç bir yerde paylaşmayacaksınız”. Deneklerin %80’e yakını bunu kabul etmemiş. Yani “madem paylaşamayacağım neden gezeyim yahu“.

Bütçe meselesi

İkinci merhaba konusu, “ne çok paranız varmış arkadaş” Vallahi çok paramız yok. Deli gibi de kazanmıyoruz. Çalıştığımız işlerden kazançlarımız belli. Çok şükür devletimiz emeğimize bir karşılık veriyor. Ama bu meblağlar deste yapacak kadar değil. E bu zamanda yaklaşık yediyle çarpılan (güncelleme 06/2023, ah ah 2019’u nasıl arıyoruz şimdi:) bir para birimiyle bu kadar nasıl geziliyor?
Şöyle oluyor efendim; ömrümüzün, sağlığımızın müsaade edeceğini farz ederek bir sonraki yılın tatilinde nerelere gidebiliriz ve yaklaşık bütçemiz ne olur diye düşünüyoruz. Tabi bir Almanınki kadar evdeki ile çarşıdaki hesabımız uyuşmuyor ama yine de tutturuyoruz hedefleri. Bu durumda gidilecek ülke ya da ülkelerin para birimi ile daha sonbahardan itibaren yaşamaya başlamak gerekiyor. Döviz kuru yüksek diye evde oturacak halimiz yok. Olduğu kadarını, aman belki yarın düşer falan demeden alıyoruz. Almak için ne gerekiyor o parayı ıvır-zıvıra harcamamak gerekiyor. Evde olan bir şeyden bir tane daha almamak, bunun için direnç göstermek gerekiyor. Üç ayda bir cep telefonunu, altı ayda bir ayakkabıyı, sekiz ayda bir montu, tişörtü atmamak gerekiyor. Çevremiz bu tür tuzaklarla dolu. Seni neden sürekli avm kültürüne davet ettiklerini fark etmen gerekiyor. Çünkü orada dolaşırken -mesela bir pazar günü- ihtiyacın olup olmadığına bakmadan iki tencere, bir tava, bir çatal-bıçak-kaşık seti ya da üçüncü bir kaban, yirmi ikinci bir ayakkabı ile eve dönmüş oluyorsun. Kredi kartın ateşler içinde yanarken sen hala soğuk suyu içmekle meşgul olacağın uğraşılarla bunu fark etmiyorsun. Bunları yapmamak gerekir sevgili dost. O zaman para birikiyor. Ama amaçsız para birikmesi de ruhu yoran bir şey, o zaman yanlış işlere de kapılabilirsin. O yüzden amacı başta tespit ediyoruz. Bu biriken barbunlar, zümrütler sizi Dolomitlere götürecek, Meteora’ya, Zakintos’a, Yanya’ya götürecek. Ve oralara ulaştığınızda avm tuzaklarından korunabildiğinizi görünce kendinize inancınız artacak.

Navagio Plajı – Zakintos – Yunanistan

2019 yazı

Bu yaz tatilimizin önemli bir kısmını yine arabalı ve bol ülkeli, şehirli, doğa temalı yerlere ayırdık. Zahmetsiz rahmet olmuyor. Hazırlıksız, gidilecek yerlerle ilgili okuma yapmaksızın bir yere gidilmiyor. Gidilirse de zaman ve para çarçur oluyor. Bunu bu yıl ben de net olarak yaşadım. İtalya’da çok merak ettiğim için yolumu bile ona göre düzenlediğim Puglia’yı göremedim. Neden çünkü bir Türk kolaycılığı ile “bakarız ya, nasılsa buluruz biz orayı” dedim. Olmadı. Arama motoruna Puglia yazın, bakın. Nerelerden fotoğraf getirememişim, o güzelim sokaklarda adımlarımı atamamışım siz de görün. Çalışmadan olmuyor velhasıl.

Bu yılki uzun gezimizde geçen yılki rakamları aşmak isterdim ki çok şükür bunu gerçekleştirebildik. Geçen seneki Balkan Turunda yaklaşık 5200 km yol yapmışız. Bu sene bu rakamı ve erişilen coğrafi alanı genişlettik, yaklaşık 8000 (7980) km araç sürmüşüz. Buna bağlı olarak yakıt tüketimimiz de 237 litreden 385 litreye çıkmış. Aracımız yüz kilometrede 4.8 litre yakıt tüketerek ona verdiğimiz ilgi ve bakımın karşılığını bize iade etmiş, sağ olsun.

