Günlük yaşamdan bir kaç satırlık gözlem

İşe gider gibi çıktım evden. Oysa izindeyim, iş ne ola ki? İşte iş böyle bir şey, işe gitmek… sabah metrosunda başka şehrin insanlarını göz ucuyla gözlemek -çünkü bulunduğum şehirde insanlar göz göze iletişimden uzaklar, belki de hoş karşılanmıyor- o edinimlerden genele uygun haller çıkarıp birkaç paragrafa konu sağlamak.

New York metrosunda en dikkat çekici şey kesinlikle ciddi soğuk olmasıdır. İstisnasız 18 derece civarında diye hissettiğim bir serinlik (bize göre soğukluk) hakim. Pek kötü kokuya rastlamadım. Hele sabah saatlerinde sakince işlerine doğru yönelmiş kentliler banliyölerden şehrin merkezlerine doğru akarken bireysel iletişimlerini kendi içlerine yönlendirilmiş oluyorlar genelde. Yirmi yaş civarı diye gördüğüm özellikle genç hanımların iki üç kişilik gruplar halimde kendi aralarında söyleştikleri de oluyor. Adamların sesleri kalın, ama daha az duyuluyor. Aynı sırada oturduğumuz altı kişiden ortalama üçü dördü kitap ya da kindle dan kitap okuyor. Kulaklıklar genelde kulakta. Eğlenceli bir şeyler dinleyenler gülümsüyor, gülüyor kendi kendilerine. Sakince dinleyenlerin yanında özellikle ten rengi biraz daha koyu olanlar yerinde duramıyor ya kıpırdıyor ya çekinmeden olduğu yerde hafif hafif dans ediyor ya da müziği içlerine kaçan seslerle seslendiriyorlar. Rahatsızlık verici bir durum olmuyor mu? Evet oluyor. Ama bunu kime göre hangi yargıya göre diye sormak gerekiyor. Örneğin dün bir metro yolculuğumda (gündüz) bireysel müzik kutusundan çıkan güney Amerika melodilerini tüm vagonla paylaşan bir orta yaş abi vardı. Gayet düzgün giyimli, normal davranışlıydı bize göre. Ama ben trende geçirdiğim yirmi dakika boyunca müziği keyifle dinledim. Kimse de dönüp adama bakmadı bile. Hatta o kişinin hemen yanında oturan ve havalimanı durağından binen iki çikolata renkli teyzeden biri hem yanındaki ile konuşarak hem de tatlı tatlı dans ederek anın tadını çıkardı. Bakmayın ben bunları yazıyorum ama bunlar tamamen benim gözlemlerim. Böyle şeylerin bizde olması mümkün değil. Ben dünyanın başka bir yerinde neler yaşanıyor onun kaydını yapmakla meşgulüm. Yani ne eleştirel ne de hayıflanıcı bir hal içinde değilim. Bir yazar olarak en sevdiğim şeyi yapıyor insanları -çaktırmadan- izliyorum. Doğrudan yapmamam gerektiğini biliyorum. Çünkü burası öyle bir yer değil. Ülkemizde insanların yüzüne, orasına burasına doğrudan bakmak o kadar sıradanlaşmış ki buralarda o bakışlarla muhatap olmamanın ne kadar özgürleştirici bir şey olduğunu da hissediyorum.

Kim ne giymiş ne kadar giymiş, ne kadar açılmış ya da örtünmüş kimsenin umurunda değil. Bugün giydiğin bir giysi yarın da temiz olarak giyilebiliyorsa değiştirmene gerek olmadan giyebilirsin. Kimsenin bununla ilgili olmadığını anlamak çok kolay. Ama düzgün ve temiz giyime dikkat ediliyor. Aynılıkla pasaklılık farklı ne de olsa.

Metrolardaki soğuk iklimden söz etmiştim. Benim gibi üzerine ek bir katman atan çok az kişi var. Genelde bu aşırı soğuğa alışılmış. Hatta marketlerden ofislere her yere hakim bu serin hava ona uygun yaşamayı sağlamış. Bizler o sıcaklılarda hasta olmaktan endişe ederken buradakilerin umurunda değil. Çünkü buna uygun yaşamayı öğreniyorlar çocukluktan.

Çocuk deyince hiç ağlayan çocuk sesi duymadım desem yeridir. Bunu nasıl başardıklarını konuşabiliriz. Ama gerçek bu daha çocukluktan ağlayarak bir şey elde edilemeyeceğini öğrenmişler sanki.

Metroda dans hünerlerini sergileyen siyahi gençleri izlerken hayran olmamak mümkün değil. Vagonun içindeki demir tutamaklara uygun olarak hazırladıkları koreografiyi öyle güzel sunuyorlar ki alkış ve bahşiş ardından geliyor. Kamera kaydı alınması ise gayet doğal olan. Zira ünlü olmanın yolu bu gösterinin instagramda tik tokta paylaşılmasından geçiyor. Çok başarılılar. İstasyon ve vagonlarda müzik yapanlar ise ayrıca keyifle dinlenmeyi hak ediyorlar.

Yorum bırakın