Kefalonya – Yunanistan

Kefalonya’ya gidelim mi?

Bu gezi yazısında sizleri Yunanistan’ın İyonya Adaları’ndan biri olan Kefalonya’ya götürmek istiyorum.

Kefalonya’nın konumu -tıpkı Zakintos gibi o da bir Doğu Çiçeği-

Önceki seyahatlerimden birinde Zakintos’u görme imkanım olmuştu. İyon Adaları sıfatıyla bilinen Kefalonya, Zakintos gibi adalar hemen batıdaki Venedikliler için her zaman cazibe merkezi olmuş. Hatta Zakintos “Il fiore di Levante” “Doğunun Çiçeği” sıfatıyla anılagelmiş. Zakintos’un eşsiz görüntülerine eşlik eden gözlemlerimi anlattığım yazılarıma buradan erişebilirsiniz.

Kefalonya hariç hiçbir İyon Adasının (Korfu, Paksu, Lefke, İtake, Zakintos) Osmanlı yönetiminde kalmadığını okudum bir kaynakta. Bu adalar üzerindeki hak sahipliği savaşları Osmanlı ile Rus’u bir araya getirmiş, Ingiliz ve Fransızlara karşı birlik olmaya yöneltmiş. 1800’lerde Yedi Ada Cumhuriyetinin kurulmasıyla Yunan Devletinin doğduğu yer de İyon Adaları olmuş. (oyunlar oyunlar … neyse, bu konular gıcık :)

Kefalonya’ya nasıl gidilir?

İzleyenler biliyor, ben -eğer mümkünse- kendi arabamla geziyorum. O nedenle verdiğim rotalar (genelde) kendi aracımla (bazen kiralık araçla) fiilen gerçekleştirdiğim yolları kapsıyor.

Ancak diğer hemen tüm Yunan adalarında olduğu gibi Avrupa’nın önemli kentlerinden buraya da uçakla gelmek mümkün (hatta çok pratik ve ucuz, ama Avrupa’nın …)

Türkiye’den Kefalonya’ya kendi aracımla giderken -her zaman olduğu gibi- yol boyunca görülebilecek ne varsa görmeye çalıştım. Ancak ülkenin en batısında yer alan bu bölgeye gidebilmek için epeyce yol yapmak gerekiyor kuşkusuz. Ağrı’dan İzmir’e geldiğinizi düşünün. Bu sebeple bu kadar uzun bir yolu tek seferde almak yerine ara konaklar yaparak hem yolculuğu zevkli hale getirmek ve hem de yol üzerinde görülmesi yerinde olacak noktalardan yararlanmak iyi oluyor. Bu nedenle ben bu uzun yolu ikiye bölmeyi seçtim. Araya (canım) İskeçe ve Halkidiki’nin Sithonia’sını alarak hem dinlenme hem de yeni yerler görme alanımı genişletmiş oldum. Başlı başına bir dünya olan Halkidiki’nin Sithonia’sına dair yazıma buradan erişebilirsiniz.

Kefalonya adasına Patras ve Killini limanlarından kolayca geçilebiliyor. Patras iskelesi yol üzerindeki ilk iskele olduğu için daha az (75 km kadar) araç sürmeye imkan veriyor. Ancak hem buradan hareket eden feribot sayısının az olması hem de öncelikle tercih edildiği için Patras’tan Kefalonya’ya feribot bileti bulmak oldukça güç olabiliyor. Önceden bilet almak için İyon Denizinde etkin çalışan Levante Ferries şirketinin web sitesinden yararlanabilirsiniz.

Killini (ya da Patras) limanındaki fiyatlarla internetteki fiyatlar aynı. Aldığınız biletlerin dökümüne ihtiyacınız olmuyor. QR koduyla ya da sistemin size ilettiği dijital dokümanla gemiye kabul ediliyorsunuz (bizim bilinçaltı sürekli şimdi kesin sorun çıkacaklarla dolu olduğu için bunu yazmayı görev bildim :). 2019 yılında, komşu ada olan Doğunun Turkuaz Çiçeği Zakintos’a geçerken Killini limanını kullanmıştım. Aynı yerden (çünkü Patras’tan hareket eden gemilerde yer bulamadım) bu defa Kefalonya’ya geçmek üzere Killini’ye gidiyorum.

