Biyolojik saat erken ritim almaya alışıksa insanın uyku ile ilişkisi kırık dökük oluyor. Buna kimisi vah vahla kimisi ne yapalımla kimisi de iyikiyle bakıyor. Bu satırların yazarı son grupta olan biridir. Nerede olursam olayım, hangi koşullarda uykuya geçmiş olursam olayım gökyüzü aydınlansın aydınlanmasın erkenden uyanırım. Zihnimin doluluğuna bağladığım zamanlar olsa da genelde sebepsiz yeredir bu erken uyanışlarım. Bazen, acaba geçen zamanın içini yeterince dolduramıyorum ve bilinç üstümü örten bununla ilgili bir kaygı mı var diye düşünmüyor değilim. Ama sonra hayatıma baktığımda zamanımı istekli olduğum şeylerle değerlendirdiğimi görüyorum. Bu her zaman olmasa da genelde böyle.
Yine oldukça erken bir saatte uyandım. Nehir kıyısında bir yerde kalıyorum. Konakladığım yer güzel ısınan ve sevdiğim gibi geniş camları olan uzakları da görebildiğim bir bakış alanına sahip. Dışarıda soğuk ve gri bir hava var. Sevdiğim gibi. Sıcaklık bir derece. Kar yağmaya müsaitlik olsa şahane bir kış fotoğrafı çizebileceğim buraya. Ama sadece onun soğuğu var. Belki ben buradan ayrıldıktan birkaç gün sonra her yer bembeyaz olacak. Yeni yıla yakın şu zamanların en istendik rengi olmalı o beyaz örtü. Herkes buna hazır. Dolaştığım eğlence ve etkinlik alanlarında, buz pateni pistlerinde gökyüzüne kar tanelerine benzer spreylemeler yapılıyor. Çünkü bu insanlara iyi duygular hissettiriyor.
Ben yukarıdaki satırları yazarken önümdeki geniş alana dikkatlice bakacağım geldi. Şimdi lapa lapa kar yağsa bu açıdan izlemek ne kadar güzel olurdu derken lapa lapa olmasa da minik minik tanelerle gökyüzünden sesime ses verildiğini gördüm. İnanılmaz. Gerçekten inanılmaz. Tatlı bir ferahlık oldu yüreğimde. En azından anlık olarak da olsa evrenle iletişmiştik işte şu anda. Mutluyum.
Oysa bu satırlara başlarken erkenden uyanmaklardan, nehir kıyısındaki bir saati aşkın süren sakin yürüyüşümden bahsetmek niyetindeydim. Kar yağdı. Hatta şu anda da yağmaya devam ediyor.
Sekiz gibi evden dışarı çıktığımda henüz hava tam olarak aydınlanmamıştı. Sokakta hafta sonu sakinliği, sessizliği diyebileceğim bir sükûnet vardı. Ama zaten bu ülkede gürültü bağlamında bir kavramdan şikayet etmek hatta onu temsilen bir şeylerden söz etmek pek olası değildir. Sessizlik ana tema ülkede. Nehir kıyısına ulaştığımda sessizlik daha da derinleşmişti. Geniş bir aralıktan sakince akışına devam eden nehrin kıyısı yer yer kumsal. Kumsalla, onun hemen bitiminde başlayan çimenlik alan arasında yaprak döken pek çok ağaç eşsiz kış manzarasına eşlik ediyor. Geniş bir düzlük ve bitimine yakın yerde tatlı bir eğimle yamaç yapan yeşil alan göz alıcı. Aşırı yağışlı zamanlarda bu yeşilliğin nehir suyuyla dolduğunu biliyorum. Seyrek de olsa bu kent için belli aralıklarla tekrarlanan bir durum maalesef. Yamacın bitiminde birer gidişli gelişli genişlikte asfalt bir araç yolu var. Bu yol yoğunluğu olmayan hemen kıyıdaki malikane tipinde evlerde yaşayanların arabaları için kullanılan bir yol izlenimi veriyor. Yolla yeşillik alan arasında bir sıra budanmış ıhlamur ağaçları yer alıyor. Bu halleriyle dünya dışı varlıklar izlenimi veren bu ağaçlar da ortama ayrı bir hava veriyor.