Değer mi?

Rüzgar gibi, tenimizi yalayıp geçiyor ömür. Bir kayadan diğerine seker gibi, o sıçramalar sırasında içi hoplatan heyecanlar gibi, nefes aralıklarını sıklaştıra sıklaştıra, başı döndürüp geçiyor yaşam.

Bir gün buradayız, diğer gün şurada, sonraki sabah uzakta; yerden, yurttan medet umup, havasından heves alıp, imrene imrene gıptayla bakıp, baktırıp uçuyor ömür.

Kimi hayatlar demir kazıkla bağlı sanki limana; hiç tükenmeyecekmiş gibi yaşanıyor. Kimileri birazdan sır olacakmış misali bir başka hayata sıkıca tutunuyor.

Bazı canlar malda, maddede, makamda buluyor anlık saadeti; bazıları yarın olduğunda içinde kalacağı kalpte. Faniliğinden habersiz, kimi bedendeki canlar; öyle hoyrat ki eşe dosta, gelene geçene; ama bazıları da var ki o geçmeden çıkmaz neredeyse karıncanın yoluna.

Ne kargaşa, ne telaş, ne sen, bencilik; bu nasıl kıyım ki böyle nereden çıkıyor bu bizden, sizdencilik? En uzun yaşayana “daha seksen”di deniyor, en uzun makam işgali haydi bilemedin on yıl sürüyor. Her elbise altındaki tende evladiyelik sanılıyor. Oysa en eskimez elbise üç ya da beş senede kevgir oluyor.

Değer mi, üç beş senelik sultanlık için, saltanata?

Yorum bırakın