Yol bilgisi

Bir önceki konaklama yerimiz Sithonia (Porto Koufo) olduğu için buradan hareketle Selanik, Patras, Killini güzergahını kullandım. Bu oldukça uzun bir yolculuğu gerektirdiği için seyahati kolaylaştırmak adına ücretli otoyolu tercih ettim.

Porto Koufo-Selanik-Patras-Killini yol haritası

Otoyola (Egnatia Odos) Selanik’ten girdik. Daha önce yazmıştım burada da belirtmek istiyorum. Bu yol tarihi öneme sahip eski bir yolun adını taşıyor. Egnatia Odos, Romalılar tarafından yapılan ve İstanbul’u Adriyatik’e bağlamayı amaçlayan bir ticaret yolu. Bugün bizim İpsala sınır kapımızdan hemen sonra başlıyor ve İgoumenitsa’ya kadar gidiyor. İgoumenitsa ise önemli bir liman kenti. Buradan başta İtalya olmak üzere pek çok Avrupa kentine gemiyle ulaşmak mümkün. İgoumenitsa limanı her daim Türkiye’den Avrupa’ya ürün taşıyan (ya da tersi yönde) Türk TIR’larıyla dolu oluyor.

2019 yılında geçtiğimde otoyol bazı yerlerde (yapım nedeniyle) kesintiye uğruyordu. Ancak 2022 yılında yolun tümden otoyol standardına yükseltildiğini gördüm. AB bütçelerinden fonlandığını ifade eden çok sayıda yol yapım işine dair tabela yol kenarlarında mevcuttu.

Yolculuğumuz büyük oranda Orta Yunanistan’da geçti. Yunanistan, Makedonya, Trakya, Epirus, Teselya ve Mora olmak üzere beş coğrafi bölgeye ayrılıyor. Ülke topraklarının çok önemli bir bölümü (4/5) dağlık. Hal böyle olunca yollar ya dağların tabanlarındaki vadilerden ya da tünellerle geçilerek dağların yükseklerinden ilerliyor. Bu yılki seyahatimde yollara dair dikkatimi çeken bir diğer durum uzun uzun olmak üzere çok sayıda otoyol tünelinin yenice yapılmış olduğunu görmek oldu. Özellikle Korint Boğazı ile sonlanan yüksek dağları aşmak için son yıllarda yapılan otoyollara ek olarak çok sayıda tünelden geçtik.

Otoyollar, tüneller doğuyu batıya, Adriyatik’e taşıyor

Korint Kanalı ülkenin kuzey kara topraklarını Mora Yarımadasından ayırıyor. Tamamen yapay bir kanal. 1800’lü yılların sonunda açılmış böylece Ege Denizindeki gemiler daha kolay şekilde Adriyatik’e ulaşmaya başlamışlar. Kanaldan geçerek Korint Körfezine gelen gemiler buradan (Patras yakınlarından) önce İyon Denizi’ne oradan da Akdeniz’e ya da Adriyatik’e geçebiliyor. Körfezin ağzı Patras yakınlarında (Rio’da) daralınca iki yaka arasındaki geçişe de izin vermiş oluyor. 2004 yılında açılan Rion-Antirion Köprüsü aynı isimli iki kasabayı birbirine bağlıyor ve Korint Körfezi üzerinde bulunuyor. Otoyol Patras’ta sonlanırken bu köprü müthiş bir finalle sizi selamlıyor, “Patras’a hoşgeldiniz” diyor.

Rion-Antirion Köprüsü ve arkaplanda Patras’a giriş

Korint Körfezi ve Rion-Antirion Köprüsü (mavi hat)

Patras-Killini arasındaki yol daha önce kullandığımda yapım aşamasındaydı. Henüz tam olarak bitmiş değil. Sürat kabul etmeyen bir yol. Patras’tan çıktıktan sonra çoğunlukla bir gidiş bir geliş şeklinde devam ediyor. Yol zemini sıcak asvalt. Yolu yavaşlatan (ortalama hız 60-70 km/sa) (bizim ülkeye göre yavaş demek daha doğru sanırım) ülkedeki ender düzlüklerden biri olan bu bölgedeki çiftlikler, dinlenme konutları, küçük çiftçi köyleri gibi yerlere giriş ve çıkışlar. Ancak söylemek lazım ki ülkede genelde aşırı hız eğilimi ve ihtiyacı da yok. Hayat da seyahatler de sakince akıyor.