Genelde maliyet hesabı yapılırken günlük yaşam şeklimiz çok belirleyici oluyor. Büyük paraları kısa sürede hiç edecek pek çok insan vardır. Bizim amacımız evde ya da ülkedeki bir tatil beldesinde olsak nasıl yaşarız diye sorup kendi yaşam standartlarımız çevresinde kalabilmektir. Özelden mesaj atarak soranlara günlük net giderlerimizi iletebilirim. Burada yazmayı anlamlı bulmuyorum. Ama kişiye göre değişmeyecek şeylerden bahsedebilirim. Örneğin 8000 kilometrelik yolda toplam yaklaşık 750 TL otoyol ücreti ödedim. Seyahatlerimizin büyük kısmı, ben sevmesem de, zaman kazanmak açısından otoyollar üzerinden gerçekleşti. Otoyol dışına özellikle çıktığım, doğal ortamı göreyim, otoyolun hızından kurtulayım dediğim yerlerin ücretlerini de eklersem bu rakam en fazla 780 TL olur. Çünkü otoyol dışını -nispeten mantıklı rakamlar talep eden- Yunanistan ve K. Makedonya ülkelerinde tercih ettim. İtalya otoyol konusunda en cep yakan ülke. 226 kilometrelik Napoli-Roma arasındaki otoyola 22 Avro (142 TL) ödedim. Bu büyük şoktu tabi. Daha önce 2li, 3lü avrolar alınırken birden 22 ödeyince parayı alan görevliye “ekranda yazan doğru mu” diye sormak zorunda kaldım. O da gülerek “yes, yes” yanıtı verince bir ferahladım. Ama özellikle bizim dolaştığımız Güney Batı İtalya’da otoyol dışında yol almak oldukça güç. Dağlar o kadar keskin ve dik ve hareket alanından yoksun ki en doğru seçenek bulunmuş bir otoyol oluyor. Otoyol konusunda bir diğer şoklamayı da Yunanistan’da yaşadım. Genelde yol ücretleri 2-4 avro arası değişirken Patras’tan Yanya’ya giderken Rio-Antirio Köprüsü bize 12 avroya mal oldu. Bu da sarsıcıydı. Ama sonra haritaya bakınca -ki Korint Boğazı köprüsüdür kendileri- karadan devam etsek saatlerce sürecek bir yolculuktan ya da aşağıya inip gemi beklemekten kurtarmıştı bizi, sağ olsun. Köprü de çok şık bu arada. Paylaşımlarımda videosu vardır. Haberleri izlediğim zamanlarda bu köprünün yapılışı ve açılışından haberdar olmuştum. O yüzden üzerinden geçiyor olmak keyif verdi, bedelini ödedik tabi. Otoyol konusunda şimdilik maceralar bunlardan ibaret. Ha unutmadan Avusturyalı abiler o muhteşem yolları için hiç bir ücret talep etmediler. Yadırgadım doğrusu.
Derseniz ki otoyol kalitesi, güvenliği ve diğer hizmetler o zaman yazacak şeyler var elbette. Yunanistan’da otoyolların bir kısmı devlet, bir kısmı özel sektör tarafından işletiliyor. Ama standartlar aynı. Tertemizlikleri dikkate çekici tuvalet kabinleri, araçların cesametine göre ayarlı özel park alanları ihtiyaçlarınızı gideriyor. İtalya’da otoyollardaki dinlenme yerleri iki grup. Ya sadece WC ihtiyacı için organize yol kenarı tesisleri ya da Autogrill denen her türlü ihtiyaca yanıt verecek tesisler. Autogrillerde wifi, WC ücretsiz. Büyük bir market ve mutlaka kahve bölümleri mevcut. Yiyecekler her ihtiyaca hitap eder gibiydi. Tuvaletler tüm ülkelerde tertemizdi. Aksini hiç görmedim. Sadece tuvalet ihtiyacı için olan dinlenme yerleri dahi kamera kontrolünde ve belli aralıklarla ekipler gelip temizlik kontrolü yapıyorlar. Çalışanları da gördüm. Hiç birisi ben niye bu işi yapıyorum ki bedhahlığında değildi. Gayet neşeli, iş üniformalı, saçı-sakalı düzgün, güler yüzlü gencolardı. Panodaki listeye geliş saatlerini ve yaptıkları işleri yazıp gittiler. Bu tesislerdeki hiç bir şey bozulabilir, sökülebilir ya da kırılabilir malzemeden değildi. Her şey sensörlü ve kırılmaz şekilde ana konstrüksiyona gömülüydü. Tuvalet kağıdı ve sıvı sabun olmayan hiç bir tuvalet görmedim. Aynasında, armatüründe su ve kireç lekesi olan hiç bir otele tanık olmadım. 

