Cumartesi sabahlarının kendine özgü bir sessizliği olur. Sizler de buna tanık mısınız bilemem. Ama haftanın diğer günlerinden farklı olarak uykunun biraz daha fazlasına teslim olmak gibi adetim olmadığı için, uyandığım andan itibaren dakikalara bağlı olarak değişen, gelişen bu sessizliği özenle dinlerim.
Güne erken başlamak, o günden beklediklerime ulaşma yolunda şansımı yükselten bir mevhumdur benim için. Alacakaranlık, güneydoğuya bakan penceremin solundan başlayan mavilikle aydınlanmaya başladığında doğumun telaşı erişmiş olur gözlerime. Dünya zamanının kadranlardaki rakamsal ifadesinden ziyade o kirli grinin içinde mavi tonların yükselişi belirlerler yastıkla muhabbetimin akibetini.
Günün en sessiz zamanı pencereye loş bir aydınlık olarak yaslanmıştır. Gözlerim kaç zamandır uykunun elinde okşanmış olursa olsun açılmaya hazırdır artık.
Bu heyecanın içinde nelerin olduğunu düşünürüm zaman zaman. Biraz sonra açacağım pencereden alacağım tazelenmiş sabah kokusu mu ya da bir kaç beş dakika sonra içeceğim kahvenin üzerine düşen su buharına karışacak rayihası mı? Ya da bu sessizliği ziyan etmeden hemen okumakta olduğum kitabın açıkta duran sayfasına dalacak olmanın hevesi mi? Ya da o satırlarda ilerlerken aklıma-kalbime ilişecek bir ilhamla yazılacak bir şeylerin doğacağına olan inancım mı? Belki de hepsi… uyandırır beni erken sabaha böylece işte…
Hepsi bir yana cumartesi sabahlarının kendine özgü bir sessizliği var dedim ya çocukluğumdan beri ona olan tanıklığım hafta sonunun bu ilk anlarında daha başka bir motivasyonla kaldırır beni yattığım yerden.
Cumartesi sabahları -kentte, köyde, kırda- sokaktaki insani hallerin seslerinin daha geç saatlerde duyulduğu zamanlardır. Önceki günlerin belki de gecenin yorgunu bedenler uykuya teslim edilirken gizli bir sözleşme ile “nasılsa yarın erken kalkmayacağız” mührünü taşır üzerlerinde. İşte bu benim gibi sabah uykusundan bir medeti olmayanların cennet kapısını açan anahtarıdır adeta. Biliriz ki okul bahçesindeki yaygaradan muafız bu sabah; dar sokaklarda saygıdan yoksun, bencilliğin en yüksek seviyede yaşandığı itiş kakışlar da olmayacak; karşı binalardaki tadilat hırıltıları, hurdacı naraları, dağıtıcıların motor patırtıları da…
Bu sabah sessizliğinin adı cumartesi sabahı sessizliği işte. Gökyüzünün rengi kirli griden açık maviye doğru ilerlerken o koyu sessizliğe bir iğne deliği kadar müdahale olmayacak biliyorum. İşte bu koyu sessizlikte ne yaparsan kendin için hepsi bu olacak bugüne dair birikimin.
Sonrasında güne geç başlayanlar için bir bedelin ödenmesine dair bir fatura gelecek elinize. Daha fazla koşturmalı geçecek sonrası. Zira yetişmesi gereken dünyevi işler olacak bu hafta sonunun ilk gününde. Pazara, markete gidilecek, belki toza toprağa bulanmış arabalar yıkanacak-yıkattırılacak; evlerin odaları arasında, yoldan çıkan düzeninin sağlanması için telaşlı geçişler olacak belki… ya da akşam gelecek misafirler için mutfak tezgahı şenlenecek… daha pek çok şey olacak, bu geç başlanmış günün faturası niyetine…
Bende ise ne gam ben bu cumartesi sabahı sessizliğini yaşamışım işte doya doya, daha ne…
05.10.2024