Killini Limanı

Burası, Zakintos gibi Kefalonya gibi oldukça fazla (üstelik yabancı) turist çeken adalara ulaşım için kullanılan bir liman. Killini küçük bir kasaba. Limanı da büyük sayılmaz. Ama liman alanı her zaman otomobiller, kamyonetler ve TIR’larla dolu oluyor. Adalarda yapılan üretimlerin ürünleri (şarap, meyve-sebze vb.) bu yolla taşınırken tersi de yine aynı yoldan adalara ulaşıyor.

Limanda Levante Ferries’in bilet satış terminali, bir kaç kafe mevcut. Temel ihtiyaçları gidermek için yakında marketler de var. Denizin suyu tam anlamıyla Turkuaz. Gemiler limana girip çıktıkça yapılan manevralarla harmanlanan su beyazdan turkuaza her türlü renk tonunu size sunuyor. Bu arada tüm Yunanistan gemi taşımacılığı, gemi hizmetleri vb konularda epey ileride bir ülke. Bugüne kadar gittiğim hiç bir adada bir mahsur kalmışlık izlenimi edinmedim. Ada sakinleri dilediği zaman anakaraya ulaşabileceklerinin farkında oldukları için çok rahat ve güvende olduklarını hissettiriyorlar. En uçtaki adalar bile birbirine bir şekilde bağlanmış.

Diğer yandan görme imkanım olan tüm adalarda (büyük-küçük fark etmeksizin) bir havalimanı mevcut. Özellikle İngiliz, İtalyan ve Alman turistlerin akın ettiği Zakintos, Kefalonya, Kos, Lesvos gibi adaların havalimanları gece gündüz vızır vızır uçak kabul ediyor. Hayranlık verici.

Gemiye biniş ve yolculuk

Gemi için bilet alırken kişi sayısının yanısıra aracınız olup olmayacağı da soruluyor. 2022 yılı için Kefalonya gemi bileti kişi başına 13.50 Avro, araç başına 45.00 Avro idi. Yolcu ve araçlar gemiye ayrı ayrı kabul ediliyor. Araçta sadece sürücünün bulunmasına izin veriliyor. Gemilerin araç parkı iki katlı. Üst kat tamamen küçük araçlara ayrılırken girişi ayrı olan alt kat TIR ve kamyonları kabul ediyor. Araçlar gemi rampasından itibaren görevlilerce yönlendiriliyor ve itina ile park edilmeleri sağlanıyor. Aracı park edip yolcu katına ulaşınca uçak konforunda bir yolculuk alanına erişiyorsunuz. Arka güverteden, alımı devam eden araçları, özellikle de TIR’ların gemiye binişlerini izlemek çok zevkli. Bu kadar pratiklik kazanmış olmak için bu işler kaç bin defa yapılmış olabilir ki diye geçiyor insanın içinden. İnanılmaz seviyede seriler hem sürücüler hem de gemi çalışanları.

Geminin yolcu bölümü çeşitli oturma ekipmanlarından ve farklı farklı tasarımlardan oluşuyor. İkinci kat daha sakin. Güvertenin belli bölümleri hariç hiç bir yerde tütün mamülü tüketilemiyor. Çok fazla tüketen de yok zaten ülkede.

Geminin içinde, aynı katta olmak üzere iki büfe bulunuyor. Önlerinde sıra olması ve sürekli bir şeylerin satılması genel gelir düzeyi hakkında bir ipucu veriyor. Markette 2 olan bir ürünün o büfede de 2’ye satılıyor olması da ayrı bir gözlem.

Pulman koltuk olarak bildiğimiz koltuklardan oluşan bölüm koltuğu eğip size uyku vaat edecek sakinlikte. Oturma odası tipi koltuklar seyahat dostlarınızla sohbet için uygunken televizyon izlemek isteyenler için ayrı locaların varlığı şahane. Çocuklar oyun parkında oynarken evcil hayvanların genel kullanım alanında serbest dolaşması uygun bulunmuyor. Olası giysi ve aksesuar ihtiyaçları için gemi butiği de hizmetinizde.

