Meteora – Yunanistan

Listedeki Meteora’yı “OK” olarak işaretliyor olmanın mutluluğu

Bu yazımda sizleri mistik atmosferiyle benzerlerine fark atar diyebileceğim Meteora‘ya götürmek isterim. Meteor sözcüğü, Latince’de olağanüstü olay anlamına gelirken bizim de aklımıza uzaydan yeryüzüne düşen taş ve kaya parçalarını getirir. Lakin yazımıza konu olan Meteora bunlardan biraz daha farklı bir manada kullanılıyor. Kelime tam olarak havada asılı duran anlamına geliyor. Doğanın nadir ve gizemli jeolojik oluşumlarından biri olmasının yanında bu dev kayaçların üzerine kurulmuş binalar (manastırlar) ayrıca dikkate değer. Bölgeyi gezip gördükten sonra bu havada asılı durmanın ne menem bir şey olduğunu daha iyi kavrıyor insan.
Pindos Dağları’nın yanında, Tesalya’nın batı bölgesinde, eşsiz ve muazzam kaya sütunlarının yerden yükseldiği görülür. Bu sıra dışı biçimlenişi jeologlar öyle kolayca açıklayamamışlar. Bir volkanın boynunu, boğazını andıran bu oluşumların böyle bir özelliğinin olmamasına rağmen yapıdaki kayaçlar kumtaşı ve konglomera karışımından oluşmakta.
Konglomera, milyonlarca yıl boyunca bir gölün kenarındaki deltaya akan derelerden taş, kum ve çamur birikintilerinden oluşuyor. Bir jeolojik devir olan Paleojende, yaklaşık 60 milyon yıl önce bir dizi yer hareketi deniz tabanını yukarı itmiş, bu yüksek bir platonun oluşumuna yol açmış ve ve kalın kumtaşı tabakasında birçok dikey fay çizgisine neden olmuştur. Dev kaya sütunları daha sonra kötü hava koşullarına bağlı olarak su, rüzgar gibi faktörlerin etkisiyle aşınarak bugünkü hallerini almış. Burada jeolojik anlamda ilginç olan konu bu konglomera formasyonu ve yıpranma tipinin, çevredeki dağ formasyonu içinde nispeten bir bölgeyle sınırlı olarak gelişmiş olmasıymış.
Bu tip oluşumlar dünyanın başka bölgelerinde görülse de Meteora’yı özel kılan milyonlarca yıl boyunca biriken tortul kayaçların tekdüzeliği ve kötü hava koşullarının sebep olduğu aşınmanın ani ve keskin bir dikey ayrışmaya yol açmış olmasıdır.
Meteora çevresindeki mağaralar, 50.000 ile 5.000 yıl arasında sürekli olarak yerleşim yeri olarak kullanılmışlar. Bilinen en eski örnek yapı olan Theopetra mağarasının girişinin üçte ikisini tıkayan taştan bir duvar, 23.000 yıl önce, muhtemelen soğuk rüzgarlara karşı bir engel olarak inşa edilmiş. Dünya o zamanlar bir buzul çağı yaşıyormuş. Mağaralarda, Paleolitik ve Neolitik döneme ait insan eliyle yapılmış eserler bulunmuş.
On birinci yüz yılda, Meteora bölgesine, kayaların içindeki mağaralara keşişler yerleşmiş. Ulaşım, erişim zoruluğu beraberinde gözden ırak olmayı da sağladığından dev kayaların üzerlerine manastırlar inşa edilmiş. Kimi yerlerde sadece bir insanın geçebileceği bir açıklığın oyulmasıyla yapılan giriş kapısı çoğu manastır için yapılmamış bile. Yüksek konumdaki bu yapılara erişim, aşağıdan gelecek olanın bir filenin içine oturarak makara sistemiyle kendini yukarı çektirmesi şeklinde gerçekleşmiş. On dördüncü yüz yılda yirmi manastır varmış. Bugün altı tanesi ayakta bulunuyor.

Meteora’ya ulaşım

Meteora bölgesini ziyaret etmek için İpsala sınır kapımızdan sonra 580 kilometrelik bir yolculuk gerekiyor. Yön bulucu cihazınıza, Kalambaka şehrini yazarak yol almanızı öneririm. Zira Meteora yazıldığında, ülkede bu isimle anılan başka yerlere gitme olasılığınız vardır. Meteora bölgesinde kısıtlı bir yerleşim imkanı bulunmasına rağmen hemen arka planda, Pineios Nehri kıyısında bulunan Kalambaka yerlilerin yaşadığı, konaklama seçeneklerinin daha fazla ve uygun fiyatlı olduğu bir şehir. Bu iki yerleşim arası 5-10 dakikalık bir sürüş mesafesinde zaten. Ayrıca Meteora’nın dev kayalarının bir yüzü (belki de arkası demek lazım) Kalambaka’ya bakıyor.
Bizim buraya erişimimiz Tasos adasından ayrılıp Egnatia Odos yolunu kullanarak oldu. Kozani, Grevena, Mikani yolunu izleyerek; biraz da otoyol dışı yolları daha çok sevdiğim için farklı coğrafyaları görerek Meteora’ya vardık.
Varış saatimiz akşam üzeri olduğu için doğrudan ihtişamlı kayaların arasına bıraktık kendimizi. Güneş batmaya yakın, kayaların üst kesimlerine ulaştıran yolları izleyerek bu defa alt yerleşimlere (Meteora ve Kalambaka) üstten bakarak fotoğraf çalışması yaptık. Her bir şeyin karelere sığmadığını görüp andan keyif almaya çalıştık.
Hava kararmaya başladığında, bu defa arka yoldan Kalambaka’ya inerek kalacağımız yeri bulduk. Meteora otel bakımlı, temiz bir oteldi. En büyük kayalardan birinin dibindeydi. Oto park sorunu yoktu. Aile işletmesi olduğu için bizi karşılamaları, ağırlamaları daha samimiydi.
Böyle ilk kez gidilmiş şehirlerde otelde zaman geçirmek bana çok anlamlı gelmiyor. Evde de yapılabilecek bir iş bu. O yüzden, temel ihtiyaca binaen bir kaç parça eşyayı odaya bırakıp dışarıya çıktık. Genelde otel görevlilerinden yemek ve gezi planı önerisi almak iyi oluyor. Bölgenin dev bir haritası üzerinde işaretlemeler yapıldı, lokanta önerileri samimi olarak alınınca önce kendimizi yemeğe teslim ettik. Yerel ezgiler eşliğinde, sakin bir yol kenarı lokantasında geceyi karşıladık. Şehri gezmek hem serinde hem de herkesin sokaklarda, parklarda olduğu zamanlara kaldı.

