Bir süreliğine zihninizi nadasa alırsanız, kalabalık ve çoklukta düşünülüp çarçura uğramış fikirlerinizin hasadını yapma imkanı doğa(bili)r. Zira kalabalıklar ve onun ürettiği keşmekeş önemseme olasılığımız olan bir çok insani değeri, içli ve içten sözü perdeleyebiliyor. Bazı anların hazzına çok sonraları -biraz da hayıflanarak- varmamız bundandır.
Biz insanlar her bakımdan öyle çeşitliyiz ki birbirimizle ilişkimizi ve birbirimizde ilerleyişimizi belirleyen de bu çeşitliliğe bağlı farklılıklarımız oluyor. Buluşurken de vedalaşırken de hep kayda değer bir gerekçemiz oluyor, buna da saygı duymak gerekiyor. Farklı ve çeşitliyiz ne de olsa.
Mesela ben, kişinin kendi kendisinin eseri mi (orijinal mi) yoksa başkalarının güdümünde mi (sıradan mı) olduğunu önemseyenlerdenim. Kendi kendini doğuramamış, öz değerlerinin farkına varıp bunları yaşamının odağına koyamamış kimseler en kibar deyimle yavanlık mertebesinde bir hayatın öznesi olmakla tanımlanabilir zannımca.