Adaya varış

Kefalonya, Poros ve Sami Limanlarından gemi kabul ediyor. Daha küçük bir liman olan Fiskardo’dan burada bahsetmeyeceğim. Killini’den hareket eden gemimiz yaklaşık bir buçuk saat sonra Poros limanına vardı. Onun on beş dakika öncesinde araç sahipleri otoparka davet edildi. Gemi yine aynı esnek, hızlı ve güvenli manevralarla iskeleye yanaştı. Binerken araçları yönlendiren, park ettiren görevliler (sayıları 6 kadardı) bu defa güvenli şekilde gemiden ayrılmamız için iş başındaydı. Düzenli sıralar halinde park edilmiş araçlar onların el işaretlerine uygun şekilde birer birer gemiden inerken tek bir sıra dışı ses ya da hareketin olmaması bir Türk olarak beni etkiledi :) Markası ve modeli ne olursa olsun her araç kendine işaret edilen yolu ve sırayı takip ederek gemiyi terk ediyordu. Araçlardaki diğer yolcular bindikleri gibi yine yaya olarak gemiden ayrılıyorlar kendilerini almaya gelen araç sürücülerinin kolayca görebileceği yerlerde liman içinde, yol üzerinde bekliyorlardı. Korna sesi duyulmadı. Kötü sözlere mahal verecek bir sıkışıklık yaşanmadı. Ve sonra yüzlerce araç (kamyon ve TIRlar da dahil) sanki aynı gemiden az önce inmemiş gibi dar ada yollarında kaybolup gittiler. Hız yapmanın imkansız olduğu dar yollarda bu araçlar nerelere gitmişti? Şaşılacak şey.

İlk izlenimler

Konaklama yerimiz Uluslarası Kefalonya Havalimanının da yer aldığı Kefalonya bölgesinde. Poros ile otel arasını 45 dakikalık bir sürüşle aldık. Diğer adalarda olduğu gibi Kefalonya’da da yollar bir gidiş bir geliş olmak üzere oldukça dar. Araçlar güvenli sürüş mesafesini ve hızını koruyarak kullanılıyor. Ama ilk izlenim olarak daha önce gittiğim herhangi bir adada bu kadar fazla sayıda TIR görmediğim oldu. Bu TIR’ların dorselerinde adaya ait markalar olduğunu düşündüğüm isimler ve adres bilgileri var. Yollar kimi yerde çok keskin şekilde kıvrımlı. İçinden geçilen küçük yerleşim yerleri arasında geniş boşluklar yok. Bunlar birer köy olarak düşünülebilir. Yerli halkın ne kadar yerli olduğunu, evlerinin bahçelerinin güzelliğinden, zarifliğinden anlamak çok kolay. Bahçesiz ev, çiçeksiz bahçe yok gibi bir şey. Akşam üzerine denk gelen seyahatimiz sırasında çiçek sulayan ya da bahçe önünde birbirleriyle sohbet eden çok sayıda yaşlı teyze ve amca görmüşüzdür. Teyzeler genelde bembeyaz saçlı ve siyah (ya da koyu renk) elbiseli. Sahile yaklaştıkça yolda yürüyen pek çok insan olduğunu ve bu yürüyüşün sahildeki (ya da köylerin içindeki) tavernalara doğru olduğunu anlıyoruz. Bina yerine yeşilin hakim olduğu, sessizliği bozan tek şeyin yollardaki araçların motor gürültüleri (ne kadar olursa artık) olduğu anlaşılıyor.

Otele yerleştikten sonra biz de hemen kendimizi akımın olduğu yöne doğru bırakıyoruz. Adanın batısı muhteşem bir gün vedasına hazırlanırken havalimanına çok çok sık aralıklarla Avrupa kentlerinden uçaklar yağıyor. Kanatlarına dokunmak işten değil. Gün batımına saygısını sunmak için yamacı dolduran çeşitli milletlerden çokça insan bir günü daha huzurla uğurluyor olmanın ayırdında buluşuyor. Kıpkızıl bir akşam sofrası İyon Denizini akşama boyuyor.