İkinci gün, manastırlar

Ertesi sabah en geç yedi buçukta çıkmak istediğimizi söylediğimiz için mütevazı yemek salonunda kahvaltı masamız hazırdı. Biz sandalyelere oturunca, bitmeyecek sandığım gidiş gelişler ve çeşitlilikle lezzetli bir kahvaltılık çeşitleri masaya taşındı. Oldukça uygun fiyata kaldığımız bu otel bizi etkilemişti. Çünkü sadece kahvaltı konaklamaya verdiğimiz ücret kadardı neredeyse.
Otel sahibinin önerisiyle, kalabalık turist gruplarından önce (özellikle Japonlar ellerinde şemsiyeleriyle. zarif konuşmaları ve ince gülüşleriyle) kendimizi ilk manastırın kapısında bulduk. Ziyaretler dokuzdan itibaren başlıyor ve ciddi bir talep olduğu için ve girilip çıkılan kapılar, tırmanılan merdivenler hep tek kişilik olduğu için zaman kayıpları yaşanabiliyor. Erken yol almak iyi fikir o yüzden. Tüm girişler ücretli ama oldukça cüzi bir rakam. Bir kaç manastıra girip çıkınca ana tema anlaşılıyor. Okuduklarımıza göre en çok önerilenleri, ovaya en hakim olup da fotoğraflara nispeten güzel yansıyacak olanları seçmiş olsak da inip-çıkarken, tırmanıp-yürürken, oraya-buraya bakarken dört saat kadar zamanı bu gezi sırasında harcadığımızı gördük. Bir gün önceki akşam üzeri turunun bize epey zaman kazandırdığını doğal yapıyı görme, dev kayaların alt kısımlarında bulunan, mağaralara giden ya da yürüyüş yolu olarak kullanılan patika yolları görmüş olmamız çok isabetliymiş. Yoksa burası böyle bir günde bitecek bir yer değilmiş.

Meteora’ya yaklaşırken ilk karşılaşma
Meteora yerleşiminden
Köy meydanından Meteora kayalarından biri
Köy meydanından Meteora kayalarından biri
Köy meydanından kayalara doğru gizemli yollardan biri
Sadece burada değil Avrupa’da her yerde karşılaşabileceğiniz sarı erikler anlık meyve ihtiyacınızı karşılamak üzere sizi bekler. Eriğin bağırsaklar üzerindeki rahatlatıcı etkisini dikkate alarak tüketmekte yarar var:)
Bir süre daha ilerleyebildim, sonrası hep o korku filmlerinde bilinç altımıza işlenen akibete götürdü geri döndüm. Yol iki saatte bir kayanın üzerindeki manastıra götürüyor sizi.
Evin camından bakınca böyle kayalar görmek nasıl olur acaba? Akseki böyleydi galiba?
Eski evlerden biri. Diğer pek çoğu turistik amaçlı yenilenmiş. Konaklanabiliyor.
Etkileyici
Oldukça sıkı bir ormanın içinden geçen yolu takiben yükseliyoruz
Ve şimdi de aşağılar. Her bir manastırın ve her bir kayanın birer adı var elbette
Yukarlardan Meteora
Şirincik otelimiz
Tanıdık tatlar
Tavsiye üzerine
Her şeyin adı var ama akılda tutabilene aşk olsun; Kalambaka’nın her yerinde, turist panolarından görüntü
Kahvaltı masasından bir kesit, eksik çekmişim :)
Manastır gezileri
Manastır gezileri
Manastırlardan biri
Ne desem ki?
Çok şeyi göze almış bu keşişler bence. Manastırlardan birindeki belgeselde orijinal çekimleri izleyince şaka olmadığını anladım.
Kalambaka’ya üstten bakış, gelirseniz burada konaklayın derim

Youtube’da karşılaştığım bir video bağlantısını da paylaşmak isterim. Görüntüler etkileyici ve bölgeyi yansıtıcı.

Meteora – Ella Locardi

“Meteora – Yunanistan” için 2 yorum

  1. Geri bildirim: Yunanistan – Candaki

Yorum bırakın