2019 rotası

Biraz da rotamızdan bahsedeyim isterseniz. Bu yirmi dört günlük bir seyahatti. İpsala’dan (Türkiye’den) ayrılırken de Meriç Nehrini enine kat ederek nöbetteki askerlerimize selam verip Yunanistan ülkesine giriş yaparken de bir sorunla karşılaşmadık. Geçen yılki paylaşımlarımdan bilineceği gibi Yeşil Kart Sigortası pasaporttan sonra sorulan ikinci evraktı. Egnatia Odos otoyolunu yaklaşık Kavala’ya kadar takip edip tabelaların yönlendirmesiyle Keramoti’ye ulaştık. Buradan yüksek standartlı feribotlarla Tasos adasına geçmek çok kolay. Ayrıntıları Tasos’la ilgili yazımda bulabilirisiniz.

Mavi mağara – Zakintos – Yunanistan

Bundan sonra konaklanan şehirlerin isimlerini vererek ana hattı aktarmak isterim. Gidilen yerlere dair gözlemleri ayrıca oralarla ilgili yazılarımda ele almaya çalışacağım. Çünkü yazılacak çok şey var. Konaklama yerlerinin yanında parantez içinde buralara benim ayırdığım zamanları görebilirsiniz. Bir fikir vermesi açısından onları da paylaşmak istedim. Tasos (ada, 2 gece), Kalampaka (Meteora) (1 gece), Atina (2 gece), Zakintos (ada, 2 gece), Yanya (1 gece), Igomenitsa (Yunanistan) – Bari (Italya) Feribotu (1 gece), Nerano (1 gece), Roma (2 gece), Pisa (1 gece), Dolomitler (Italya Alpleri, 2 gece), Zagreb (Hırvatistan) (2 gece), Üsküp (Kuzey Makedonya) (2 gece), Ohri (3 gece), İskeçe (Yunanistan) (2 gece).

Amalfi Kıyıları – Italya

Harcama kalemleri

Bütçenin büyük bir kısmı konaklamalara gitti. Çünkü belli bir standardın altına inemiyorsunuz (yaşım 25 olsaydı ancak yarısını harcardım). Araçla gezdiğiniz için güvenli otopark olan tesisleri kolluyorsunuz. Kahvaltı vazgeçilmez öğününüz olduğu için onu da içeren seçeneklerin peşinde oluyorsunuz. Bunlar tercih meselesi. Örneğin Italya’da kahvaltı denince 1 kruvasan ve 1 espresso anlaşılıyor. Bizim kafayla alakası yok. Ama bir başka ülkede ya da şehirde evinizdeki kahvaltıyı aratmayan bir sunumla karşılaşıyorsunuz, Deneyim hep bunlar tabi. Yine bir tercih olarak akşam yemeklerini geçiştirmemeye çalışırım. Burada, dışarıda bir akşam yemeğine ne ödeniyorsa yaklaşık oralarda da öyle oluyor. Farkı porsiyonların daha doyurucu olması. Neden verdim şimdi bu kadar parayı demiyorsunuz. Kullanılan ana malzeme çoğunlukla doğal olduğundan yemekler de, salatalar da lezzetli oluyor. Market alış verişlerine ayrılan bütçenin çapını market alışkanlığı belirliyor. Her gittiğinizde cips alıyorsanız fazlasını buluyorsunuz. Ama örneğin bizde henüz tadı oturmayan meyveli yoğurtlar, meyvesinden kendinizin elde ettiği meyve suları, fırından alınan taze ürünler her zaman çok cazip geliyor. Muz tüm gezdiğimiz yerlerde 1,20-1,30 avro civarındaydı. Neredeyse tüm ülkelerde şubesi bulunan Alman market zinciri Lidl tam bir can simidi. Çünkü özellikle her yerde aynı lezzeti sunan fırını ve portakal suyuyla hep tercih sebebi. Bir başka Alman devi Spar ve ülkeye özgü marketler her zaman meyve, sebze reyonlarında albenili, uygun fiyatlı ürünleriyle sizi bekliyor. Bütçeyi orada bırakmamak için dikkat etmek lazım.

Amalfi kıyıları – Dev limonlar – Italya

Bu metni burada notlamak isterim. Aklıma yeni şeyler geldikçe eklerim. Ama ana hatlar bunlar. Bundan sonra vakit buldukça gördüklerimi şehir şehir anlatmaya çalışacağım. Keyifle okunması, okuyanı yola koyması dileği ile. (Levent Şık -14.08.19)

Kalampaka – Meteora -Yunanistan
Meteora – Yunanistan
Dolomitler – Italya
Keri feneri – Zakintos – Yunanistan
Dolomitler – Braies Gölü – Italya
Athena Tapınağı – Atina – Yunanistan
Zagreb – Hırvatistan
Ipsala – Tasos – Meteora – Atina – Zakintos – Yanya
Igoumenitsa – Bari – Amalfi – Napoli – Roma – Portofino – Dolomitler – Klagenfurt – Ljubljana
Zagreb – Belgrad – Üsküp – Ohri – Bitola – Iskeçe – Ipsala