Artık belli bir düzeni olduğuna inandığım bu ülkenin en uç noktalarından birinde de yine taverna adını verdikleri bir lokanta insanların sıra beklediğine tanık oluyorum. Bölgedeki insan sayısına göre az sayılmayacak seçenekler insanla dolu. Masalara serilen kağıt masa örtüleri Kefalonya haritasını içeriyor bu defa. Masaya su geliyor öncelikle. Garsonlar koşturmada. Siparişlerin geri dönüşü biraz zaman alabilir deniyor. Mekan dolu. Lezzetli yemeklerin ardından artık gece siyah elbisesini tümden kuşanıyor. Tatlı bir ağustos serinliği. Uçaklar gelmeye ve gitmeye devam ediyor. Aynı mekanı paylaştıkları yıldızlar hiç görünmedikleri kadar parlak ve ışıltılı bu gece. Zira insan eliyle sunni ışığa doyurulmuş kimi dünya kentlerinden ayrı olarak buralarda yeter miktarda aydınlatma tercih ediliyor.

Kefalonya’da gezilecek yerler

Bu başlık içi en dolu başlık olmaya adaydır. Çünkü nispeten büyük bir ada olan Kefalonya’da gezilip görülecek pek çok yer, yapılacak çokça aktivite var.

Genel olarak adaya özgü olabilecek etkinlik başlıklarını şöyle sıralayabilirim:
– Sayıları onlarca (çok çok) diyebileceğim eşsiz plajlarında şahane deniz tatili
– Yolu dahi olmayan, ancak denizden ulaşımı mümkün olan kimi plajlara, koylara ulaşmak için doğa yürüyüşü ile maceraya atılmak
– Argostoli (Fiskardo, Skala da olabilir) gibi bir kentte kafelerde, tavernalarda, alış veriş mekanlarında günü geçirmek
– Adanın rivierası Fiskardo bölgesinde başka bir iklimi hissetmek
– Mirtos plajında iyonik dalgalarla boğuşmak, plaj keyfi yapmak
– Melissani, Drogarati gibi şahane mağaraların mistik ortamına kapılmak
– Orman yürüyüşleri yapmak
Liste böyle uzayıp gider. Bunlar benim aklıma ilk geliverenler. Daha anımsamadıklarım ya da bilmediklerim vardır şüphesiz.

Bu adayı gezmek ne kadar zevkli ve keyifliyse yazmak da o kadar zor. Ben o yüzden gezip gördüğüm yerleri başlıklar ve kendi fotoğraflarım eşliğinde paylaşayım sizlerle.

Fteri Plajı

Kefalonya’daki bazı plajlara ulaşmanız için çaba harcamanız gerekiyor. Öyle doğrudan kendisine ulaşan bir yolu yok buraların. Fteri Plajı bunlardan biri. Zola’dan 20 Avro karşılığı bir tekne yolculuğu ile buraya gelmek mümkün ama bu ücret epeyce fazla bulunuyor. O nedenle bu plaj özel tekneler için bulunmaz sakinliği ile özel bir mekan oluyor. Ya da buraya gelmenin bir başka yolu olan 45 dakikalık bir trekingi tercih edebiliyor insanlar.

Maki-orman karışımı bir alandan, 150 metre gibi yükseklikten peyder pey aşağıya inen bir patikayı takip ediyorsunuz. Bu yürüyüş rotası da belirsizlikler içeriyor. Özellikle sıkı maki ağaçları arasından ilerlerken daha önce yanlış adımlarla ezilmiş toprak sizi de yanıltabiliyor. Yolu kaybetme ihtimaliniz her daim mevcut. Taşlara bırakılmış -kimi silinmek üzere olan- yeşil ve kırmızı işaretleri görüyorsanız doğru yoldasınız anlamına geliyor. Ama yine de yolu kaybetmek çok kolay.

Tahta tabelada gidiş 1.30 saat, dönüş 2 saat yazıyor ama bu gözünüzü korkutmasın eğer iyi iz sürerseniz daha kısa sürede gidip gelinebiliyor. Ama gidiş en az kırk dakika alıyor. Çünkü zaman zaman yolu kaybedip bir önceki noktaya dönüyorsunuz ister istemez.

