… her zamanki gibi daha fazla uyuyacak uykusu kalmadığını fark edince yatağından kalktı. Yüzünü yıkamak için girdiği banyodaki aynada kendini gördü. Keşke herkes gibi bu tatil gününü biraz daha uykuda geçirebilseydim diye içinden geçirdi. İki elini birleştirerek oluşturabildiği küçük havuza bir avuç su doldurdu, yüzüne vurdu… serinlik iyi gelmişti. Bir kez daha aynaya baktı. Gözlerini, biraz da kirpiklerine yapışan su damlalarının inadından buğulu görüyordu. Hoş o damlalar olmasa da buğu onun gözlerinin daimi misafiriydi. Farklı renkte bakardı dünyaya. O minik avuç bir kez daha bir kez daha suyla doldu boşaldı. Sağ eli askıdaki havluyla buluştuğunda zarif çenesinin aldında biriken damlalar bu defa lavaboya damlıyordu. İyice kuruladı yüzünü. Gözlerinin altlarına ve kenarlarına baktı. Zaman oralarda birikmiş gibiydi. Ama önemsenecek izler değildi bunlar.
Kendiyle bir kez daha göz göze geldi. İyiki sen dedi yine içinden. Havluyu yerine astı, ışığı söndürüp salona geçti.
Işıltılı terliklerinin ince topukları ahşap üzerinde tıkırdadı. Sessizce salondaki geniş camın önüne doğru ilerledi. Pencereyi açıp gökyüzünden toprağa doğru akan bir bakışla gözünün önünde olanların tümünü sevgile kabul etti, okşadı. Derin bir nefesle tüm baharı içine çekmekten de geri durmadı… Denizin kokusu bahar dallarının arasından aktı geldi adeta. Tüm maviliği içine aldı.
Sabahtı. Sabah huzurdu. Sessizce pencereyi kapatıp yüzünü salona döndü. Geceliğini örten sabahlığın uzun saten eteği salınırken koltuklardan birine bıraktı tüm varlığını. Bir bacağını diğerinin üzerine aldığında sabahlığın önündeki kavuşma hali bozuldu. Dizinden yukarıya doğru aralanan küçük pencerede bu kez kendi tenini görüyordu. Onun da baharın tazeliğinden farkı yoktu. Şükretti. Gözlerini salonda, masanın üzerinde, koltuklarda gezdirdi. Sessizlik, içindeki sesleri de yola getirmiş gibiydi. Dinledi, düşündü. Kızlarının uyanmasını bekledi…