Ayvalık sokakları ve Girit Leblebisi

Girit Leblebisi, yalnızca bir usta tarafından Ayvalık’ta üretiliyor

Ayvalık, kendine özgü ürünleriyle, sıfatlarıyla namı yerinde bir kıyı şehrimiz. Balıkesir’e bağlı olsa da il merkezinden bağımsız bir karaktere sahip, etnik yapısındaki zenginlik ve çeşitliliğin ekmeğini doyasıya yiyen bir müstesna beldemiz.
Ününe konu olan şeyler tam olarak bilinmeyebilir belki ama ismi pek çoklarınca duyulmuştur. Yaz yolculuklarını bu zeytin kokulu kentin güzergahından geçirip en azından bir tostunu yiyelim, gitmişken bir de Cunda’sını görelim diyenler az değildir. Ya da şöyle bir kaç gecemizi onda geçirelim; eskinin ruhunu hala koruyan, -maziye özlem duyanlara ilaç niyetine- tadı ve kokusuyla, parlak Arnavut taşlarıyla içler çektiren dar sokaklarında salınalım; geceleri süt liman bir deniz kıyısı mekanında, lezzetli balıklarıyla selamlaşalım diyerek işi büyüten; Sarımsaklı’sında, Badavut’unda Kuzey Ege’nin soğuk sularına kulaç bırakanlar da az değildir.

Ayvalık seyir tepesi

Eğer Çanakkale-İzmir devlet karayolunda seyir halindeyken keskin prina yağı kokusu camlarınızın fitillerini zorlamaya başladıysa bilinki Ayvalık’tasınız. Açın camları, açın ki sinsin ruhunuza barışın, sağlığın bu özel kokusu. İyi hissettirecek bir doğa rengiyle buluşsun teniniz kendiliğinden, birdenbire. Sonra kırın direksiyonu sağa, verin yüzünüzü denize. Azaltın hızınızı, artık yetişecek bir yeriniz yok bu andan itibaren; tarihten getirdiği sevgi, dostluk ve sulh iklimiyle sizi de bağrına basacaktır bu yeşil kent. Denize doğru alçalırken sağa-sola bakının mağrur ve asil bir yeşil, gözlerinize kavuştukça zihninizi yoran fikirlerin birbir bedeninizi terk ettiğini hissedeceksiniz.


Şikayete hiç mahal yok, geldiğiniz yerde de aracınızı öyle kolayca park edip gailenize koşmuyordunuz. Ücreti karşılığında da olsa uygun bir yer bulursunuz. Sırtlardaki kızılçamların adeta baş eğerek selam durduğu körfezi önce yukarıdan görmüş, hayranı olmuştunuz, şimdiyse yakından dokunma zamanı. Ana yoldan itibaren davet üzerine davet çıkaran, sokaklarında ve mevsiminde nergis kokularının kol gezdiği süslü uzun saçlı periyle temasın vakti.
Dokunulan yerde nasıl bir iz kalacaksa bu kentte de ruhunuzda öylesine bir iz bırakacak elbette, unutmayın. Derin derin nefes alın çarşının sokaklarında. Adımlarınız sık olmasın. Cadde niyetine uzun dikey sokaklar birazdan denize bağlar sizi nasılsa az sonra. Kollarınızı iki yana açın, gere gere ve bakın eski insanlardaki samimiyetin derecesine, neredeyse bir evden diğerine iki kol mesafesinde yakınlığın ölçüsüne. Sahildeki durgun suya dalıp çıkan martılar bir senin başında bir karşıdaki adanın, maliklik için öyle çok da kafa yorma burada. Bırak sinsin şehir ve zaman saçlarına, ellerine; bir çay içimlik ömürde sarma gereksiz yere hiç ona buna.

Cunda evleri

Taze mevsim meyveleri, sanki hepsi dalında, mavi brandalı yürüyen tezgahlarda; al tadına bak. Sonra o tadı hatırla. Lor tatlısı ye, karadut suyu iç, tostçular çarşısında Ayvalık tostundan nasibini al; ama akşama papalina masada olmalı onu da unutma; roka ve yanında içmekten hoşlandığın ne varsa.
Akşama doğru Cunda’ya geç mesela. Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü de bu yolda. Adaların nasıl da sevgiyle birbirine bağlandığına tanık ol, o kır çiçeklerinin arasında. Tepede durup geleni geçeni selamlayan yel değirmenini görmezden gelme sakin. Vaktin en ılık rüzgarı orada seni bekliyor olmalı. Uzak-yakın adalara göz gezdir, nergislerin çiçek açtığı mevsimde ağaç altlarının o güzelliklerle bezendiğini hayal et. Kokuları aklını çelsin durduk yere. Gün batımına kal ya burada ya da karşına denk delecek olan diğer yükselti Şeytan Tepesinde.