Aracınızı aşağıdaki görselde yer tarlanın kenarında bırakarak “Fteri Beach” tabelasının olduğu köşeden bilinmezliğe doğru yol almaya başlıyorsunuz.

Oryantiringten haberdarsanız ya da yön bulma duygunuz gelişkinse plaja daha kısa sürede varabilirsiniz. Sahile varmaya 10-15 dakika kala bir mesafeden ilk kez o turkuaz suyu ve altuni kumu gördüğünüzde hissedilen duygunun tarifi güç. Kesinlikle yürüyerek gitmeye değer bir plaj burası.

Geri dönüş yolculuğu nispeten dik bir yamaçta yine yol iz aramakla geçiyor. Yokuş yukarı gidiş süreyi biraz daha uzun kılıyor. Kesinlikle gitmeye ve görmeye değer bir yer burası. Yol boyunca, başka milletlerden insanlarla karşılaştıkça kader birliği yapmışçasına selamlaşmak ve nefes nefese gülümsemekse paha biçilmez.

Agia Eleni Plajı

Bu plaj da gizli kalmışlardan biri. Beğeni puanı olarak yüksek bir değere sahip Agai Eleni’ye erişmek için elinizdeki yön-yer buldurucu uygulamaları işe yaramıyor. Sadece bilenlerin, bulmak isteyenlerin bulması için gizlide bırakılmış sanki. Çok yüksek bir yamaçtan sert kıvrımlı varyantlarla inilen yolu gayet düzgün, ama oldukça dar. Plaj dik yamacın dibinde olduğu için yol boyunca uzun süre varlığına dair bir işaret vermiyor. Belli bir seviyeye indiğinizde yolun kıvrımı ile kendisini görmeniz an içinde oluyor.

Sert varyantın dönümleri tamamlanınca araçların park edildi bir düzlüğe erişiyorsunuz. Hemen onun bitimi ise plaj. Sahili örten iri taşlar gel-gitlerle yuvarlaklaşmış. Turkuaz suya kendinizi bıraktığınızda “iyiki” dedirtecek bir olağanüstülükte, sakinlikte bir atmosfer çevrenizi sarıyor. Suyun rengi tıpkı diğer İyon Denizi ada plajlarında olduğu gibi göz alıcı. Başınızı kaldırdığınızda, az önceki inişlerle katettiğiniz dağ tepeleri görülüyor. Salın kendinizi huzura.

Mirtos Plajı

Burası için en uygun sıfat “muazzam” olur herhalde. Akşam üzeri buraya ulaştığımızda, günü burada geçiren kalabalık geri dönüş yolundaydı. Kefalonya adasının en tanınmış, en çok fotoğrafı paylaşılmış plajı burası olabilir. Devasa bir kullanım alanı var. Ne kadar kalabalık olursa olsun henüz daha kalabalık değil hissi uyandıran bir büyüklük bu. Şemsiye, şezlong pek çok yerde olduğu gibi ücretsiz. Dik bir yamacın dibine indiğinizde Kıdrak (Fethiye) misali bir plaja erişiyorsunuz. Doğrudan açık deniz olan İyon Denizi’ne baktığından şahane dalga alıyor. Çok eğlendirici. Bir bölge klasiği olarak turkuaz suyu ihtişamlı. Eğer akşam üzerine kadar plajda kaldıysanız buradan gün batımını da izleyip eve dönmelisiniz. Manzara şahane.

Fiskardo

Adanın Fransız Riverası, Fiskardo. Lüks teknelerin -belki de yazı geçirmek için- demir attıkları ya da halat bağladıkları şahane bir yer. Kefalonya’yı ziyaret eden kalbur üstü kesimin sakince takıldığı huzurlu sahil kenti. Eski zamanların Bodrum’u. Çok güzel çok. Görmek lazım. Hatta adadaki tatilin bir kaç gecesini burada konaklayarak geçirmek lazım.

Argostoli

Argostoli adanın başkenti. Çok modern bir kent. Alış veriş merkez imkanı veren geniş bir caddesi var. Nitelikli yeme içme mekanları sayıca fazla. Kent meydanı kafelerle, mekanlarla dolu ve içleri de dışları da dolu dolu.

Marinasında bolca tekne bağlı. Gezi tekneleri de aynı iskele boyunca mevcut. Sahil şeridindeki kaldırım tıpkı Izmir Kordonunun ikonik dalgalı çizgileri gibi hatlarla işli.

Kimilia Plajı

Adanın kuzeyinde, Fiskardo yakınında yer alan bu plaja erişmek de yine kısa bir orman içi yürüyüş istiyor. Tatlı bir toprak yoldan 15-20 dakikalık bir yürüyüşle bu güzel plaja varılıyor. Nispeten bakir bir lokasyon.

Empilisi Plajı

Yine Fiskardo’ya yakın, çok ilgi ve insan çeken bir plaj. Otoparkı çok dolu. Araçlar yollara taşmış. Ama bir rahatsızlık ve tehlike oluşturmuyor. Eğlenceli plaj arayanlar için ideal bir seçim olabilir.

Foki Plajı

Fiskardo’ya oldukça yakın, hatta içinde bir plaj. Kapalı bir cep gibi, havuz misali bir plaj.

Kako Lagadi Plajı

Gizli bir hazine daha. Skala bölgesindeki bu plaj yoldan asla fark edilmiyor. Ancak yol kenarında birikmiş park edili araçlar size doğru yerde olduğunuzu göstermeye yeter. Çok çok bakir ve zarif bir doğası var. Kaya oyuntuları içinde geniş tüneller var. Sakin bir yer arayanlara şahane seçenek.

Melissani Mağarası-Gölü

Mağaraya dar bir tünelden geçerek giriliyor. Küçük mavi teknelerle içinde gezinti yapılan çok tatlı bir mağara. Mağaranın tavanının çevresi (ağzı) bitkilerle bezeli. Yüz yıllar önce (depremle) tavan çöktüğü için bu açıklık oluşmuş. Böylece mağaradaki ilk mistik alan ortaya çıkmış. Buradan içeriye düşen ışık mağara içindeki suya ve mağara duvarlarına vurdukça şahane bir görünüm oluşturuyor. Oldukça serin bir ortam. Tekneyi kullanan rehber mağaranın oluşumuna dair bilgiler veriyor. Eğlenceli bir gezinti olması için mağara duvarında yankılanıp geri dönen sesler çıkarıyor (arya söylüyor, küreği suya bandırıp çıkarıyor şıpırdatıyor ya da size bir şarkı söyletiyor).

Tekne, sadece kendisinin geçebileceği bir aralıktan mağaranın ikinci ama kapalı bölümüne geçiyor. Burası az ışıkla aydınlatılmış olsa da gizemli duruşunu koruyor. Ses yansımaları daha belirgin ve tiz olarak geri geliyor. Mağaranın suyu büyük oranda Argostoli’den kaynak alıyor. Yakındaki körfeze bağlanıyor.

Çok ilgi gören turistik bir mekan olduğu için özellikle yaz aylarında oldukça uzun kuyruklarda sıra beklemek gerekebiliyor. Öğle üzeri ışığın mağaraya çok daha başka bir hava vermesinden dolayı bunu bilenler o vakitleri kovalıyorlar. Bu kalabalık sizi yorarsa akşam üzeri şansınızı denemeyi öneriyorum.

Drogarati Mağarası

Melissani mağarasına oldukça yakın bir yerde burası. Hatta iki mağarayı da ziyaret edecekseniz indirimli kombine bilet alabiliyorsunuz.

Drogarati mağarası, Sami’nin sadece 3 km dışında, ünlü Melissani gölü ile aynı bölgede yer alıyorr. Sadece 300 yıl önce, bir depremin mağaranın bir kısmını yok ettiği ve böylece bir giriş oluşturduğu keşfedilmiş. Melissani mağarası gibi Drogarati de mağarabilimci Yiannis Petrochilos ve eşi Anna tarafından araştırılmış. Halatlar ve merdivenlerle mağaraya girmişler.

Müthiş etkileyici akustiğinden dolayı Bavyera Filarmoni Orkestrası (2014) burada konser vermiş.

Yemek işleri

One thought on “Kefalonya – Yunanistan”

Yorumlar kapalı.