Badavut sahili

Cunda sokaklarına bırakırsan eğer kendini akşamla beraber biraz zor ayrılırsın artık buradan. Neşeli şarkılara insanların şen kahkahaları eşlik eder kimi sokaklarda, kimindeyse sadece sükun, hepsi tadında. Çıplak camlarıyla gün ışığı renginde ampüllere elektrik yürüdükçe şiirselleşir o sokaklar artık bir anda. Bir tahta sandalye üzerinde geceyi sabaha erdirecek muhabbetlerin başlangıç zilidir adeta o ışıldamalar. Bir ip güzergahına aralıklarla asılmış sıra sıra sohbet lambaları ağaç dallarına tutturulmuş uçlarıyla gecenizi unutulmaz kılmaya gönüllü. Küçük kare masalar ancak birleşe birleşe büyük masalara dönüşür buralarda. Sohbete hasret birisi mutlaka yan masadan biriyle tanışmış olur gece yolunda giderken. Ard niyetsiz, kem sözsüz geçer vakte düşen ne varsa gönül heybesinden.
Sabah olunca o tatlı sarhoşluk damağınızdadır artık, belki sonsuza kadar. Bir plajda alırsın soluğu akşamın huzuruyla. Badavut’daysan eğer kitabındaki sayfalara kimse giremez sakinliği ile nam yapmış bu diyarda. Ya da bıraktıysan eğer kendini Sarımsaklı’ya hangi mevsimde olursa olsun soğukluğundan dem vurabilirsin suyun, ama onun da tadı başka.

Ayvalık şehir merkezi

Girit Leblebisi

Ülkemizde leblebi denince yanına ismini yazdıracak pek çok şehir buluruz. Herbirinin kıymeti kendinden menkul bu leblebi türleri arasında üretimi en meşakkatli olanlardan biri -bence- Girit Leblebisidir. Araştırmalarımdan edindiğim bilgiye göre bu leblebinin ismi Giritlilere özgü bir imalatın ürünü olmasından geliyor. Giritçedeki adı astragala olan bu leblebinin yurdumuzdaki üretimi sadece Mustafa Kidir tarafından yapılıyor. Mübadele ile Girit Adasından Ayvalık’a gelmiş olan baba Hasip Kidir tarafından Girit Türklerinin bir kültür mirası olarak üretilmeye başlanmış. Bugün sadece oğlu Mustafa Kidir tarafından imalatı yapılan leblebinin en önemli özelliği kızgın deniz kumu içinde, özel kazanlarda kavruluyor olması.
Oldukça sert yapısıyla ama kendine has lezzetiyle farklı olarak tanımlayabileceğim leblebi damakta kendine özgü bir tat bırakıyor. Nohut bir saat kadar deniz suyu içinde bekletilerek ıslatılıyor. Onun öncesinde, uzunca bir süre, altı odun ateşiyle beslenen saç kazanlar, içindeki deniz kumu ile beraber iyice kızdırılıyor. Sudan alınan nohutlar kazanlara, kumun içine bırakılıyor. O sırada bir cızlama, pişme, kavrulma sesi duyuluyor. Kazan ateşten alınarak iki yanındaki kulplardan sıkıca tutulup iyice çalkalanıyor. Bu aşaması oldukça meşakkatli olan bu işlem sırasında çıkan duman ve buhardan insanın yüzü yanıyor. Bir de sistemin hareketi tamamen bel desteği ile gerçekleştiğinden sırta ve bele ciddi bir yük biniyor. Kavrulman belli kıvama gelince karışım eleme düzeneklerinden geçiriliyor. Tamamen kumdan arınmış olan leblebi taneleri kararmış ama lezzetli yüzleriyle adeta mübadele zamanlarında binbir elem ve kederle yaşanan bu dramın hatırasını üzerinde taşıyarak avucunuza geliyor. Sertlikse, -belki de- o zamanların, gerek Girit’in fethinde, gerekse mübadelede yaşanan güçlüklerin ürettiği insani sertliğin bir ifadesi olarak tarih kokuyor.
Ayvalık’a yolu düşene, diğer lezzetlerinin yanında leblebisinin de tadına bakması önerimiz olsun.

Ayvalık’ın denize koşan sokakları

One thought on “Ayvalık sokakları ve Girit Leblebisi”

Yorumlar kapalı.